Anın devrimci taktiği

Anın devrimci taktiği

Siyasal gelişmeler, gazetemizin öngördüğü doğrultuda ilerlemeye devam ediyor. İki ay kadar önce, yine bu sütunda “Egemen sınıflar içindeki çatışma, devletin rakip güçler arasında parsellenmesi biçiminde bir parçalanması aşamasına varmıştır. Bu, çeşitli cuntaların ortaya çıkabileceği, darbeci yöntemlerin yaygınlaşacağı, son derece sert ve amansız bir çatışmaya doğru gitmektedir” tespitini yapmıştık. 24 Şubat’ta Başbakan’ın rüşvet, vurgun ve yolsuzluk ilişkilerini sergileyen ses kayıtlarının yayımlanması, gelişmelerin yönünü daha da berraklaştırdı.

Egemen sınıflar arasındaki iç dalaş, devlet içi bir kör dövüşüne dönüştü. Bu güç kavgası, burjuva anayasal çerçeveyi çoktan aştı. Erdoğan, Emniyet’te yaptığı düzenlemelerle kendisine yönelik yargılama hamlelerini fiilen boşa çıkardığı gibi; Meclis’ten geçirdiği HSYK, internet ve MİT yasalarıyla burjuva “güçler ayrılığı” ilkesini çöpe attı. Bütün devlet iktidarını kendi ellerinde toplamaya yöneldi. Cemaat ve arkasında mevzilenen Kemalist ve Batıcı bürokrasi ise yargı ve polis gücüne dayanarak AKP’nin yolsuzluk ve soygunlarını deşifre ediyor. Bu yoldan, Erdoğan’sız bir AKP Hükümeti veya başka bir merkez sağ hükümetin yolunu açmaya çalışıyorlar.

Ancak egemen sınıflar içindeki bu şiddetli çatışma, ikili bir krizin sonucundan ibarettir. Hem 2002’den bu yana olgunlaştırılan burjuva İslamcı iktidar bloku krizdedir, çatırdamaktadır ve dökülmektedir. Hem de 1990’lardan bu yana krizde olan 12 Eylülcü faşist rejim, ona belli bir kitle tabanı sağlayan burjuva İslamcı hükümetin zayıflamasıyla hasta yatağında yeniden ateşlenmiştir.

Tekrar pahasına vurgulayalım ki; hükümet krizini tetikleyen ana etken Haziran’dan bu yana kitlelere mal olan ve maddi bir güce dönüşen “isyan bilinci”dir. Faşist rejimi 1990’lardan bu yana krize sürükleyen ana etken ise Kürdistan’dan patlak veren ulusal devrimci savaşımdır.

Yaşanan, egemen sınıflar için bir fetret devridir. Kaos ve çalkantı dönemidir. Kolay ve sancısız bir çözümü yoktur. Ne Erdoğan kolayca iktidardan vazgeçecektir, ne de Cemaati bir sopa olarak kullanan uluslararası mali sermaye Erdoğan’ı indirme çabalarından vazgeçecektir.

Haziran isyanıyla açılan politik koşullar, Batı’da her an yeni isyanların patlak vermesini olanaklı kılmaktadır. Nitekim, Başbakan’ın ses kayıtlarının yayınlanması (17 Aralık dönemindekinin aksine) kitlelerin hızla yaygın biçimde sokağa çıkmasına vesile olmuştur. AKP Hükümetinin müzakereleri çürütmesine öfkeli Kürt hareketi de ses kayıtlarının ardından “Hükümet istifa” talebini yükseltmeye başlamıştır.

Reformistler ve burjuva liberaller, sarsılmakta olan burjuva anayasal zemine sıkı sıkıya sarılıyorlar. Gelişmelerin onları aşmasını çaresizce izliyorlar. Huzurlu eski günlerin özlemi içindeler. Devrimci bir perspektif geliştiremedikleri için kaçınılmaz olarak etkisizleşiyorlar. Aralarında hala “Hükümet istifa” demekten imtina edenler var.

İçinden geçtiğimiz fetret devrinde, pratik devrimci bir perspektif geliştiremeyen bütün siyasal yapılar aşılacak ve etkisizleşecektir.

Bu açıdan, içinde bulunduğumuz an’da devrimci görevlerin çerçevesini şöyle çiziyoruz:

Başbakan’ın yolsuzluklarının ve mafyatik ilişkilerinin ortaya serilmesiyle, Başbakan koltuğunda oturmasının büyük kitlelerce kabul edilemez olduğu bir döneme girmiş bulunuyoruz. Başbakan’ın ve hükümetin istifası, bu dönemin temel eylem sloganıdır.

Temel talebimiz; hükümetin istifasıdır.

Bu taleple patlak veren kitle hareketinin içinde etkince yer almak, mahallelerde tencere-tavalı halk yürüyüşleri düzenlemek, ilçe ve şehir merkezlerinde kitlesel direnişlere öncülük etmek, dönemin temel görevidir.

Ancak biz hükümete karşı durmakla yetinmeyeceğiz. Temel şiarımız “Hepsi gitsin, halk iktidara”dır. Cemaat, CHP ve MHP’yi de etkin biçimde teşhir edeceğiz. CHP’yi halk hareketinden yalıtacağız.

Bu süreçte ortaya konulacak devrimci perspektif, halk meclislerini kurmak ve bunların birer karar merkezi haline getirilmesi olacaktır. Haziran ayaklanması, park forumları biçiminde halk meclisleri nüveleri açığa çıkarttı. Bunlar doğrudan eylemin birer merkeziydi. Hem tartışan, hem karar alan, hem de uygulayan merkezler olarak halk meclislerinin oluşturulması, devrimci perspektifimizin merkezinde duracaktır.

Eğer Batı’nın direnişçi kitleleriyle ulusal mücadele üzerinden politikleşmiş Kürt yoksulları mahallelerde, yerellerde halk meclislerinde birleştirilebilirse, halk örgütlenmesinde devasa bir adım atılmış olacaktır. Yerel seçim döneminde oluşumuz, bu birleşmenin olanaklarını artıran bir durumdur. Keza, HDK-HDP’nin “Hükümet istifa” talebi üzerinden bir mücadele başlatma kararına varmış oluşu da, bu birleşik mücadelenin koşullarını güçlendirmektedir.

Halk kitlelerini hükümetten beklentiye sokan her türlü çağrı, yanlış olacaktır. Zaman, halk kitlelerini doğrudan eyleme geçmeye, halk meclislerinde birleşmeye ve özgürlüğü fethetmeye çağırmak zamanıdır.

* Atılım Gazetesi’nin 28 Şubat 2014 tarihli 106. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 6 Mart 2014, Perşembe 12:45
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler