Yanılsama ve gerçek

Yanılsama ve gerçek

Yerel seçim tarihi yaklaştıkça yalana dayalı propagandanın burjuva siyasetin genel kuralı olduğu gerçeği daha fazla görünür oluyor. Bu konuda dörtnala gidense Tayyip Erdoğan ve hükümeti.

Erdoğan, milyonların gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Hele ki hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluklarının ayyuka çıktığı şu günlerde! Yaşasaydı eğer, Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması o kadar kolaylaşır” diyerek döneminin en büyük yalancısı unvanını hak eden Nazi propaganda bakanı Goebbels dahi Erdoğan’a alkış tutardı.

Günlerdir gazeteler, bilboardlar, televizyon kanalları, her türlü ilan ve reklam panosu halkın bilincine AKP’nin yalanlarını boca ediyor. Bu propagandaya bakılacak olursa, emekçilerin başta ulaşım, alt yapı, sağlık, eğitim, konut ve çevre sorunları çözülüyor. AKP, hizmet için millete kul köle, milyonların yaşamı da güllük gülistanlık oluyor.

AKP, yerel seçimlerin halkı herhangi bir genel politikadan çok daha fazla ilgilendirdiğini iyi biliyor. Bu nedenle halkın günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren konuları öne çıkarıyor. Devletin ve sermaye sınıfının sınırsız olanaklarına sahip olduğu gibi, emekçilerden sızdırdığı milyonlarla gerçekleştirdiği kimi icraatlarını allayıp pullayarak yeniden emekçilere pazarlayıp oya tahvil ediyor.

Propaganda araçlarında yerine göre kullanılan figürler ulaşım, hizmet, konut yapımı, içilebilir su, çevre gibi temel konularda “lafa değil icraata” bakıyor. Bu, bir aşamaya kadar nesnel bir durum. En nihayetinde yerel yönetimler halkın günlük yaşamını dolaysız bir biçimde etkiliyor. Az ya da çok kent yaşamındaki sorunlarının çözüldüğünü düşünen örgütsüz yığınlar, yerelde iktidar olan partiyi desteklemeye devam ediyor. Bunun farkında olan AKP de, bundan faydalanarak muazzam bir propaganda gücüyle yığınların bilincine yükleniyor.

Örneğin, AKP propagandasına bakınca sanırsınız ki, yeraltı metrosu ile ulaşımı ilk AKP keşfetmiş, hızlı tren seferlerini dünyada ilk defa Erdoğan başlatmış! Bir anda metronun dünyada bundan 150 yıl önce kullanılmaya başlandığı, Türkiye’nin bu konuda yaya kaldığı gerçeği tarihten siliniyor!

Öyle bir konut propagandası yapılıyor ki, TOKİ’nin milyonlarca insanı ücretsiz ev sahibi yaptığı yanılsaması yaratılıyor, kentsel dönüşüm palavrasıyla dozerlerin on binlerce emekçinin evini başına yıkıp kent dışına sürdüğü gerçeği gizleniyor!

Hastane, üniversite, yol yapımı gibi icraatlar öyle bir sunuluyor ki, sağlık ve eğitimin hiçbir dönemde olmadığı kadar parayla satıldığı, daha birkaç hafta önce Van’ın Gürpınar İlçesi’nde Muharrem bebeğin karlı yollar açılmadığı ve devlet kurumları yardıma gitmediği için öldüğü unutulsun isteniyor!

Üstüne üstlük, tüm burjuva partiler gibi AKP de, bu hizmetleri bir lütufmuş gibi halka sunuyor. Oysa gerçek şu ki, kapitalizmde her şey meta olarak satılmaktadır ve buna kamusal hizmet de dahildir.

AKP de, propagandasını yaptığı tüm bu icraatlarını halktan aldığı vergiler ve çaldıklarıyla gerçekleştiriyor, yeniden halka parayla satıyor. Kurulan aile şirketleri, yandaşlarla oluşturulan saadet zincirleri üzerinden bütün projelerde devasa vurgunlar vuruluyor, kent kaynakları talan ediliyor, ihalelere fesat karıştırılıyor, rüşvetlerle odalara sığmayacak kadar çok paralar kazanılıyor. En küçük belde belediyesinden büyükşehir belediyelerine kadar, yerel yönetimlerde düzen partilerinin soygunu yaşanıyor. Halka düşen ise zaten kendi parasıyla gerçekleştirilen kamusal hizmetleri yine kendi parasıyla satın almak oluyor. Böylece, AKP kepçeyle aldığını gerçekte kaşıkla bile vermemiş oluyor.

Eğer böyle olmasaydı, halk denetiminden kendilerini uzak tutan Kadir Topbaşlar, Melih Gökçekler, Aytaç Duraklar bir kene gibi halkın sırtına yapışıp birkaç yılda palazlanmaz, dünün MHP’lisi koltuğunu korumak için bugün CHP’den seçime girmezdi. Onlar için aslolan kendi çıkarları!

Şüphesiz, yalana dayalı propaganda gücünü milyonların geri bilincinden ve örgütsüzlüğünden alıyor. Bu tablo değiştirilmediği her durumda sömürü çarkının işlemeye devam edeceği açık.

İşte Haziran ayaklanmasının rüzgarını arkalayan, yanı sıra egemenlerin dalaşı sonucu açığa çıkan gerçeklerin gücüne yaslanan ilerici, yurtsever ve sosyalistler bu tabloyu değiştirmek için hiç olmadığı kadar fazla olanağa sahip. 30 Mart yerel seçimleri, başta AKP olmak üzere sömürücüleri teşhir etmek, gerçek yüzlerini göstermek için muazzam bir fırsat sunuyor. Üstelik Haziran ayaklanmasının moralini taşıyan, Batı’da HDP ile seçimlere daha güçlü giren bir ezilenler cephesi var. Şimdi, güçlü bir teşhir ve aydınlatma seferberliği zamanı.

Ancak, iddia sahibi bir hareket yalnızca bununla yetinemez. Açık ki, bir yandan yalan propaganda deşifre edilir, halk aydınlatılırken öte yandan emekçilere kendi alternatiflerini göstermek gerekiyor.

Bugün düzen partilerinin türlü şekillerde süsleyerek halka pazarladıkları bütün pratiklerin en ileri örneklerini geride kalan on yıllarda işçi sınıfı ve emekçiler bizzat kendi öz örgütlülükleriyle yarattılar. Hem de en zor koşullarda. AKP yaptığı metro ile övünedursun, örneğin, bugün bile hayranlık uyandıran Moskova metrosu Sovyet işçi ve emekçileri tarafından tam 83 yıl önce yapılmıştır. Geride kalan yüzyılda, Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Avrupa’daki demokratik halk iktidarlarında yakalanan düzey, tarihin beyaz sayfalarında yazılıdır. Kentin alt ve üst yapısının, ekonomik ve sosyal yaşamının emekçiler lehine düzenlenmesi, konut, ulaşım, çevre, sağlık, istihdam vb. sorunların çözülmesi, temel hizmetlerin ücretsiz ya da en cüzi ücretlerle halka sunulması ve daha önemlisi meclisler yoluyla emekçilerin kent yönetimini üstlenmesi gibi uygulamalar bizzat halkçı, sosyalist rejimler tarafından başarılmıştır. Bugün, en ileri burjuva yönetimlerde dahi esasen bu uygulamalara rastlanamayacağı açıktır.

Yakın tarihimizdeki Fatsa örneği, kısa ama anlamlı bir değer olarak tarihimizdeki yerini almıştır. AKP istediği kadar millet iradesi yalanını savursun. Fatsa, darbe rejimine kadar halk komiteleri tarafından yönetilmiş, tefecilere, soygunculara, rantçılara fırsat verilmeyerek halk iradesi sağlanmıştır.

Son on yılda Kuzey Kürdistan’daki yurtsever belediyelerin sömürgeci koşullar altında kamusal hizmet ve halkçı demokratik yönetim anlayışlarında ulaştıkları düzey, zengin deneyimlerimiz olarak önümüzde duruyor. AKP, millete hizmet palavrasını sıkmaya devam etsin. Amed, Dersim, Hakkari ve onlarca kentte uygulanan halkçı yerel yönetim politikaları ile meclislere dayalı örgütsel modelin Kürdistanlı işçi ve emekçilere kazandırdıkları ortadadır. Kapitalizmin olduğu kadar sömürgeci savaşın da tahrip ettiği kentler, yurtsever demokratik yönetimlerle yeniden inşa ediliyor, sosyal belediyecilik göz alıcı şekilde gelişiyor.

Bütün bunlar, burjuva propagandaya karşı bizim güçlü referanslarımız ve halklarımıza sunacağımız alternatiflerimizdir.

Bütün bu deneylerden süzülen HDP’nin yerel yönetim programını propaganda düzeyinden gerçek bir örgütlenme zeminine dönüştürme imkanları da fazlasıyla vardır. Gezi’de açığa çıkan forumlar ve kimi alanlardaki meclis örgütlenmeleri, yine bir yönetsel model olarak HDK’nin ve meclislerinin varlığı, tam da bu dönemde yığınları örgütlemek için uygun araçlardır.

Elbette, yerel yönetimler her şey değildir ve bu alanlar burjuvaziyle açık mücadele alanlarıdır. Fatsa mevzisinin 12 Eylül darbesiyle nasıl geri alındığı, Kürdistan’daki BDP belediyelerinin sömürgeci devletin nasıl da hedefi haline geldiği ortadadır. Açık ki, yerel yönetimlerde kazanılan her mevzi emekçileri örgütlemenin, kendi yaratıcı güçlerini görmelerini sağlamanın ve zalimlerin, hırsızların iktidarına karşı savaşı büyütmenin siperi olacaktır. Özgürlük, demokrasi ve devrim mücadelesinin güçlü bir hazırlık alanı olarak geliştirilecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 7 Mart 2014 tarihli 108. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Mart 2014, Cuma 17:59
Kategoriler: Başyazı, Güncel, Haber-Yorum, Haberler