Yaşamak direnmektir

Yaşamak direnmektir

IŞIK KUTLU

Ölümle yaşam kavgaya tutuşurlar her Mart’ta. Hep yaşamak kazanır. Yaşamla ölümün kavgasında bir karanfil daha düştü toprağa, bir çiçek daha filizlendi. Tepeden tırnağa kavga. Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur denilenlerin onurlu bir temsilcisi. Asırda yenenlerden, asırda yenilenlerden ve yeni asırda mutlaka yenecek olanlardan, sıranın en önünde olanlardan, ne büyük sözlere ne yaşlı gözlere gerek duymayanlardan, yaşamayı direnme kılanlardan…

Günler ağır, günler ölüm haberleriyle geliyor./Düşman haşin, zalim ve kurnaz. /Ölüyor çarpışarak insanlarımız,/ -halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı-,/ ölüyor insanlarımız /- ne kadar çok-/ sanki şarkılar ve bayraklarla/ bir bayram günü nümayişe çıktılar /öyle genç /öyle fütursuz…/ Günler ağır /Günler ölüm haberleriyle geliyor./ En güzel dünyaları yaktık ellerimizle/ ve kaybettik gözümüzde ağlamayı,/ bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp gitti gözyaşlarımız/ ve bundan dolayı biz unuttuk bağışlamayı… /Varılacak yere kan içinde varılacaktır. / Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar/ tırnakla sökülüp koparılacaktır.”

Mart’tır, bahar içindeyiz. Ölümle yaşam kavgaya tutuşurlar her Mart’ta. Hep yaşamak kazanır. Yaşamla ölümün kavgasında bir karanfil daha düştü toprağa, bir çiçek daha filizlendi. Tepeden tırnağa kavga. Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur denilenlerin onurlu bir temsilcisi. Asırda yenenlerden, asırda yenilenlerden ve yeni asırda mutlaka yenecek olanlardan, sıranın en önünde olanlardan, ne büyük sözlere ne yaşlı gözlere gerek duymayanlardan, yaşamayı direnme kılanlardan…

Kaç türlü yaşamak vardır, kaç türlü direnmek, kaç türlü ölmek? Ne zaman yaşar insan, ne vakit ölür? Birisi için yaşamak, direnmelerden başı dimdik çıkıp, kelepçeyi “altın bir bilezik taşır gibi” taşımaktır. Bir diğeri için arkadaşını satıp, gölgesini ağır bir yük gibi ardında sürümektir. Kolaydır, mutluluktur, sözünün arkasında durarak yaşamayı seçmek. Zordur bir ömür inancını satmanın utancını duymak. Geçmişsiz olmanın yüküne, ağırlığına, insanlıktan çıkarak katlanılabilir ancak. Yüzleri insana benzeyen sürüngenlere benzeyerek sürdürürler yaşamayı bu yüzden. Ölümün o tiksindirici kokusu yayılır bedenlerinden!

Yaşamakla direnmek arasında sımsıkı bir bağ vardır. Direnen yalnızca karşı koymaz, yeni bir yaşam biçiminin de dayatır karşısındakine. Bu yüzden her direnmede iki yaşam biçimidir karşı karşıya gelen, iki dünya iki sınıf. Güzel olan kalbimizin orta yerinde patlamaya hazır bir silah gibi taşıdığımız sözlerin arasında durarak, o sözlerle haramilerin kafasına vurarak yaşamaktır. Bu yüzden sözlerini onur yapanları ortadan kaldırmanın yollarını arar düzen. Ama karşı durmayı bilen, ölümün her türünü fırlatıp atar düşmanın yüzüne. Yanlızca ölümsüzlüğe sürülür, bütün kavgaların orta yerine…

Şimdi kavgaların orta yerine sürüldü Süleyman arkadaşımız, bizi bir parça hüzünlü ama dimdik bırakarak, ne gözyaşı ne ağıt bayraklar ve şarkılarla bir gösteriye çıkar gibi anımsayacağız onu. Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacak.

Devrime boş gecelerinde değil, bütün ömrünü veren bir yiğit daha gitti. Kafasında ışıklı bir şafak, yüreğinde yıldızlar taşıyarak, bir sevda şarkısı gibi duyup yaşayarak gitti. Nasıl yanmaz bu yürekler, ne zaman kanamaz? Kanar, hem de nasıl. Ama işimiz; yaşamayı, bu inanılmayacak kadar güzel serüveni bu kadar zor, bu kadar kanlı ve o denli kepaze kılanlara karşı kavga ateşini büyüterek yanmaktadır. Biraz daha umutlu olmaktır, biraz daha kararlı, her zamankinden. Düşmüşsek kalkacağız, ayağımız kanarsa gülüp geçeceğiz. Sağ elimizi yitirmişsek solumuza bakacağız, dilimizi kesmişlerse suskunluğumuz, kurşunun yatağında susuşuna benzeyecek. Ve düşersek bu kavgada biliyoruz yine yaşamaya devam edeceğiz yoldaşların yanıbaşında. Baş kaldıran her onurlu dizede biz olacağız, muzaffer her direnişte ve meydanlarda haykırılan bütün umut yüklü kavga türkülerinde. Mutluluğu yarınlardan koparıp almak için savaşırken koparıp aldılar içimizden birini. Gidenlerin inadı ve kararlılığı, yaşamayı direnme kılmanın yolunun hiç de kısa olmadığını gösteriyor bir kez daha bize. Direnmek, karşı çıkmaktan öte bir şeydir. Karşı yaşam üretmektir. Direnmek yalnızca işkence karşısında ayakta kalmak demek değildir. Esas olarak yaşamın karşısında dimdik durmaktır. Yaşam ve yenilgi iyi öğretmenlerdir. Gördük; işkence tezgâhlarında tek sözcük çıkmadı ağızlarından ama tutsaklık büktü bellerini. Cezaevlerinde teslim oldular. Cezaevleri en iyi çözücülerden biridir. Gördük; on yılı on beş yılı sol memenin altındaki cevahiri karartmadan yatmasını bildiler. Gündelik hayata çarptılar sonra. İşsizlik ve açlıkla terbiye dildiler. Gördük; meydanlarda sloganlar haykırmak, birlikte dayak yemek, birlikte kurşunlanmak zor gelmedi onlara. Yapı yerini süpürmeyi, taş taşımayı sıkıcı buldular. Sıra neferi olmayı içlerine sindiremedikleri içindir ki kızıl atlardan inip beyaz atlara bindiler. Gördük; kolektifin yaşayan bir organizma olduğunu unutup üretmeden istemeyi seçtiler. Gündelik hayatı en iyi götürmenin yolunun onu örgütlemek olduğunu unuttular. Deryayı geçip ayrıntıda boğuldular. Direnmek, devrimci yaşamı bir inat, sosyalizmi bir yaşama sevincine dönüştürme işidir. Günlük yapıp etmelerini devrimcileştiremeyenler sürekli bir direnişin insanı olamazlar. Denizleri yürüyerek aşarlar da birikintisinde boğulurlar. İşinde ve aşkında ahlaklı olmayı bilemeyenler, yaşamın içinde devrimcileşemeyenler, yenilginin, vazgeçmenin potansiyel taşıyıcısıydılar.

Asi yüreklerle bir gelecek düşünü paylaşmak, yaşamı devrimcileştirmek ortakça bir dünya adına yürütülen bir kavgayı bölüşmek, umutlu bir insanlık güzellemesidir. Sözü onur bilenler, böylesi yaşamın tadına varanlardır. Bizim yiğit kızlarımız, oğullarımız böyle bir yaşamak için “kuvvetli bir ışık gibi dövüşüp kasketli bir güneş gibi” düştüler. “Sıkı tut korkunun soluğunu avuçlarında/ bak yiğitlik sevdaya bir adımlık yol/ yaşamak direnmektir yangın yüreklim/ biz ki yaşamaktan hiç korkmamışız/ ve tek bize hastır ‘yaşayan biziz’/ dercesine sessizce ölmek/ celladına bırak korkuyu usul bir gülümsemeyle/ gecenin koynunda kalsın ihanet/ merhabaları patlasın devrimci direncin/ ve onurun türküsü şavkısın yitik meydanlarda” diyor şair. Yaşayan biziz! Düşenlerimizin sevdalarıyla çoğalacağız, onurun türküsünü söyleyeceğiz. Yalnız teslim olmanın ölmek demek olduğunu hiç aklımızdan çıkarmayacağız. İnancımızı inada, inadımızı sevdaya dönüştürerek yürüyeceğiz usulca, sevinçli yarınları hazırlamaya.

*2009’da yitirdiğimiz yazarımız Kutsiye Bozoklar’ın, Süleyman Yeter için kaleme aldığı 13 Mart 1999 tarihli Politikada Atılım’da yayımlanan yazısıdır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 17 Mart 2014, Pazartesi 15:49
Kategoriler: Güncel, Haberler, Işık Kutlu, Makaleler