Sokağın sesi

Sokağın sesi

Peki sonra? Führer, Duce, Batista, Somoza… Sahi ne olmuştu onların kaderi?

Ülkeyi taşra belediyesi gibi görenlerin, yönetmeyi de aile şirketi idare etmek sanmaları, onların yolunu Güney Amerika’daki oligarşik diktatörlüklere çıkarır, çıkarıyor.

Sultanlar önce gönül tahtından düşer. Amigoları, parayla tutulmuş şakşakçıları bir kenara ayırırsak, milyonların gönül tahtı nicedir boş.

İktidarın saklanamaz, izah edilemez biçimde ortaya çıkan yolsuzlukları, şimdilerde telefon görüşme kayıtları vesilesiyle halkın dilinde. Dile düşmüş bir iktidar ömürsüzdür artık. Son dört yılı biyolojik ömrünü uzatmaya çalışarak geçiren iktidar partisi siyaseten bitmiştir.

Yemin billah etmeleri neye yarar. Menderes ve Özal dönemi gibi bu dönem de büyük yolsuzluklar, vahşi-ilkel sermaye birikimi uğruna yapılanlarla anılacaktır. AKP’nin de kendinden önceki iktidarlardan hiçbir farkı olmadığını anlayan, gören, yaşayanlar bunca çalıp çırpmayı kendi haysiyetlerine sadırı sayacaklardır. Camide içki ve Kabataş’ta saldırı yalanları açığa çıkan iktidarın milyon dolarların havada uçuştuğu telefon görüşmelerini izah etme şansı yok. Vatan-millet edebiyatının güncel versiyonu ajanlar-hainler düsturu veya ağdalı bir sesle retorik parçalamak kar etmez.

Otoriter despotluğun siyam ikizlerinin uçurumun kıyısındaki ölümüne düellosu, ikisinin de aradan boşluğa yuvarlanmasıyla sonuçlanacaktır.

Cemaat partisi, AKP’nin canhıraş çıkardığı yasalarla birlikte bürokrasideki başka güç odaklarıyla ittifaka girmenin imkanını da buldu. AKP tam da bu nedenle saldırgan pozisyona çiviledi. Amerika-İsrail komplosu söylemlerinin etkisi zayıfladı. Aile boyu milyon dolarla yaşayan iktidar partisi lideri ile mütevazı bir kişisel yaşam süren Cemaat lideri karşılaştırması, savaşın aynı zamanda kişiselleştiğini de gösteriyor. Bütün savaş hileleri devrededir.

Ancak, AKP liderinin 28 Şubat muktedirlerini hatırlatan kıyıcı bir dille Cemaat liderine yönelmesi, büyük bir taktik hataya dönüştü. Cemaat bütün tavsiye operasyonuna karşı AKP’ye kıyasla daha makul bir odak olma ve çerçevesini Avrupa Birliği normlarının oluşturduğu bir siyasi programa yaslanma stratejisini hayata geçirme rolüne çalışmış görünüyor. Tarihin cilvesi; bu taktiğe, eski iktidar yapısı dağılırken AKP’nin çıkışını, hızla büyümesini sağlayan şartlarda da tanıklık etmiştik. AKP’nin politik paranoyası ve siyasal körlüğü onu bir kaç ayda yalnızlaştırmıştır. ABD’nin veya AB iktidar bloklarının AKP’ye ağlayacakları söylenemez.

İktidar tükendi. Rejim krizi, hızla bir devrim öncesi bunalım dönemi görüntüsüne bürünüyor. Üstelik her kriz birbirine bağlanıyor ve yeni bunalımları tetikliyor. Rejim, yolun sonunda. Bir devrim olmasa dahi durum, egemenler bakımından sürdürülebilir değil. Esneme kapasitesi neredeyse sıfırlanan, yeni siyasal aktörlerin ortaya çıkmadığı, burjuva değişim programının dahi uygulanamadığı böyle kaotik bir dönemde emekçi solun demokratik devrimci değişim-dönüşüm programı etrafında birleşerek milyonları kucaklama hedefi büyük bir ihtiyaçtır.

Bütün bileşenleriyle emekçi sol, kendisini siyasal özgürlükleri sağlayacak büyük bir dönüşüm partisi gibi görebilir ve buna uygun davranabilirse hakiki bir seçeneğe dönüşebilir. Önemli eleştirilere ihtiyaç duysa dahi, bu somut şartlarda HDP’nin güçlendirilmesi, referanduma çevrilen yerel seçimlerde üçüncü bir yol/seçenek olarak milyonların oya dönüşen ilgisine mazhar olması halka güven verecektir.

Türkiye siyasi tarihine baktığımızda şunu görmek mümkün: Halk, aptal yerine konulmanın bedelini iktidarlara ödetmiştir. Gezi bir ödetme biçimidir. Sandıkta tasfiye etme de güveneceği, gövdelenmiş siyasal yapıların yokluğunda halkın metotlarından biridir.

Tek parti diktasından 2002 seçimlerine dek halk eski olandan kopma, kurtulma tutumu geliştirirken aynı zamanda bir tür iyi pragmatizmle sert, radikal siyasal projelere değil, kendi günlük hayatına değen alternatiflere yöneldi. Sürekli darbelenen, hapsedilen devletin bütün imkanlarıyla saldırılan ve bu nedenle halkla organik, kalıcı, kitlesel bağlar kuramayan emekçi sol gerçeği, böylesi tercihlerin yapılmasını kolaylaştırmıştır. Birleşik emekçi sol, alternatif milyonlarca yoksula, ezilene güven vermesi bakımından son derece kıymetlidir.

17 Aralık günlerinde sokaktaki tutukluk giderilmiş görünüyor. Henüz sınırlı politik aktörler biçiminde olsa da, sokaklar kendi dilini kuşanıyor. Hakiki bir halk hareketinin bütün imkanları var.

Kafası açık, feraset sahibi siyasal kolektiflerle hem kalben hem zihnen rejimden koparak kendi geleceğini inşa etmeye çalışan milyonların organik ortaklaşması, siyasal özgürlükler mücadelesinin kaldıracı olacaktır. Bir avuç yardakçı haricinde on milyonlarca insan böyle bir siyasal özgürlük mücadelesinin potansiyel bileşenidir.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Mart 2014 tarihli 107. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Mart 2014, Cuma 12:09
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler