Yürüyüş Rojava’da neden savruldu?

Yürüyüş Rojava’da neden savruldu?

HAYDAR ÖZKAN

Yürüyüş Dergisi, Rojava’yla ilgili eleştirilerimize, sözüm ona ‘yanıt’ vermiş. (Sayı 391) Biz bir yanıt göremedik. Daha çok bir suçluluk telaşına, sağcı çizgisini bağırarak örtme çabasına tanık olduk. Rojava’yla ilgili bütün tespitleri çöktüğü, Rojava’ya ilgili duruşları, bizzat bir utanç kaynağı haline geldiği için, bunun ezikliğiyle yazmışlar. Ama ciddi bir siyasi hareketten beklenecek özeleştiri tavrı yerine, demagojiyle durumu kurtarmaya çalışmışlar.

Yürüyüş, Ortadoğu’da sadece ABD politikalarını ve ona direnen devletleri (Suriye, İran) tanıyan, gözü başka bir şey görmeyen ulusalcı bir çizgiyi “antiemperyalizm” olarak sunuyor; İran, Suriye gibi bölgemiz gerici devletlerinden yana taraf olmayanları (bu arada Rojava’yı) “işbirlikçi” olarak sunuyordu. Emperyalizme karşı direnişi Suriye, İran yürütüyordu ve herkes onların arkasında yerini almalıydı.

Peki, şimdi gelinen nokta nedir?

İran, Cenevre’de, ABD ve Batı emperyalizmiyle anlaşma imzaladı. “Uranyum pazarlığı” biçimi altında alevlenen bölgesel nüfuz alanları paylaşımı yapıldı. Cenevre’deki anlaşmayla ABD, ucu El Kaide’ye kadar açık “Sünni blok” karşısında, İran’ın başını çektiği “Şii blok”tan yana ağırlığını koydu. ABD böylece İran’ın bölgesel yayılmacı politikalarına onay mührünü bastı.

Evet, soruyoruz; ne oldu sizin “antiemperyalist” İran’ınıza?

O İran ki; 2009’da özgürlük için başkaldıran halkını ezdiğinde siz buna “antiemperyalizm” adına alkış tutmuştunuz. (İran’da 2009 Haziran ayaklanmasına yaklaşımımız ve Yürüyüş’ün bu konudaki tavrına dair eleştirimiz için, bkz. Teoride Doğrultu, sayı 36, Haziran-Temmuz 2009)

O İran ki, düzenlediğiniz “Emperyalizme Karşı Halkların Birliği” sempozyumlarına gayri-resmi devlet temsilcilerini çağırıyorsunuz, “antiemperyalist ittifak” tartışması yapıyorsunuz. (Tabi Suriye devlet temsilcilerini de.)

İşte şimdi, buyrun İran’la bol bol ittifak görüşmesi yapın, sempozyumlarınıza çağırın. Size Cenevre deneyimlerini anlatsınlar…

İran’ın Afganistan ve Irak işgallerinde ABD’ye açık askeri destek verdiğini ve Batı emperyalizmiyle kavgasının “bölgesel güç” olma kavgası olduğunu bilenler açısından Cenevre Anlaşması’nda şaşırtıcı olan hiçbir şey yoktur. Ahmedinejad ve Ruhani, mollalar düzeninin iki yüzüdür. İran, antiemperyalist değil, antiAmerikancıdır. ABD’yle kavgası da emperyalist düzen içinde bir bölge gücü olarak tanınarak yer alma kavgasıdır. Bölgesel güç politikasına alan açtığında, ABD’yle de el sıkışmaya hazırdır.

Gelelim Suriye’ye. İran’la yapılan Cenevre Anlaşması’nın, Suriye’de de bir uzlaşmanın kapısını açtığı herhalde kimse için bir sır değildir. Suriye’de de gelişmelerin yönü, ABD ve Batı emperyalizmiyle uzlaşma doğrultusundadır. “Kimyasal silahların imhası” anlaşması, bu uzlaşma sürecinin yürütüldüğü zemindir. ÖSO’nun “Genelkurmay Başkanı” Selim İdris’in, eğer Esad dışında birisi başkan olursa, Suriye ordusuyla birleşip El Kaide’ye karşı savaşacaklarını açıklaması, yaklaşan Cenevre Konferansı’nın çerçevesini ortaya koyuyor. Emperyalizm ve işbirlikçisi çeteler Baasçılarla kucaklaşırken, acaba ne yazacak, ne söyleyeceksiniz?

