Çöküş

Çöküş

SAMİ ÖZBİL

Türkiye siyasal tarihi bakımdan çok önemli bir dönemeçteyiz. Cemaatin önemli bir bileşeni ve ABD ile en yakın operasyonel gücü olduğu iktidar bloku çöküyor.

Eli kulağındaydı. Çok birikmişti çünkü. Dershane bahanesiyle patladı. Cemaat lideri, seks kasetinden/aleminden bahsederek sopa gösterdi. Birkaç gün sonraki konuşmasında, taraftarlarına adeta sadakat yemini ettirdi. Kamikaze saldırısına başlayacağı besbelliydi. Aynı günün akşamında AKP’den bir vekil daha istifa etti. Ertesi sabah, sadakat çağrısına uyanların bir bölümü “yolsuzluk operasyonu”na başladı.

Olan bitenlerin yanında bu yolsuzluk dosyaları devede kulak kalır. Daha neler göreceğiz neler. Saadet zincirine dönen bir devlet yapısı var, her yeri çürümüş bir egemen blok var… Öncekilerden farklı değiller. Geldiler, devletleştiler, ABD kendi çıkarlarına ilkesel tarzda zarar vermedikçe AKP’ye müsaade etti, envai çeşit ranta bulaşmasına ses çıkarmadı. Sadece fişledi ve zamanı gelince kullanmak üzere sakladı. Şimdi tümünü ortaya seriyor, daha doğrusu serme tehdidinde bulunuyor ABD.

Şimdiki saldırının hiç değilse iki boyutu çok belirgin: ABD-AKP ve AKP-cemaat.

ABD’nin AKP ile ilişkisi, El Kaide türü radikal akımlara karşı denge olarak kullanma mantığıyla şekillenen siyasal İslam projesi ile ilgiliydi. Müslüman Kardeşler ekolü biçilmiş kaftandı. AKP de o ekoldendi. Mutedil İslam, kapitalizmle barışık, modernizmle uyumlu İslam anlayışı için öne çıkarılan Müslüman Kardeşler ekolü ile, Kaide’nin güç kaybı koşullarında ihtilafa düştü ABD. Mursi, bunun bedelini ödüyor. Ayrıca Mursi’nin hareketi artık bir tür yarı profesyonel/milis türü bir organizasyon halinde.

Daha önce AKP’nin Mursileşme olasılığıyla karşılaşacağını vurgulamıştık. ABD’nin bütün gücüyle sürece dahil olma ihtimali, bunun bir somut seçime zorlama/itmeye dönüşeceğine işaret eder. “Mavi Marmara”, “Şangay Beşlisi” gibi ajitasyonlara ABD’nin uzun zaman sabretmesi, AKP’ye alternatif bulunamamasıyla da ilgili. Karşılıklı yıpratma, “vezir düşürme” hamleleri ardından iyice bitap düşen AKP’ye kötü koşullarda bir “anlaşma” dayatma veya “ipini çekme” ihtimali kuvvetleniyor.

AKP’nin Emniyet’teki panik dolu tasfiye yanıtı pek işe yaramaz. Göreve getirdiklerini bir daha (4 gün içinde) görevden alıyor, çünkü birkaç kurum gibi Emniyet’i de cemaate terk etmişlerdi. ‘Kazan kazan’ mantığına dayalı bir rol dağılımıyla cemaati palazlandırdı.

Bir taraf “İninize kadar gireceğiz” diyor, diğeri beddua okuyor. Devlet imkânları ve yürütme erki avantajıyla AKP’nin bu savaştan büyük yaralar pahasına sağ kurtulma olasılığı mümkün. Bu durumda bile AKP’nin tüm tılsımının kaybolması kaçınılmaz. Hızla gerileyebilir.

ABD’nin eski işbirlikçileri olan generallerden kurtulmak üzere giriştiğine benzer bir nokta atışlarına yönelmesi, AKP’yi dağıtma potansiyeli taşır. ABD, birkaç vezir düşürüp burnunu sürttükten sonra yeniden anlaşma opsiyonunu, pragmatik karakteri nedeniyle hep elinde tutmak isteyecektir. AKP’nin kaderi DSP’nin kaderine dahi benzeyebilir. Menderes’ten bu yana ABD’nin epey tecrübesi var bu alanda.

Bu şartlarda cumhurbaşkanlığı seçimleri dahil her üç seçim açık savlaşmalar, keskin kutuplaşmalarla geçecektir. İktidar cephesindeki her anlaşma-uzlaşmanın ise halka, hususen de Kürtlere baskı olarak dönmesi neredeyse kaçınılmaz.

Cemaat, Osmanlı’daki kanlı saray içi kapışmalarda rastlanan organizasyonları andırıyor. Tüm yapıya nüfuz etmişlerdir. Aynı nedenle bir tür panikle AKP’nin çıkardığı yeni yönetmelikler de pek işe yaramaz. İki taraf bakımından da hayat memat meselesine dönüşen bu kavgada her tür hilenin karşılıklı kullanılması, bu ülkede “Allah” ve “vatan”la halkı kandırma, tüm pis iş ve ilişkilerini organizasyon savaşında olunduğuna işaret ediyor. Üstelik ufukta çok daha büyük sarsıcı olaylar belirdi şimdiden.

Gezi büyük bir halk isyanıydı. Asla unutulmayacak. Bir katalizör gibi tepkimeyi hızlandırdı, saflaştırdı. Son olaylar da egemen blokun ne kadar çürümüş olduğuna işaret ediyor. Tam şimdi, tutkuyla, inatla az ya da çok ulunduğuna bakmadan, halka hakikatleri anlatmalı, ezilenleri adalet ve özgürlük mücadelesine katmak hayati önemde. “Yesinler birbirlerini” demekle taraflardan birini diğerine tercih etmek veya basit birer kaydedici gibi olup bitenleri pasifçe seyretmek aynı kapıya çıkar.

* Atılım Gazetesi’nin 27 Aralık 2013 tarihli 96. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 27 Aralık 2013, Cuma 15:05
Kategoriler: Büyüteç, Haberler, Makaleler, Politika