Burjuvaziye devrim lazım

Burjuvaziye devrim lazım

ARİF ÇELEBİ

Belki tuhaf gelecek ama Türkiye burjuvazisine bir politik devrim gerekiyor. Burjuvazinin, mevcut devleti dağıtıp yeniden inşa etmesinden başka bir çıkış yolu görünmüyor. Onun ortak sınıf çıkarı bunu gerektiriyor, yoksa devlet tümden elden gidecek. Ne ki, burjuvazinin herhangi bir katmanının radikal bir çözüm etrafında diğer burjuva katmanları ve halkı toplaması mümkün görünmüyor.

İnsanın insanı sömürmesine dayalı ekonomik ilişkiler, devletin gerçek temelidir. Ekonomik ilişkiler devlet tarafından yaratılmamıştır. Aksine, devlet bu ilişkilerin ürünüdür. Bu ilişkiler içinde egemen olan sömürücü bireyler güçlerini devlet biçiminde yapılandırmak zorundadırlar. Aksi taktirde, küçük bir azınlığın büyük çoğunluğu sömürmesinin anlatımı olan yürürlükteki ekonomik ilişkileri sürdüremezler. Egemen bireylerin ortak çıkarları, devlet iradesi, bir başka deyişle herkesin uymak zorunda olduğu, herkesi bağlayan yasa biçimini alır.

Devlet, egemen sınıf bireylerinin kendi ortak çıkarlarını geçerli kıldıkları ve bir çağın burjuva toplumunun tamamını özetleyen biçimi olduğundan, bunun sonucu olarak, tüm ortak kurumlar devlet aracılığıyla oluşur ve politik bir biçim kazanır.” (Marks-Engels)

Burjuva toplumun tamamı”ndan kasıt, toplumu oluşturan tüm sınıf ve katmanlardır. Toplumun “ortak kurumlar”ının devlet aracılığıyla oluşması için bu kurumların yalnızca burjuvazinin değil, toplumun tamamının çıkarlarına hizmet ettiğine emekçi sınıfların inandırılması gerekir. Bir başka deyişle ordu, polis, mahkeme, hapishane vb. burjuvazinin ortak çıkarlarını geçerli kılma aracı değil, toplumun ortak çıkarlarının gerçekleştirilmesinin araçları olduğuna toplumun ikna edilmesi zorunludur. Bu ikna ve inandırmanın artık mümkün olmadığı durumlarda, egemenliği salt çıplak zor aygıtlarıyla sürdürmenin imkanı kalmaz. Çünkü, böyle bir durumda devletin toplumun ortak çıkarlarının değil bir avuç sömürücünün egemenlik aracı olduğu gerçeği bilince çıkar. Bu bilincin etki düzeyine bağlı olarak yürürlükteki devlet varlık gerekçesini yitirir.

Söz konusu edilen “bilinç” neden değil, sonuçtur. Ekonomik ve politik koşullar, toplumsal maddi gerçekler, bu “bilinç”in oluşmasına zemin yaratırlar. Devlet kurumlarının toplumun ortak çıkarlarını geçerli kılmanın araçları olduğu inancı bir yanılsamadır. Ne ki, bu yanılsama basit bir kandırmaca değildir. Devlet bazı bakımlardan toplumun ortak çıkarlarını gütmekle yükümlü olmalıdır. Bu yükümlülük, toplumun iktisadi, politik ve kültürel düzeyindeki gelişkinliğine bağlı olarak artar. Örneğin, sulama kanalları inşa etme ya da toplumu dış saldırılardan koruma bir zamanların başlıca yükümlülüklerindendi, bugün ise sosyal güvenlik ağı oluşturulmasından işsizliğin önlenmesine kadar pek çok konu devletin yükümlülükleri arasında sayılmaktadır. Bu ve benzeri yükümlülükler yerine getirilemez olduğunda, devlet bir güvence, toplumsal ilişkileri düzenlemenin meşru aracı olma niteliğini bütünüyle yitirir.

Devlet iradesi olarak yoğunlaşmış ve somutlaşmış “ortak çıkar” ezilen sınıflar bakımından bir yanılsama olsa da egemen sınıfı oluşturan bireyler açısından bir gerçekliktir. Fakat bu yine de burjuva sınıfın çıkarlarını geçerli kılmanın biçimi olan devlet iradesinin statik bir durum olduğu anlamına gelmez. Egemen sınıf bireylerinin ortak çıkarlarının ifadesi olan devlet iradesi ile bu bireylerin özel çıkarları arasında pratikte sürekli bir çatışma vardır. Egemen sınıfın her bireyi ortak çıkardan diğerlerinden daha fazla yararlanmayı ister. Bu, her bir burjuva bireyin kendi iradesinden tamamen bağımsız olan ekonomik varoluşuyla, yine onun bir sınıf olarak egemenliğinin zorunlu bir ifadesi olan politik varoluşu arasındaki çelişkidir. Mevcut burjuva toplumun ayakta kalabilmesi için çelişkinin politik varoluş (devlet iradesi) lehine çözülmesi gerekir, aksi taktirde yürürlükteki devlet ayakta kalamaz.