Suriye’de Beşar Esad rejiminin “antiemperyalist” olduğu iddiası koftur, çürüktür. Gerçekte, Rusya emperyalizminin (hem de ona askeri üs verecek denli) himayesi altındaki bir rejimdir. Diğer yandan, Suriye’de Beşar Esad’ın başkanlığa getirilmesi, Baas rejimi bakımından Batı emperyalizmiyle “uyum” sürecinin bir ifadesiydi. 2011 olaylarından önce de Beşar Esad’ın Batı emperyalizmiyle herhangi bir çatışmasından söz edilemez. Neoliberal programı uygulayan, Lübnan’dan çekilen, Türkiye’yle sıkı ilişkiler kuran Beşar Esad, emperyalist mali sermayeyle “sıcak” ilişkilere sahipti. Tıpkı, Libya’da aynı yönelimin içinde olan M. Kaddafi gibi. Ancak “elverişli koşullar” doğduğunda ABD ve Avrupa emperyalistleri, Kaddafi gibi Esad’ı da kısa sürede devirebileceklerini sandılar. Bu amaçla cihadcıları Türkiye üzerinden silahlandırıp Suriye’ye gönderdiler. Ancak, başarısız oldular. Öyleyse, Batı için şimdi 2011 öncesindeki koşullara dönme zamanıdır. 2011-2013 gerici iç savaşında Rusya’nın himayesi altında Batı emperyalistlerince ve Türkiye-Suudi-Katar gerici devletlerince finanse edilen, eğitilen, silahlandırılan çetelere karşı direnmiş olması, ne Esad’ı ne de Baas rejimini antiemperyalist yapmaz.

Nihayetinde, Suriye iç savaşında ABD planlarını bozan temel etken Rusya’dır. Eğer tutarlı olacaksınız, buyurun Rusya’yı da “antiemperyalist” ilan edin. Putin’in temsilcilerini de antiemperyalist sempozyumunuza çağırın.

Evet, “hayatın diyalektik gerçeği çok berraktır”, ama sadece hayata diyalektik yöntemle bakanlar için. Sizin ulusalcı gözlükleriniz ise ancak bir astigmat “berraklığı” sağlıyor.

Ve siz, bütün bu çürük ve çökmüş tahlillerinizle, kendi özgücüne dayanarak bir halk meclisleri iktidarı kuran, bu meclislere bölgedeki bütün halkların temsilcilerini de katan, kadını özgürleştiren ve ordulaştıran, anadilde eğitimi hayata geçirerek asimilasyonu kıran, alt kendi özgücüne dayanarak ÖSO-El Kaide çetelerine bölgeyi dar eden, hem Türkiye hem de Barzani’nin çifte ambargosuna rağmen açlık-kıtlık koşulları oluşmasını engelleyen Rojava’nın Kürt halkını, sırf Rusya-Çin-İran-Şam cephesine yedeklenmediği, bağımsız halkçı duruşunu koruduğu için “işbirlikçi” ilan etmiştiniz. Sözüm ona, “hayata ezilen halkların penceresinden baktığınızı” iddia ederken, ezilen Kürt halkını, onu ezen Baas milliyetçilerine kayıtsız-şartsız boyun eğmeye çağırıyordunuz. Türkiye solunu, sosyalistlerini “Rojava’ya karşı Esad’ın yanında” durmaya davet ediyordunuz. Ankara’nın silahlandırıp yolladığı ÖSO-El Kaide çeteleriyle ölüm kalım savaşı verirken, Barzani yönetimi sınır kapısını kapatmış, abluka uygularken, ABD Dışişleri Rojava’daki özerk yönetimi tanımadığını ilan edip, Barzani egemenliğini dayatırken… İşte bütün bunlar olurken, siz sözüm ona “antiemperyalizm” adına Rojava’ya düşmanlık ilan ettiniz. Bu utanç verici duruşunuzla, nesnel olarak, Rojava’ya saldıran güçlerin kuyruğuna takıldınız. Yani, Suriye-İran savunuculuğunuz nedeniyle Rusya’nın, Tahran’ın, Şam’ın kuyruğuna takılmakla kalmadınız, Rojava tutumunuz nedeniyle, niyetiniz ne olursa olsun, nesnel olarak Ankara’nın da kuyruğuna takıldınız. Can sıkıcı da olsa, bunlar açık siyasal gerçeklerdir.

