Zaferin kardelenine

Zaferin kardelenine

Kürdistan dağlarının yiğit komutanı Zilan’ın yolundan yürüyüşünü, dinmek bilmeyen karlı bir gecede tamamlamıştın. Çukurova’nın naif çiçeği Yasemin, İstanbul’da kardelenleşmişti artık. İstanbul sokaklarına kanla nakşedilmiş zafer parolasıydı, kulaklarımızdaki ses.

Bulutlar yüklenmiş bahar yağmurları İstanbul’u yıkamaya hazırlanıyordu. Biriktirmişliğin sancısıydı belki de, tenimizi ıslatan nem. Alelacele arşınlarken sokaklarımızı, genç bir kadının karşı duraktan gizli bakışlarını hissettim üzerimde. Usul usul yaklaşıyorduk yanımdaki yoldaşla sana. Tebessümünü dizginlemeye çalışan bir çift kömür gözle bakıştık önce. Vişne çürüğü kadife bir ceket, aynı tonlarda yan takılmış bir bere ve kot pantolonunla ne kadar da güzel görünüyordun. Aylar, yıllar sonra kavga yoldaşımla tesadüfi karşılaşmanın telaşı sarmıştı benliğimi. Kalbimin, göğsümden fırlayacakmış gibi atışını kontrol etmeye çalışırken ben, hızlıca elini yan taktığın çantana götürüp bir sigara yaktığını gördüm. “Evet” dedim. O da en az benim kadar heyecanlı…

Hemen senden uzaklaşmak düşüyordu payıma. Koşup seni sımsıkı saramayışımın, doyasıya öpemeyişimin üzüntüsüyle ayrıldım o duraktan. Yukarıdan bir otobüse binerek, senin olduğun duraktan geçerken sırtımı dönmek zorunda kalışıma söylenip durdum. Diğer yoldaş ise senin de bir an olsun başını kaldırmadığını ve hatta sırtını döndüğünü söyleyince, durup düşündüm. Oradaki davranış biçiminin oldukça bilinçli bir tercih olduğunu kavramıştım. Uzun uzadıya yüzümüze bakmayışın, sırtını dönüşün, başka bir aklın tezahürüydü. Günlerce seni düşündüm. Seninle yoldaş paylaşımlarımızı anlattım, dostlara isimsiz. Bıraktığım Yasemin değildin sen, bundan emindim artık.

Nasıldın, durumun neydi? Devrimciliğini hangi mücadele alanında ve hangi düzeyde üretmenin savaşımını veriyordun? Sevinçlerin ve acıların nelerdi örneğin? Bilinmeyenler olarak kalmıştı bu sorularım uzunca zaman. Sonrasında o harika haberi aldım. Özgür parti çalışmasında kendini var ettiğini, güçlü bir devrimci kopuş yaşadığını, mutlu bir devrimcilik ürettiğini duyunca nasıl da sevinmiştim. İnanılmaz bir mutluluk ve onur duymuştum seninle.

“Partinin yıldızı, genç kadın ve oğullarıyla geliyor. Cüretli, adanmış devrimciler yetiştiriyor. Zaferler kuşağının mirasçısı bizler kendi zayıflıklarımızla yüzleşe, hesaplaşa, duvarlarımızı yıka yıka partinin ihtiyaç duyduğu her alana tereddütsüz dalıyoruz” diyerek, duygularımı paylaşıyordum. Kendimi daha güçlü, daha yenilmez, daha gururlu hissediyordum. Hele ki bir kadın yoldaşımın geleneksel kadınlığa güçlü vuruşlar yaptığını görmek, hissetmek ayrıca onurlandırdı beni. Kadın devrimimize sımsıkı bağlanmanın özgürleştiren güzelliğini yaşadım yeniden.

Seninle ilk tanıştığımız anı anımsıyorum. 1 Mayıs kutlamaları sonrası yan yana gelmiştik. Başkaca kentlerden genç yapıcılar olarak 1 Mayıs’ın kritiğini yapacaktık. Adımımı mekana attığım an, ayağa kalkıp “Aramıza hoş geldin yoldaş” deyip kucaklamıştın beni sıkıca. Tanıyıp tanımaman, herhangi bir ön paylaşımın olup olmayışı engellememişti beni gülüşünle sarmalamana. Sonrasında uzun uzun tutup elimi, bırakmayışını anımsıyorum. Akşam ise benim kalacağım evi tercih edişini ve birlikte uyumak isteyişini. Seni alıp getiren yürek, tepeden tırnağa “yoldaş”a kesmiş bir bilincin yüreğiydi eminim.

İstanbul’a gelişini, yaşadığın çeşitli zorlanmalara, yalnızlık duyguna rağmen pes etmeyişini, alıştığın, bildiğin eski çalışma alanına geri dönmeyişin üzerine sohbet etmiştik. Başkaca yoldaşların irade kırılması yaşayarak, özneleşemeyerek geriye düştüğü İstanbul’dan gitmeyi hiç düşünmemiştin. Tebrik edince seni, içten ve mütevazı gülümsemiştin olanca sadeliğinle.

Konuştuğum, sancılı yürüyüşüne rağmen, partili kalmakta ısrarcı olan bir kadın yoldaşımdın. Kürdistan dağlarının yiğit komutanı Zilan’ın yolundan yürüyüşünü, dinmek bilmeyen karlı bir gecede tamamlamıştın. Çukurova’nın naif çiçeği Yasemin, İstanbul’da kardelenleşmişti artık. İstanbul sokaklarına kanla nakşedilmiş zafer parolasıydı, kulaklarımızdaki ses. Tıpkı kar sadeliğinde, dingince yatıyordun boylu boyunca.

Tertemiz bir öpücük kondurarak alnına, komutanımızın izini süreceğimize dair yine, yeniden ant içtik.

Zulmün karargahlarını yıkana dek savaşacak kavga yoldaşların. Nice komünist gençler arşınlıyor yolunu. En başta, genç kadın yoldaşların yanıtlıyor; “Kopuşun, komutanlaşın, özgürleşin, önderleşin” çağrını. Çukurova’dan, Karadeniz’den, Kürdistan’dan, Ege’den. Onlar, yüzler olup zaptediyorlar kampüsleri, sokakları, meydanları. Bir an olsun tereddüt etmeyeceğiz; barikat başlarında, faşizmin inlerinde, dağların doruklarında, gecenin evinde yangınlar çıkarmaya!

Fidan

* Atılım Gazetesi’nin 7 Şubat 2014 tarihli 102. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 8 Şubat 2014, Cumartesi 13:50
Kategoriler: Sizlerden