İktidar bloku çözülüyor: İleri

İktidar bloku çözülüyor: İleri

ALP ALTINÖRS

Anayasa Mahkemesi’nin Mustafa Balbay için aldığı ve tahliyesiyle sonuçlanan karar, AKP etrafında birleşen iktidar blokunun çözülüşünün en yeni ve çarpıcı göstergesidir. Bu karar, büyük olasılıkla BDP’li tutsak vekilleri de kapsayacaktır.

Bu karar, AKP’nin 2011’den bu yana karşıtı burjuva ve ilerici/emekçi güçleri demoralize etmek, siyasal tutuklama saldırılarına karşı kitle itirazını ezmek için keyfi ve hukuksuz olarak sürdürdüğü siyasi rehine politikasının iflasıdır. Bülent Arınç, Cemil Çiçek gibi AKP’lilerin “iyi oldu” açıklamaları, AKP’nin yenilgisini gizlemek amaçlıdır. Sebahat Tuncel örneğine aykırı olarak, 2011 seçimlerinde tutuklu milletvekillerinin tahliyesini engelleyen Başbakan Erdoğan ve AKP Hükümetidir. Bu zorba politikayı bugüne dek Fethullahçı kadroya dayanarak uygulamışlardır.

Anayasa Mahkemesi’nin son dönemde AKP Hükümetini ve uygulamalarını eleştiren açıklamaları ve aldığı bu son karar, Gülen cemaatinin iktidar blokundan tasfiye edilmeye karşı direnciyle bağlantılıdır. Hükümet ve cemaatin ana gövdesini oluşturduğu iktidar bloku içindeki şiddetli kavganın bir yansımasıdır. Hükümet yandaşı basın “Cemaatin oyu yüzde kaç ki bizi tehdit ediyor” babında yazılar yayımlıyor. Zaman ve diğer cemaatçi yayın organları ise Cemaatin “özgül ağırlığı”ndan bahsediyorlardı. İşte, Balbay’ın tahliye kararı, bu “özgül ağırlığın” AKP’ye verdiği mesajla ilgilidir. Cemaatin gücü esasen devlet yaşamına kattığı çok sayıda kadrodan geliyordu. Bu kadronun, siyasal gelişmelerin yönünü etkileme gücüne sahip olduğu bir kez daha görülüyor.

Halklarımız nezdinde teşhir olmuş, hiçbir biçimde sürdürülemez hale gelmiş, hem burjuva solunun (CHP) hem de Kürt halkının yoğun kitle seferberliğine konu olmuş bu keyfi tutukluluk, en çok hükümetin yargıdaki cemaat kadrosuna sırtını dayayabilmesi sayesinde sürüyordu. İşte şimdi bu değişti. Böylece bugüne değin Erdoğan’ın hak hukuk tanımayan mutlak iktidarının bir sembolü olan tutuklu milletvekilleri, Erdoğan’a rağmen serbest kalıyor. AKP burjuva karşıtlarını ve ezilenlerin demoralize etmek için kullanılan bir sembolü şimdi tersine dönerek, aynı koşulları moralize eden seçimler öncesinde güç ve enerji veren bir olguya dönüşüyor. Bu çatışmanın doğrudan tarafı olmayan yığınlar açısından da bu olay Erdoğan’ın zayıflayışının bir göstergesi olarak algılanacaktır.

Sınırsız mutlak gücü ellerinde yoğunlaştırarak bir faşist polis devletine şeflik etmek isteyen Erdoğan için, bu yönelimin politik koşulları gitgide zayıflıyor. Yanılmaz ve yenilmez olma iddiasındaki bu despotik figür, üst üste hatalar yaparak, geri adımlar atarak yalpalıyor. Hiç kuşkusuz Erdoğan’ın bu yalpalama bandına sokan olay Haziran başkaldırısıdır. Elinde halen önemli bir politik güç bulunsa da Haziran’dan beri Erdoğan ve AKP fiili bir gerileme yaşıyor. Halka söylediği sayısız yalan teşhir olan, Kürt sorununun çözümü yolunda en güdük adımları dahi atmayan, dershaneleri kapatma süslemesiyle yola çıkan ama bunu da iki yıl erteleyen “kızlı-erkekli öğrenci evlerine müdahale edeceğiz” sözünün altında ezilen, Suriye politikası çöken, Mısır’da yalnızlaşan ve büyükelçisinin kovulmasıyla darbe yiyen (örnekler çoğaltılabilir) Başbakan Erdoğan, sürekli irtifa kaybetmektedir.

Dolayısıyla, sosyalist sol için özgüven ve politik cüret zamanıdır.

Ne var ki, esas sorun, yani AKP’ye destek veren geniş yoksul kitlelerin kazanılması sorunu, halen ortada durmaktadır. Batı’da yükselen demokratik halk muhalefeti, demokratik orta sınıflardan, eğitimli ücretlilerden daha aşağıya engin işçi-yoksul kitlelere inememektedir. En yoksul ve en dindar milyonların oy gücünü halen arkasında tutan Erdoğan ve AKP bu güce dayanarak, sandık dışında halk iradesinin bütün biçimlerini zorla bastırarak ayakta kalmaya ve “şeflik” hedefine yürümeye gayret ediyor.

Ağır borç yükü altında ezilen, bankaların sömürücüsünü iliklerine kadar hisseden, aylık geliriyle giderlerini karşılamayan milyonların desteğini yitirmemek için Erdoğan, zenginlere, bankalara, faiz lobisine sahte çıkışlar yapmaktadır. Gelişmelerin yönü bir mali krize doğrudur.

Geniş yığınlara adres olabilecek ve “yoksulların dilinden” konuşan ve eyleyen bir alternatif yaratılamazsa, Erdoğan AKP’sinin yerine Gül’ün başkanlığı altında yine bir AKP Hükümeti geçirilebilir.

Haziran başkaldırısı, sandık ve seçimlerin, halk iradesinin ancak dolaylı ve yabancılaşmış bir yansıması olduğunu, aslolanın halk iradesinin doğrudan ve temsilcinin ifadesi olduğunu gösterdi. Sandık, üstelik 12 Eylül yasalarıyla kuşatılmış bir sandığı halk iradesinin tek biçimi sayarak ve bunu zorbalıkla dayatmak Erdoğan ve AKP kendi iktidarlarının sürgit devamını güvenceye alacaklarını sanıyor. Oysa yanılıyorlar. Halklarımızın baharı yaklaşıyor. Ne demiştik?

“Bu daha başlangıç.”

* Atılım Gazetesi’nin 13 Aralık 2013 tarihli 94. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 13 Aralık 2013, Cuma 16:14
Kategoriler: Büyüteç, Haberler, Makaleler, Politika