ANTİEMPERYALİZMİN İKİ TANIMI

Bütün bunların ardından, antiemperyalizm üzerine büyüklenmelerinizi okuyoruz. Sizin ulusalcı antiemperyalizm tanımınızı reddediyoruz.

Antiemperyalist eylem, biz komünist devrimcilerin mayasıdır. NATO Zirvesi’nrden IMF toplantısına, ırak işgalinden Lübnan tezkeresine ve son olarak Rojava’ya bedeller pahasına büyütülen pratik eylem hattımızdır.

Biz, sosyalist olduğumuz için antiemperyalistiz. Bizim için antiemperyalizm, mali sermayeye karşı enternasyonal bir savaş şiarıdır.

Siz ise, ulusalcı olduğunuz için antiemperyalistsiniz. Sizin antiemperyalizminiz, Türk ulusalcılığının, Arap Baasçılığının ve İran İslamcılığının bir sentesizidir. Sizin için antiemperyalizm dün Irak, bugün İran ve Suriye gibi ulusalcı devletlerin tutumudur. Bölgemizde onlara güvenip onlara dayanırsınız.

Bizim için antiemperyalizm halklara, ezilenlere ait bir tutumdur. Ancak halkçı bir iktidarın varlığı koşullarında (Küba, Venezuela) bir devlet politikası haline gelebilir. O yüzden biz, Bölgemizde, emperyalizme karşı halklara, halk isyanlarına güvenir, dayanırız.

Sizin antiemperyalizminiz, giderek antiAmerikanizme daralıyor. Bizse antiemperyalizmi her iki emperyalist bloga karşı tutarlı, devrimci duruş olarak kavrıyoruz.

Sizin antiemperyalizminiz, yanıbaşınızdaki Kürdistan’ı bile kapsama yeteneğinden yoksundur. Sadece Türkiye’nin bağımsızlığıyla ilgilisiniz. Bizse, başta Türkiye ve Kürdistan gelmek üzere bütün Ortadoğu’da halk cumhuriyetleri birliğini hedefliyoruz. Emperyalizmden bağımsızlığının ancak bölgemiz halklarının demokratik ve sosyalist federasyonlarıyla mümkün olabileceğini savunuyoruz. Emperyalizmden bağımsızlık için, bölgemiz halklarıyla en sıkı bağdaşmadan yanayız.

2009’da İran’da patlak veren Haziran isyanı, 2010 Ocak’ında Tunus’ta başlayan ve Bölgemize yayılan “ekmek ve özgürlük” isyanları ve 2011’den bu yana gelişen Rojava devrimi, bütün bunlar sizin için “yok” hükmündedir, “hiç” değerindedir, emperyalizmin oyunlarından ibarettir. Bizim içinse bunlar, Bölgemiz halklarının devrimci hamleleridir, bugün için ola ki yenilseler dahi yarın yeniden alevlenecek ve Bölgemizin geleceğini şekillendirecek sınıfsal ve ulusal başkaldırılardır. Rojava, bir yanıyla ulusaldır, Kürdistan devriminin “batı yakası”dır, diğer yanıyla ise bölgeseldir, Bölgemiz halklarının devrimci girişkenliğinin bir parçasıdır.

Dolayısıyla, Yürüyüş Dergisi’nin tıpkı dün İran, Tunus ve Mısır’daki halk isyanlarını anlayamaması, yanında değil karşısında konumlanması gibi, bugün de Rojava devrimini anlayamaması, yanında değil karşısında konumlanması bir rastlantı değil, onun ulusalcı bakış açısının bir ürünüdür. Bu bakış açısı bugün, devrimci enerji değil, sosyal şoven yanılgılar, meseleleri ele alışta darlıklar ve bölge gerici devletlerine yedeklenme üretir, üretecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Aralık 2013 tarihli 94. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 13 Aralık 2013, Cuma 16:25
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Polemik, Politika