Gözetleme, dikizleme ecele çare değil

Gözetleme, dikizleme ecele çare değil

TAHİR LAÇİN

Başbakan Erdoğan’ın “evlerde kızlı erkekli yaşıyorlar, kimin girdiği, kimin çıktığını, ne haltlar döndüğünü bilmiyoruz. Buna müsaade etmeyiz” açıklamaları bolca tartışıldı, yorumlandı. Bülent Arınç ve Yalçın Akdoğan’ın kendince bu söylenenleri örtme, düzeltme çabaları, Başbakan’ın Arınç ve Akdoğan’ı ters köşeye yatırarak, “söylediğimi inkar etmem” diyerek, tartışma konusu sözleri söylediğini ilan edince, mevcut rejim ve AKP yandaşı bir çok yazar, çizer, gazete vb. duruma uyum sağlamak için kıvırıp durdular. Eğer bir ahlaksızlık aramıyorsa, iktidarın, muktedirlerin dümeninde her yöne yatan, hiçbir insani değer, onur ve ilke tanımayan bu çevreler buna en iyi örnektir.

Başbakan ve egemenler, toplumu her yol ve yöntemle zapturapt altına almayı, bunun için de diğerlerinin her davranışını, hareketini denetlemeyi büyük bir meziyet sayarlar. ABD ve AB en yakın en güçlü müttefiktir. “Dost” olduklarını, “kardeş” olduklarını, birbirlerine güven duyduklarını vb. vs. söyler, yazar dururlar. Biz devrimci sosyalistler bunun kocaman bir yalan olduğunu, emperyalist, gerici çıkarların bütün ilişkileri belirlediğini, kimin kimi, ne zaman satacağı, vuracağının belli olmayacağını söyleriz, yazarız, göstermeye çalışırız. Bu gerçeği bir kez daha gördük. ABD, en “dost” gördüğü ülkeleri, yöneticilerini vb. dinlemiş, kaydetmiş. Artık yalanlama yok. Kanıtlar ortada. “Yaptık tamam da bir sor niye yaptık” tarzında, Banker Bilo filminde, Şener Şen’in o müthiş repliğindeki gibi; ABD de “tamam dinledim, ama sizin, bizim güvenliğimiz için dinledim” diyor.

Başbakan’ın bizi sokakta, işyerinde, telefon vb. gözetlediği, dikizlediği, dinlediği vb. yeterli görmüyor. “Ben kim nerede, kiminle oturuyor, yasal (evlilik, aile ilişkisi katlediliyor), meşru birbirleriyle kalma durumu var mı, yok mu ona da bakacağız” diyor. Neymiş, “muhafazakar-demokrat olarak buna müsaade etmez”lermiş!

İşyerinde işçinin, büroda emekçi memurun, sokakta tüm toplumu gözetleme, dikizlemenin büyük “erdemi”ne ulaşmış bu gerici, faşist iktidar sahipleri şimdi de apartmanların, evlerin girişini, çıkışını, o da yetmiyor evin içini gözetlemek, dikizlemek için kameralar yerleştirecek planlar yaparsa buna şaşırmamak gerek. Şaşırmıyoruz da. Bütün bu gözetleme ve dikizlemenin ahlaksızlığın en büyüğü olduğunu, “ahlak” adına birilerinin nasıl ahlaksızlığın en pespaye biçimini sergilediğini söylemeye gerek var mı? Yok tabii. Birilerinin ya da birisinin yaşam alanını, mekanını ister açık, ister gizli gözetlemesi, dikizlemesinin açık bir taciz olduğu gerçeğini de belirtelim. Halkımızın, birisinin bir yaşam mekanını, ya da anahtar deliğinden birilerin yaşam yerini dikizlemeye kalktığında, bunu nasıl aşağıladığını hepimiz biliriz. Başbakan ve Adalet Bakanı ve diğer yandaşları da bunu biliyor. “Muhafazakar”lar (eski yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı, tutucu kesimler) sıradan işçi ve emekçilerin bu gözetleme, dikizleme ve yaşam biçimine bu tarzda bir müdahaleyi büyük bir ahlaksızlık, haksızlık olarak gördüğünü söyleyebiliriz.