Diğer yandan, burjuva sınıf yekpare bir bütün değildir. Aralarındaki eşitsizliğin derinleşmesi kadar giderek belirginleşen katmanlaşma da burjuva sınıfın oluşum yasasıdır. Doğallıkla, burjuvazinin politik varoluşu, devlet iradesi onun bu oluşum seyrini bir biçimde yansıtarak ve bu oluşum seyrine uygun olarak durmaksızın yeniden şekillenecektir. Burjuvazi içindeki katmanlaşma ne kadar keskinse, devlet iradesi o ölçüde en üst katmanın ortak çıkarının politik özetine dönüşür. Burjuvazinin alt katmanlarına inildikçe devletin burjuvazinin genel çıkarlarının temsilcisi olma vasfı o ölçüde soluklaşır. Dünkü burjuva devlet, burjuva sınıfın bugünkü ekonomik varoluşuna uygun değilse, politik aygıt devlet bu yeni varoluşa uydurulmalıdır. Kapitalist devletler arası ilişki için de aynı şeyler söylenebilir.

Devlet iradesinin oluşumunda sınıf egemenliği belirleyicidir, buna karşın bu egemenlik koşulları altında da süregiden sınıf mücadelesi, içinde hareket edilen toplumun özgün tarihin şekillenmesi, bu topluma özgü toplumsal çelişkilerin ağırlık düzeyi, devletin biçimlenmesine etki eder. Özgün koşullarda bu etki bazen o kadar şiddetli ki, geçici bir süre belirleyici konuma yükselebilir. Ulusal sorunlardan doğan çelişkiler tam da böyledir. Ulusal direniş, sömürgeci boyunduruğu parçalayacak denli şiddetlenmişse, boyunduruğun kırılması ve devlet iradesinin yeni duruma uygun olarak yeniden oluşturulması kaçınılmazdır.

TÜRKİYE BURJUVAZİSİNİN ÇIKMAZI

Sömürgeci faşist devlet, uzun yıllardır Kürt ulusal direnişinin neden olduğu rejim krizi içinde debeleniyor. Kürtleri ezerek krize çözüm bulamadı, “bireysel haklar” çözümüne de Kürtler kanmadı. Kürt ulusal uyanışı, sömürgeci devlet yapısıyla uzlaşmaz çelişki içinde.

Haziran (Gezi) ayaklanması, krize yepyeni bir boyut kazandırdı. Burjuva faşist devletle Türkiye halkı arasında keskinleşen çelişkinin uzlaşmaz bir karakter kazanmakta olduğu bu ayaklanmayla açığa çıktı.

Yaşanmakta olan devlet krizi, burjuvazinin yaşadığı açmasın içinden çıkılmaz bir noktaya ulaştığını gösterdi. Devlet, Kürtler bakımından yıllardır zaten meşruiyetini yitirmişti. Gezi ayaklanmasıyla Türkiye emekçilerinin önemli bölümü için mevcut devletin meşruiyetinin tartışmalı hale geldiği anlaşıldı. Öyle görünüyor ki, burjuvazinin çeşitli katmanları içinde de yürürlükteki devlet ortak sınıf çıkarlarını geçerli kılmanın aracı olma vasfını yitirmektedir.

Burjuva egemenlik bu biçimde sürdürülemez, devlet meşruiyetinin öncelikle burjuva sınıf içinde yeniden inşa edilmesi zorunludur. Egemen sınıfın en üst katmanından başlamak üzere tüm burjuva katmanların ortak çıkarı, devlet iradesinin tüm toplum nezdinde yeniden meşru kılınmasıdır.

Peki, bu nasıl gerçekleştirilebilir? Kimin eliyle?

Çetelerin egemenlik alanına bölünmüş, yolsuzluk rüşvet bataklığına batmış devlet bürokrasisi ve burjuva partiler içinden yeni bir zinde güç, burjuva sınıfın etrafında toparlayacak ve rejim krizini burjuva yoldan aşarak devleti yeniden inşa edebilecek bir güç çıkarabilir görünmüyor. Geçmiş yıllarda ABD emperyalizmi ve sermaye oligarşisi sıkıştığında “zinde güç” olarak orduyu devreye sokuyordu. Gel gör ki, Türkiye’nin bugünkü sorunlarına bu yoldan çözüm bulmak mümkün değil. AKP’nin yerine CHP’nin geçirilmesi de çözüm olamaz. CHP, eski burjuva Türkiye’nin kokuşmuş partisidir. Onunla yeni burjuva Türkiye kurulamaz. AKP, şimdiye kadar burjuvazinin egemen katmanı için iyi bir partnerdi. Ama artık bu özelliğini kaybetti, onunla daha fazla yürümek istemeyecektir. Bundan sonrası, bir çeşit “mecburiyet ilişkisi” olacak gibi görünüyor.

Belki tuhaf gelecek ama Türkiye burjuvazisine bir politik devrim gerekiyor. Burjuvazinin, mevcut devleti dağıtıp yeniden inşa etmesinden başka bir çıkış yolu görünmüyor. Onun ortak sınıf çıkarı bunu gerektiriyor, yoksa devlet tümden elden gidecek. Ne ki, burjuvazinin herhangi bir katmanının radikal bir çözüm etrafında diğer burjuva katmanları ve halkı toplaması mümkün görünmüyor.

Krize yegane çare, Kürt ulusal hareketiyle Haziran ayaklanmasında açığa çıkan halk muhalefetinin birleşik bir irade oluşturarak demokratik devrime yönelmesidir. Hasta burjuvazinin derdine derman olan devrim ilacını ona halk içirecek. Bu ilaç, burjuvazi için “altın vuruş” olacak, tam ona yaraşır cinsten!

* Atılım Gazetesi’nin 10 Ocak 2014 tarihli 98. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 10 Ocak 2014, Cuma 12:01
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Teori