12 İmam Orucu’na Ramazan aşısı

12 İmam Orucu’na Ramazan aşısı

ALİ HAYDAR SAYGILI

Alevileri avlamak ve tavlamak isteyenlerin ve resmi devlet protokolünün her yıl boy gösterdiği resmi Hacı Bektaş şenliklerini biliyoruz. Demokratik Alevi örgütlerinin tepki göstererek, alternatif Alevi etkinliklerle müdahale ettikleri bu “şenlikler”den sonra, şimdi bir de “Muharrem İftarı” diye bir şey türettiler.

Alevi inancında, bilhassa Türk ve Kürt Alevi-Bektaşiler arasında iftarın, “Muharrem İftarı”nın yeri yoktur. Aleviler, Kerbela’nın yasını tutarlar. Oruçları da 12 İmam Orucu’dur. Sünni İslam’ın şenliklerle karşılayıp bayramla uğurladığı Ramazan Orucu gibi değildir. Aleviler bu oruçta bazı yiyeceklerden özellikle uzak dururlar. Su içmezler. Oruçlarını açmak için akşam ezanına göre davranmazlar. Geceden sonra bir daha yemezler. Toplu oruç açma, “iftar”, “sahur” gibi adetleri yoktur ve bunları Sünni İslam’a has bir davranış olarak reddederler. Bütün bunlar, Alevi yoluna has bir duruş ve içerikle yürütülür. Şekli, zahiri bir durum değildir.

Ne var ki, AKP yeni bir “şenlik” kuruyor. “Muharrem İftarı” ile Aleviliği kontrol altına almaya niyetli. Nereden çıktı bu “Muharrem İftarı”? Bunun sebebi ne?

Alevilerin matem ayı ve 12 İmam Orucu, açıkça konuşulamadığı dönemlerde “aşure günü/ayı” diye popülerleştirildi. Aleviliklerini açığa vuramadıkları dönemde bu ifade en azından fazla sorgulanmazdı. O yüzden Alevisiyle Sünni İslamcısı’yla herkes “aşure”de birleşiyordu. Ancak Alevilik son yıllarda inançsal renkleri ve demokratik talepleriyle belirginlik kazanıp kendisi için oluşturulan kalıpları kırdıkça, bu “aşure”de ortaklık yetmedi. Resmi Sünni İslamcılığın ve devletin asimilasyonu siyaseti de oruç üzerinden yeni bir kontrol kurmaya, İslami referanslar ve adetlerle Alevileri devlete ve diyanete bağlamaya yöneldi.

Bu çerçevede ilk “Muharrem İftarı” AKP’nin 2008’deki girişimiyle kuruldu. O zaman Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olan Reha Çamuroğlu eliyle bir sofra kuruldu. Alevi halklarımız ve demokratik kurumlar haklı olarak bu sofrayı “Hızır Paşa Sofrası” olarak tanımladı ve lanetledi. O günden bugüne de hep bu adla anılır. Ve dün bu Hızır Paşa sofrasında bağdaş kuranların bir kısmı -somutta Cem Vakfı ve İzzettin Doğan gibiler- devletin Alevi olma yolunda derinleşirken, Aleviler ve demokratik Alevi hareketi bunları yol düşkünü olarak tarif etti, ediyor.

Ancak mesele burada bitmiyor. AKP ve işbirlikçileri, bu Hızır Paşa sofralarını her yıl kurmaya devam etti. Bu yıl ise daha yaygın kuruldu ve bol bol propagandası yapıldı. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, başbakan, bakanlar ve bilumum devlet erkanının boy gösterdiği bir “iftarlarda”.

İlk etapta, başbakanın çıkıp konuştuğu Alevilere hitap ettiği, tavlamaya çalıştığı, çoğu kez mesaj vermeye uğraştığı bir kürsü gibi görülebilir. Öyledir de. Çıkıp, “Torunum olacak, bir adı da Ali olacak” lafını etmesi boşuna değil. Ama bu hal ve gidişten başka bir beklentisi daha var. 12 İmam Orucu’na Ramazan aşısı yapmaya çalışıyor. Ramazan orucuna ve Sünni İslam anlayışına has özellikleri ve uygulamaları Aleviliğe sokmaya çalışıyor. Süreklileştirerek bu tarzı bir geleneğe dönüştürmeye çalışıyor. Alevilerin yas tuttuğu günlere, gösterişli salonlarda, lüks otellerde kurduğu sofralarla açıkça saygısızlık yapıyor. Alevi inancı üzerinde Sünni İslam’i kanal açmaya çalışıyor ve tabii düpedüz asimilasyoncu siyasetin bir tezahürüdür bu. Ve yine Alevi inancına, toplumuna karşı hakaret içeriyor.

Şurası belli; AKP ve devlet, Aleviliği devlet ve Diyanet kontrolünde tutacak bir uğraş ve arayış içinde. Toplum içinde kendisiyle işbirliği yapacak keklik soylu düşkünlerle yol yürüyecek, yürüyor. Cem Vakfı ve İzzettin Doğan gibi.

Ayrıca, “Cemevlerine statü” diye her seferinde dillendirdikleri söylem de bir tuzak. Onların bahsettiği şey, Alevilerin talep ettiği gibi cemevlerinin ibadethane olduğu gerçeğinin kabulü değil. Aksine vakıf statüsünde bir kurum olarak ele alacaklar. Bütün cemevlerini tek bir merkezden yönetecek bir “statü” hazırlayıp, onu da Diyanet’e bağlayacaklar. Bu “statü” aslında cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmeyişinin vesikası olacak. “Cami-cemevi-aşevi projeleri” İzzettin Doğan gibi düşkünlerin TOKİ üzerinden trilyonlara boğulmaları karşılığında Alevileri satması vb. hep bir Hızır Paşa siyaseti ve geleneğidir.

Alevi halklarımız bu gerçeğin farkındalar. Ve günümüzde gelişen eylemleri artık kopuş ruhu ve anlayışı taşımaktadır. Düne kadar az çok içeriden biri olarak gördükleri işbirlikçi çevrelere karşı daha net tavırlar almaktadırlar. Bunlarla yollar kesin ayrılığa doğru derinleşiyor.

Mücadelenin ana darbesinin doğrultusu, işbirlikçileri daha fazla tecrit edecektir. O yüzden “Muharrem İftarları”na Hızır Paşa sofrası denmesi, bugün bu kesimleri ve anlayışları daha fazla yalnızlaştırmaktadır. O sofralarda bağdaş kuranlar Aleviler adına konuşamaz hale gelecektir, gelmelidir.

Bu mücadelenin eylem boyutu için Narlıdere Alevileri yol gösteriyor. Narlıdere’de Aleviler, Gezi ruhuyla bir yol tutturdular. Zorunlu din derslerinin kaldırılması için eyleme başladılar. Çocuklarını din derslerine göndermeyerek fiili bir boykot örgütlüyorlar. Tuzluçayır ve Narlıdere’nin yolu bir. Bu mücadelenin arka planı güçlü, bütün coğrafya sathına yayılan bir toplumsal-siyasal tabanı var. Hızır Paşa sofralarıyla düşünülen oyunlar yine bu mecrada bozulacak. Şimdi bu kıvılcım bütün bozkırı tutuşturabilir. Yürünecek yol belli ve Alevilerin yolu “iftardan” geçmez, geçmeyecek.

* Atılım Gazetesi’nin 22 Kasım 2013 tarihli 91. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Kasım 2013, Perşembe 14:36
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Rota