Silkinmenin zorunluluğu

Silkinmenin zorunluluğu

SAMİ ÖZBİL

Askeri savcılık vardığı kararla, rejimin Roboskî katliamını alenen sahiplenmiş oldu. “Kaçınılmaz hata”, bundan böyle geçmişe dönük olarak da bütün katliamları örtmek için “harika” bir ifade olarak kullanılacaktır. Aracınızı hatalı park ettiğinizde bile adresinize para cezası gelirken, otuz dört Kürt köylüsü öldürmenin herhangi bir yaptırımı yok Türkiye’de.

İstifa müessesesi mi, o erdem bol geliyor “demokrasimize”. Bu durumda birilerinin “Uludere’nin yıl dönümü kutlu olsun” bayağılığında, “Oradaki katırlara üzüldüm sadece” tiksindiriciliğinde insani ölçüler aramak boş değil mi?

Faşizmle burjuva demokrasileri arasındaki makas giderek daralıyor evet ancak faşizmin farkı buradadır. Yaptıklarını inkar edemeyecek durumdaysa bir katil kıyıcılığıyla gözünüzün içine baka baka “Öldürdük, ne olacak” der, hesap vermek bir yana üste çıkar: “Ne işleri vardı sınırda!”

Bu karar böyle kalırsa, halkın devrimci demokratik tepkisiyle geri alınmazsa, bundan sonra hiçbir resmi katliam yargılanamaz. Burjuva yasallığı biçimde olarak dahi işletilemez. Geçmişi katliamlarla dolu bir resmi tarih bakımından şimdiki karar elbette şenlikle kutlanacak bir başarıdır. Halkı katledenler, mesela Gezi isyanı sırasında halkın çocuklarını öldürenler, bu kararla derin derin nefeslenmişlerdir.

Karar, katliam talimatının mevcut TSK’nın Genelkurmay Başkanı tarafından verildiğine de değiniyor. İktidar partisi lideri, hatırlayın, halk cenazeleri battaniyelere sarıp traktör kasasına yüklerken daha TSK’yı tebrik etmişti.

Sistemin nasıl işlediğini, en zor zamanlarda dahi kurumlar arasındaki sıkı işbirliğinin hangi beka sorunları etrafında örüldüğünü göstermesi bakımından da Roboskî katliamı önemlidir.

AKP-Cemaat partisi gerilimine bakın, yatak odası tehditlerine varana dek en kirli yöntemlere başvurulduğu halde hiçbiri diğeri hakkında, halka karşı işlediği suçları dosya haline getirmez. Ergenekon soruşturmalarında da aynısı yaşandı. Kürdistan’da binlerce kaybetme, katletme, yakma vakasına değinilmedi.

Daha önce de işaret edildi, Türkiye’de devletçi İslam (ki bu mevcut politik İslami akımların büyük çoğunluğu anlamına geliyor) kendini rejimin uygulamalarını rasyonalize etme refleksiyle tanzim etmiştir. Roboskî sonrasında gelen “tebrik”le, bugün “Genelkurmay Başkanımı hapsedemez, ona terörist diyemezsiniz” sözleri birdir. Dolayısıyla, AKP-Cemaat partisi kapışmasında AKP’ye hayırhah yaklaşmakla cemaat partisini desteklemek arasında kategorik bir fark bulunmuyor. Her iki durumda da eylemsizlik egemen olur. Bu somut durum kaçırılarak girişilecek her “reel politiker” tutumun özü ideolojik, politik bakımdan aşındırıcı olacaktır.

İktidarların üzerlerinde büyük bir halk basıncı ve aynı anlama gelmek üzere, bir devrimci tazyik uygulanamadıkça en sıradan özgürlüklerin dahi kazanılamadığı bir coğrafyadayız. İktidarın ölümüne bir varlık yokluk savaşına girdiği zaman aralığında ezilenler dünyasına tutulmayan vaatlerden başka verebilecekleri herhangi bir şey yok. Bunu, şimdilerde herkes kabulleniyor, ancak bazılarının kabullenişinde bir hayal kırıklığı tonlaması seziliyor.

Cemaat partisiyle tutuşulan kavgada iktidar partisi yöneticilerinin “Devletin bekası için kardeş katli dahi meşrudur” sözünü sıklıkla yenilemeleri yeterince aydınlatıcıdır. Birbirlerine böyle davrananlar, adalet ve özgürlük için mücadele edenlere neden daha müsamahalı davransınlar?

“Devletin bekası” ifadesi, iktidarın devlet geleneğine ne denli sadık olduğuna işaret ederken “kardeş katli” iktidara tutunmak uğruna nelerin göze alındığını gösterir. Son iki ayda olup bitenlere bakıldığında bu “ilkeye” uygun davranıldığı gözlenebilir.

Roboski’yi gündemde tutamayan, katledilenler için meydanları dolduramayan Batı’nın ezilenlerinin bu sınavı veremediklerini tespit etmek gerekir. Gezi isyanı günlerinde Medeni’nin katli vesilesiyle Lice ile ortaklaşan ruh halinin zamanla yoğunluğunu yitirmesi üzerinde enine boyuna tartışmaya ihtiyaç var.

Silahlı veya silahsız bütün savaşlarda sürenin uzaması iktidarlara yarar. İsyan dalgasını atlatan iktidarlar kendilerini şartlara göre yapılandırırken yeni eylem dalgalarını engellemeye, ortamı stabilize etmeye çalışırlar. Türkiye’de de bu taktik uygulanageldi.

Gezi isyanı, her bakımdan bir kırılmaydı. Ancak hakiki ve kalıcı bir ezilenlerin özgürlük cephesiyle tamamlanamaması da ezilenlerin müşterek handikabıydı. Rejim tam buraya yüklendi. İktidarın, ölümüne bir iç savaşa tutuşmuşken Roboskî’ye dair bu denli kışkırtıcı bir dilden sakınmaması bu tür yapısal zaaflardan besleniyor.

Bütün ezilenlerin, devrime ve reformcu bileşenleriyle bütün emekçi solun önündeki gerçekleştirilebilir hedefin, ortaklıkları öne çıkararak, kendini belli biçimlere mahkum saymadan ezilenlerin özgürlük cephesini inşa etmek olduğu can yakıcı biçimde kendisini duyuruyor.

* Atılım Gazetesi’nin 17 Ocak 2014 tarihli 99. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Ocak 2014, Pazar 17:16
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota