Tüm yargılamalar yok hükmündedir

Tüm yargılamalar yok hükmündedir

ALİ HAYDAR KELEŞ

17 Aralık operasyonuyla yeni bir sürece girdik. Bakan ve oğullarının dahil olduğu rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla rejim krizi alevlendi. Cemaat ve Erdoğangiller arasında kılıçlar çekildi ve her iki taraf enstrümanlarıyla kılıç sallamaya devam ediyor. İki taraf da yargı içindeki teşkilatlanmaları üzerinden de kozlarını paylaşıyor. Erdoğangillerden bazı savcı ve yargıçlar yeni dalga operasyonları açık seçik engellemeye çalışıyor, karşı taraftakiler ise bastırıyor.

Anayasasında “hukuk devleti” yazan cumhuriyetin halini canlı yayın ekranlarından milyonlar izliyor. Bağımsız ve tarafsız yargının palavradan ibaret olduğu, son iki haftalık gelişmelere bakıldığında dahi rahatlıkla görülebilir.

Faşist bir diktatörlük koşullarında ne yargıçlar “tarafsız”, ne de adalet “üstün”dür. Diğer düzen kurumları gibi yargı da işçi sınıfı ve ezilenlere karşı örgütlenmiştir. Esas varlık nedenleri de budur. Hakim ve savcıları bu tornadan çıkmış ve varlık nedenlerine bağlı kaldıkça görevde kalmış ve yükselmiştir.

Dün yargıda Kemalist ulusalcı ideoloji hakimdi, bugün başkaları. Ama yargı hiçbir zaman “bağımsız” olmadı ve “tarafsız” kararlar vermedi. Bugün AKP-cemaat koalisyonu, kaleleri bir bir düşürülen “ordu partisi”nin yerine yargıda egemen hale gelmiştir. Yargı içindeki kadrolaşma, bu koalisyon tarafından siyasi ve ideolojik görüş ve çıkarlarına göre savcı ve hakimlerin atanması, terfilerle yükseltilmesi ve yüksek yargı bürokrasisinin yeniden şekillendirilmesiyle gerçekleşmiştir.

Koalisyon bozulup egemen sömürücü sınıfın iki kesimi arasındaki iktidar çatışması alevlenince aynı alev topları yargıya da sıçramıştır. Benzerlerine; Mendereslerin, 28 Şubat ve Ergenekon yargılamalarında gördüğümüz gibi 17 Aralık operasyonu da iki iktidar kesiminin birbirlerinin bileğini bükme amaçlıdır.

Cemaat, yargı ve polis teşkilatı içindeki güçlü varlığıyla edindiği izleme ve dinleme kayıtları, kaset ve belgelerle, yaptırdığı operasyonlarla Erdoğangilleri köşeye sıkıştırıp yıpratıyor.

Başbakan ise Gezi’den bu yana ağzına sakız yaptığı “dış mihraklar”, “faiz lobisi” gibi tekerlemelerle meydan meydan gezerek cemaati kastederek; “Yargıda ve poliste başta olmak üzere paralel devlet çetesine müdahale edeceğiz”, “İnlerine girip dağıtacağız” diye tehditler savuruyor. Cemaate karşı kendi yargı ekibiyle hamlelerin sinyalini veriyor.

Başbakan, hedef rüşvetçi bakan, bakan oğulları ve bürokratları olunca, “yargı çarkının ne kadar bozuk” olduğunu, “savcı ve polislerin komplolar hazırladığı”nı, “Yüksek yargıdan yerel mahkemelere kadar bir tezgâh örgütlendiğini”, “Paralel devlet yapısının yargı üstünden komplolar örgütlediği”ni itiraf ediyor. Bu ülkenin Başbakanı böyle diyorsa, işin vahameti ve büyüklüğü anlaşılmalıdır!

Hedef yurtsever, devrimci ve komünistler olduğunda böyle demiyordu ama! AKP, ikiyüzlüdür ve yılan kendisine dokunduktan sonra şikayet etmeye başladı. Ortakken, ortak düşmanlarına karşı sahte delillerle, gayri meşru dinlemelerle ve türlü türlü komplolarla hareket ediyorlardı. O zamanlarda paralel devletten, yargıdaki çetelerden bahsetmiyorlardı.

Son yıllarda muhalif kesimlere karşı yürütülen Gaye, KCK, OdaTV, Devrimci Karargâh gibi birçok dosyada sahte belgeler, hayali gizli tanıklar, aynı yöntemlerle elde edilmiş izleme ve dinleme kayıtlarıyla devrimcilere binlerce yıllara varan cezalar yağdırıldı. Demokratik siyaset türlü türlü yargı komplolarıyla kriminalize edildi. Her türlü demokratik eylem yasa dışı ilan edildi. Binlerce siyasi tutsak hapishanelerde rehin olarak tutuluyor.

Muhaliflere dönük operasyonları bu polisler yaptı, aynı savcılar iddianameler hazırladı, aynı Özel Yetkili Mahkemelerde aynı yasalarla yargıladı ve aynı yargıçlar cezalar verdi. Erdoğangillere operasyon çekenler devlete paralel çetelerse, Başbakan’ın söylemine göre binlerce siyasi tutsağı hapishanelere tıkanlar da çetelerdir. Başbakan şimdi, bu teşkilatın paralel devlet ve çete örgütlenmesi olduğunu farkında olmadan itiraf etmiş oluyor. Dolayısıyla, tüm siyasi dosyalardaki yargılamalar gayri meşrudur, verilen kararlar yok hükmündedir ve binlerce siyasi tutsak bırakılmalıdır.

Bu yargılamaların tarafsız yargıçlar tarafından yapılmadığı, belli bir siyasi-ideolojik hareketin siyasi kararları olduğuna Başbakan’ın sözleri şahittir. Başbakan’ın itirafları, “bağımsız yargı” diye bir şey olmadığına, paralel devletin (çeteleşen yargının) ÖYM’lerde kendi siyasi pozisyonuna göre kararlar aldığına şahittir.

Şimdi, Erdoğangiller ve cemaat filler gibi birbirleriyle tepişirken, birbirlerinin pisliklerini ve yolsuzluklarını ortalığa saçarken, aynı zamanda yargının gerçek yüzünü ve yapısını da görünür hale getiriyorlar.

Dolayısıyla, AKP’nin yumuşak karnı haline gelen rüşvet ve yolsuzluğa karşı mücadele ederken bununla beraber yargının mevcut yapısı ve aldığı kararlara karşı mücadele zemini de oldukça açıktır. Tepeden tırnağa çürümüş ve aynı yolsuzluk batağına batmış ÖYM kararlarının iptal edilmesi, gücünü aldığı başta TMK olmak üzere tüm gerici yasaların kaldırılması ve “Siyasi tutsaklara özgürlük” talebini güncel olarak öne çıkartmak, yolsuzluğa karşı mücadele ile birlikte yükseltme olanağı güçlenmiştir.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Ocak 2014 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Ocak 2014, Cuma 12:59
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota