Sıfırlamak

Sıfırlamak
SAMİ ÖZBİL –

Yerel seçim atmosferinin tetiklemesiyle ortaya çıkan bir tür miyopluk nedeniyle AKP-Cemaat varoluş savaşının 30 Mart’ta nihayete ereceği sanılıyor. AKP’den kurtulmak isteyenler bakımından anlaşılır bir arzu olmakla beraber henüz öyle bir işaret yok. Üstelik “bu daha başlangıç”. Erken seçimle noktalanmazsa çatışma dal budak salarak 2015 ortasına dek sürecektir. İki taraf da böyle bir cengin içindeler ve aslında güçlerini ekonomik biçimde kullanıyorlar.

İki tarafın da birbirleri hakkında öne sürdükleri devleti ele geçirme, rüşvet, yolsuzluk iddiaları büyük oranda doğru. Örnekse, bir kıyım makinesi gibi çalışan DGM-ÖYM’ler cemaate bırakılmıştı. Binlerce muhalife-devrimciye sudan sebeplerle ceza yağdıran bu mahkemelerin arkasında duran, kararlarını savunan bizzat iktidar partisiydi. Müşterek günahlar işlediler ve halkın elleri yakalarında olacaktır.

Türkiye’de Menderes ve Özal dönemini hatırlatan, sermayenin dizginsizce palazlandığı bir dönem daha sona eriyor. Böylesi tarihsel anlarda halkın tutumu ilginçtir. Devlet zulmüyle birleşen örgütsüzlük nedeniyle bir süre sessizliğe kapanan halk, sona yaklaşıldığını hissettiğinde, dönemin sorumlularından hesap sordu.

Tek parti iktidarından çıkarken, Menderes’e, Özal’a, Çiller’e, Yılmaz’a bedel ödetilirken halk gayet cesur davrandı, iktidarların korkutma, kendisinden çok daha kötü iktidarların geleceği tehdidine aldırmadı.

Sessizlik bazen aldatıcıdır. Toplumsal gelişmeler dondurulmuş kareler değildir. Kaldı ki şu anda sokaklarda uç veren devrimci-demokratik tepkinin halklaşması kuvvetle muhtemeldir. Kartopu çığ ilişkisi politika açısından da geçerli.

İktidar partisi yolun sonunda. Cemaate karşı çıkarttığı MGK kararı, gücünü değil çaresizliğini gösterir. Daha bir buçuk sene var genel seçimlere. Kendini temize çekme imanı olarak değerlendirdiği seçimlerde iktidarın analizlerini karartan bir tablo çıkıyor ortaya. Böyle bir ortamda devletleşmek, devletin bütün reflekslerini kuşanmak AKP’nin, onu mahvedecek, kaderi.

İktidar partisi, daha şimdiden 28 Şubat mantığıyla cemaate karşı tasfiye girişimlerine başladı. Cemaatin de AKP’nin de ağlayıp sızlamaları halkı etkilemeyecektir. Darbe döneminde bütün emekçi sol fiziki tasfiyeyle hapsedilir, hapis tehdidiyle kıskaca alınırken, onlar, işleri bittiği için yüzüstü bırakılan MHP kadrolarının yerine devlet kadrolarına alındılar, yerleştiler. En sıradan memuriyetlere dahi Alevilerin, Kürtlerin alınmaması için her türlü dalavereye başvurdular, fişlemeler yaptılar. Bütün bu süre boyunca devletin sahibi ruh haliyle davrandılar.

İki tarafın da çatışmayı bir tür nefis mücadelesi haline getirmesi kaçınılmaz. “Yasa dışı örgüt” silahının cemaat partisine karşı kullanılması sürpriz olmayacaktır.

AKP bir taraftan olağan dışı tedbirlerle ipleri ele almaya çalışırken paradoksal biçimde, siyasette merkezkaç eğilimleri tetikleyecektir. Halk iktidarlara hesap sorarken, genel bir eğilimle, varolan partilerden bir diğerine değil “yeni” olana yönelmiştir. AKP, 12 yıl öncenin tükenmiş siyasetinde “yeni” adresti. Şimdi çanlar onun için çalıyor ve ne MHP yenidir ne CHP. Muhtemel bir “yeni politik oluşum” denemesi egemen siyasetin tezgahındadır şu anda. AKP yöneticileri halkın karşısına çıkamaz hale geldiğinde böylesi denemelerin hayata geçirileceği düşünülebilir.

Böyle bir ortamda, değil “demokratik adımlar”, şimdiki olağanüstü hal mantığını bile aşan uygulamalara gidilebilir. Rüşvetle, yolsuzlukla anılan iktidar partisi liderinin, meydanlarda, Mehmetçik sözcüğünün etimolojisine girişmesi, vatan-bayrak-devlet söylemine başvurması, HDP’nin kimi kentlerde sivil faşist saldırılara uğramasını görmezden gelmesi, birer ipucu sayılabilir.

Eskiye ait olan tasfiye edilecektir. Ezilenlerin ferasetine güvenmek gerek. Ancak yetmez. “Yeni” olanı arayan ezilenler dünyasına istediklerini veren ve bunu sadece “rejim kötüdür, biz iyiyiz” tekdüzeliğiyle ele almayan bir alternatif sunmak önemli.

Şu anda bu alternatifin geniş kitleler bakımından ulaşılabilir adresi HDP’dir ve kendisini salt seçim partisi görünümünden çıkararak yapılandırabildiği, emekçi solla beraber politik özgürlükler mücadelesinin bütün bileşenlerini kapsayabildiği oranda kalıcı bir alternatife dönüşecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 7 Mart 2014 tarihli 108. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 17 Mart 2014, Pazartesi 16:18
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota