Gençlik demokrasi ve özgürlükler dersine

Gençlik demokrasi ve özgürlükler dersine

SITKI GÜNGÖR

Başbakan Erdoğan’ın seçim mitinglerini az çok takip eden üniversite öğrencileri, onun 8 Aralık’taki açıklamalarını da ilgiyle dinlemiş olmalılar. Zira, Erdoğan’ın gündeminde öğrenci affı ve üniversite gençliği vardı. Başbakan, “Şu anda sınırsız af diye bir şeyi artık tanımıyoruz. Çünkü, sınırsız affı verdiğimiz öğrenciler, üniversitelerimizi terör alanına çevirdi” dedi. Devamında, “Bundan sonra buna müsaade etmeyeceğiz. Belli bir yılda üniversiteyi bitiren bitirecek, bitirmeyen kusura bakmasın” diye de ekledi. Ve “Öğrenci, üniversiteyi terör alanına çeviren değildir. Öğrenci öğrenciliğini bilecek, okuyacak, okulunu bitirecek… Bitirmediğin taktirde artık sana güle güle…” demeyi de ihmal etmedi. Dahası var, lakin dinlenilmesine bile tahammül edilemeyecek sözleri uzatmayalım.

Alışılageldik, hükmedici, üstenci, biat bekleyen tipik bir Erdoğan retoriği bu. Eksik kalmıştı ya; işçiliği, Kürtlüğü, Aleviliği, dindaşlığı, kadınlığı tanımlayan Başbakan, öğrenciliği de tanımladı: “Öğrenci, üniversiteyi terör alanına çeviren değildir… O, okulunu bitirendir!” Eyvallah! Sınırları zorlayıp, “İyi bir Kızılderili demek…” ya da “Bebek dediğin ağlamaz. Kimse kusura bakmasın, ağlayan bebeğe meme vermeyiz, verdirtmeyiz!” şeklindeki kimlik ve toplumsal rol tanımlamalarını ne zaman yapacak diye merak etmemek elde değil.

Konu “üniversite öğrenciliği”, “öğrenci affı”, öğrenci literatüründe “kronik-uzatmalı öğrenci” denilen 7, 8, 10 yıllık öğrencilik ve nihayet “teröristlik” olunca, haliyle Başbakan’ın sözlerini üzerime aldım. Ne de olsa “makul sürede” üniversiteyi bitirememiş, uzaklaştırılmış, atılmış, afla dönmüş “teröristlik” 13 yıllık bir “kronik öğrencilik” kimliğim var. Erdoğan’ın bu konuşmayı “Gezi tutsağı” olarak bulunduğum Edirne’de yapmış olması da ayrıca ironik geldi.

İki yıl önce “Öğrencilere sınırsız af getiriyoruz. Artık okuldan atılma yok” diyenin de aynı Başbakan olduğunu hatırlatarak, konunun bütünü düşünüldüğünde, küçük bir ayrıntı olarak kalıyor. “Dün dündür, bugün bugündür” ayarında klişe bir “Demirelci burjuva siyaset tarzıdır” diyerek mimleyip geçelim. Daha önemlisi şu: Başbakan, bir öğrenci profili çizerek insanlığından soyunmuş, sosyal bir varlık olmaktan çıkmış, biat eden, köle bir öğrenci tipi yaratmak istiyor. Öğrenci gençliğe düpedüz maymun olmayı vaaz ediyor. Tıpkı üç maymun figüründeki gibi “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyen cinsten! Gençliği ve toplumu ilgilendiren ekonomik, akademik, demokratik sorunlara karşı kör, sağır, dilsizi oynamaya çağırıyor.

Toplumsal yaşamdan soyutlanmış böyle bir öğrencilikten doktor, avukat, mühendis, gazeteci, öğretmen çıkar çıkmasına da, meslek ve insan onuru çıkmaz. Nihayetinde insan, sosyal olduğu kadar bilincinde olsun ya da olmasın politik bir varlıktır. Üniversite gençliği, insanın bu özelliklerinin en belirgin şekilde gelişip serpildiği alandır/dönemdir. İşte Başbakan’ın tariflediği öğrenci tipolojisiyle mesleki ama daha da önemlisi insani onuru hedeflemekte, öğrenci gençliğe insan olmaktan vazgeçme çağrısı yapmaktadır. “Güvenlik” adı alında kampüsleri adeta kafese çeviren Başbakan ve hükümeti, bu tanımıyla da öğrencilere kafes içinde, kendisine uzatılan muzla yetinen “maymun” rolü biçiyor. “Ne veriyorsak onu alın” diyor. Haliyle bu role uygun davranmayanları da “terörist” diye yaftalıyor.

Bu sözleri duyunca, “Terörist diyorlar bize/ Ekmek istiyoruz diye/ Terörist diyorlar bize/ Ülkemizi seviyoruz diye/ Ne güzel şey şu terörist olmak” dizeleri geliyor insanın aklına.

Okuldan uzaklaştırılan ya da atılan, tutuklanan, afla dönen ve dolayısıyla okulu uzatmak durumunda kalan üniversite gençliğinin çok büyük bir bölümünün akademik-demokratik hak mücadelesi veren ilerici, yurtsever, devrimci-demokrat öğrenciler olduğu açık. Polis-idare-YÖK işbirliğinin varlığının sır olmaktan çıkması çok oldu. Şimdi Başbakan, yıllara dayalı öğrenci gençlik mücadelesinin yarattığı bu mekanizmayı tahkim etmek istiyor. Bir yandan üniversite gençliğinin tamamını potansiyel tehlike görüp tehdit ederek ön almaya çalışırken, öte yandan yüksek öğrenim gençliğini öğütecek bu gerici mekanizmayı daha da işlevsel kılmayı amaçlıyor. Erdoğan’ın sözleri bu coğrafyadaki 600’e yakın tutuklu öğrencinin ve “af” bekleyen binlercesinin varlığıyla birlikte düşünüldüğünde daha bir anlam kazanıyor. Önümüzdeki dönemde, soruşturma ve okuldan uzaklaştırma/atma saldırısının da tırmanacağının sinyalidir bu.

İstisnalar dışında okuldan atılmak, uzaklaştırılmak ve dolayısıyla okulu uzatmak ne bir tercihtir ne de öğrenci keyfiyetidir. Bu, düpedüz eğitim sistemini de çevreleyen çürümüş sermaye düzeninin ve faşist rejimin ürünüdür. Başka hiçbir şey değil.

Açık ki, Başbakan’ın sözleri, Gezi-Haziran ayaklanmasının sonucudur. “Kızlı-erkekli kalma” pespayeliğinden sonra bu tehditlerin olası tesadüf değil. Gençliği ilgilendiren her iki gündemin de “terör” fikrine bağlanması, Gezi ile açığa çıkan ve yeni dönemde de yükselme potansiyeli taşıyan gençlik hareketinin korkusunu taşıyor, şimdiden önünü almayı amaçlıyor.

Toplumun en dinamik kesimine üç maymunu oynayarak köleleşmeyi dayatanlara elbette gençliğin yanıtı vardır, olacaktır. Politik çalışmaları büyüterek, akademik-demokratik mücadeleyi yükselterek, adalet ve özgürlükler mücadelesinde en önde yürüyerek egemenlere yanıt verilmelidir. Onların “iyi öğrencisi” bizden uzak dursun. İnsanlığın barbarlığa sürüklendiği bir dünyada insan onurundan soyutlanmış bir akademik süre sonunda verilecek diploma da, elde edilecek kariyer de uzak olsun! Başta yüksek öğrenim gençliği gelmek üzere, öğrenci gençliğin en temel dersi demokrasi ve özgürlükler mücadelesidir. Gençlik, “Gezi okulu”nda bu dersi gördü. Şimdi bunu kampüslere, amfilere, sınıflara taşıma vaktidir.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Ocak 2014 tarihli 97. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Ocak 2014, Cuma 13:32
Kategoriler: Gençlik, Haberler, Sizlerden