Egemen sınıflar ve onların sözcüleri toplumu, ezilen ve sömürülenleri kendi sınıf çıkarlarına, amaçlarına uygun dizayn etme, “terbiye” etme saldırganlığının, zorbalığının bir başka biçimidir dışavuran.

Başbakan dışarıda gençleri, toplumu dizayn etmek, kontrol altında tutmak için, insanların “özel” yaşam alanlarına müdahale etmek, denetlemek için fiili ve yasal baskı ve zorbalığın yeni biçimlerini devreye sokarken, Adalet Bakanı da hapishanede, biz devrimci, sosyalist tutsakları, diğer tutuklu ve hükümlüleri dikizlemek, taciz etmek ve psikolojik işkence altında tutmak için, yeni saldırı biçimlerini devreye sokuyor. Hapishanenin çevresi, çatısı, ana ve tali koridorları, giriş ve çıkışları, açık görüş yerleri, mahkeme, hastane vb. gitmek için bindiğimiz ring arabasının hücreleri kameralarla doludur. Bu alanlarda kesintisiz bir gözetleme, dikizleme ve taciz yapılıyor. Adalet Bakanı da Başbakan gibi bizleri dikizlemeyi, gözetlemeyi yeterli bulmamış ki, şimdi günün önemli bir bölümünü geçirdiğimiz havalandırmaya kameralar taktırma saldırısına girişti. 6 Kasım günü, kaldığımız hücrelerin havalandırmalarına takılan kameralarla bizleri dikizlemeye, gözetlemeye, taciz etmeye başladılar. Buna devrimci, sosyalist tutsaklar olarak, daha önce ilan ettiğimiz gibi yanıt verdik. Kameraları kırdık, görüntü almasını engelledik. Bunun ardından hapishane idaresinin fiziki saldırısına uğradık. Zorla başka hücrelere götürüldük. Teklilere konulduk. Kullandığımız eşyaların bir çocuğuna el koydular. Sohbet ve spor hakkımız (isyan ettiğimiz gerekçesiyle) bir ay süreyle gasp edildi. Kameraları kırdığımız ve görüntü almasına engellediğimiz için toplu ve tek tek havalandırma hakkımız gasp ediliyor. Hakkımızda bol bol “disiplin soruşturma”ları açılıyor.

Anlaşılan Adalet Bakanlığı kameralı gözetleme, dikizleme ve tacizde hiçbir sakınca görmüyor. Kaldığımız hücrelerin üst katını, yatma yerinin bir bölümünü de gören kameralarla gözetleme, dikizleme, taciz etmenin ahlaksızlığını, insan onur ve kişiliğine bir saldırı, psikolojik işkencenin en açık biçimi olduğunu ya görmüyor, ya da bütün bu saldırıları mubah görüyor.

Şimdi hapishanede, büyük bir hapishaneye çevrilmiş dışarıda, toplumu her yerde, her biçimde gözetleme, dikizleme ve taciz etme, denetim altına alma saldırısına, ahlaksızlığına, her yerde, meşru yol ve yöntemle karşı durma, direnme zamanıdır. Biz devrimci, sosyalist tutsaklar bunu yapıyoruz.

Taksim-Gezi ayaklanmasının korkusu, devletin, egemenlerin Başbakan ve Adalet Bakanı’nın ta içine işlemiştir. “Korkunun ecele faydası yok”tur! Ezilenler, baskı gören, sömürülenler bu karanlığı daha güçlü şekilde dağıtacak, “eceli” gelmiş olanları, hak ettikleri yere gönderecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 29 Kasım 2013 tarihli 92. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 30 Kasım 2013, Cumartesi 13:14
Kategoriler: Haberler, Politika, Sizlerden