Demek ki doğru yoldayız

Demek ki doğru yoldayız

FUAT UYGUR –

Seçim güvenliği kalmadı. Bu, bir yanıyla devlet krizinin boyutlanmasına bağlı olarak yönetememe durumunun yarattığı bir sonuçtur. Ama esas olarak, rejimin genel karakteristik özelliğidir: Nerede yükselen bir ezilenler hareketi varsa, topyekûn saldırı konsepti devreye sokulur.

17 Aralık’tan beri “paralel devlet” manipülasyonuyla toplumu yönetmeye çalışan siyasi iktidar, bir ölçüde bunda başarılı da oldu. Polis ve yargı erki üzerindeki cemaat kadrolarını tasfiyeye yönelik süren operasyonlarda da bir yol aldı, daha da ileri adımlar atacağının sinyallerini veriyor. Ama bu, devlet krizinin ortadan kalktığını göstermiyor. Zira, başta hukuk olmak üzere, her şey, yürütme erkinin keyfiyetine göre işletiliyor. HSYK düzenlemesi, internet yasakları, MİT yasası ile AKP iktidarı ve rejim daha katı bir şekilde güvencelenmek isteniyor.

Ama, siyaset sadece Ankara’dan ibaret değil.

Başta Kürt özgürlük hareketi olmak üzere Gezi’den beri sokakları terk etmeyen toplumsal dinamikler, rejimin temellerini sarsmaya devam ediyor. Ankara’da toplanan “güvenlik” zirveleri de, bu dinamiğin ne kadar etkili olduğunu, filleri ürküttüğünü gösteriyor.

Kürt halkının siyasal ve toplumsal taleplerini sahiplenen, Gezi ruhunu en doğru şekilde anlayan ve kuşanan yapılardan biri olan Halkların Demokratik Partisi’ne yönelik artan saldırıları da tam da buradan okumak gerekir. Linç ayinlerini tetikleyen “hassas vatandaş”lar değil, doğrudan doğruya devlet “hassasiyetidir”.

Durumun daha iyi anlaşılması açısından basit bir karşılaştırma bile yeterlidir. Gezi direnişinin Kadıköy’e taşınmasından beri direnişçilerin en önemli hedeflerinden biri, AKP Kadıköy ilçe binası olmuştur. En küçük bir duyum, sanal ortamdan tek bir çağrı yapılması durumunda bile binlerce polis AKP binasına konuşlanır, gazla, TOMA’yla, copla AKP binası korunur.

Fethiye’de ne oldu? Günler öncesinden HDP ilçe binasının açılışına karşı örgütlenen linççi grubu önlemeye yönelik ciddi hiçbir adım atılmadı. Devletin itfaiye arabasıyla HDP tabelası indirilerek, Türk bayrağı asılarak “hassas vatandaş”ın gazı alındı.

HDP’nin gittiği her yerde benzer saldırılarla karşılaşması, “sandık demokrasisini” her şeyin üstünde gören Erdoğan hükümetinin hiçbir önlem almaması, tek merkezden yönetildiği açık olan bir politikayı gözler önüne seriyor.

Peki, neden?

Yerel seçimler arifesinde olunmasına rağmen genel seçim atmosferinin üzerine çıkan bir dönemden geçiyoruz. AKP’sinden CHP’sine, MHP’sine kadar tüm burjuva düzen partileri, tarihlerinde hiç olmadıkları kadar yıpranmış durumda. Kelimenin gerçek anlamıyla, sandığa gitmek vatandaş için zulüm olacak. Zira, oy vermeye zorlandıkları düzen partilerinin her biri birbirinden beter. Bu şartlarda kendini var eden, düzen partilerinden tamamen farklı söylem ve pratiğiyle seçimlere katılan HDP, daha şimdiden 4. parti olarak görülmeye başlandı.

Düzen partileri arasında sıralamaya girmek kategorik olarak bir anlam ifade etmese de, halkın yönelimini göstermesi açısından bir veri oluşturuyor. Ki, bu hızlı yükselişin Fırat’ın batısında yaşanıyor olması, “Peki, neden” sorumuzun da yanıtı oluyor.

HDP; Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Laz, Çerkes, Sünni, Alevi, Hristiyan, Süryani tüm halkların bir arada, kardeşçe, barış içinde ve kendi hakları ile birlikte yaşamalarını savunuyor. HDP; toplumun ezilen tüm kesimlerini, kadınları, gençleri, LGBTİ’leri kapsıyor. İşçi sınıfı ve emekçilerin haklarını savunuyor. “Kentimizi de kendimizi de biz yöneteceğiz” diyerek halklara, kendi kendini yönetme fikrini taşıyor.

Kürdistan kentleri, zaten yıllarca yerel yönetimlerde bu fikir ve pratikle yönetiliyor. Şimdi aynı deneyimin HDP ile birlikte batıya taşıma iddiası, başta şovenizm zehrini bilinçlerden silme çabası, kentleri “birlikte” yönetme önermesi, düzenin ezberini bozan, reflekslerini harekete geçiren bir rol oynuyor.

Gezi isyanları günlerinde Lice’de karakol yapımına karşı halkın direnişi, Taksim’de yüz binlerin katıldığı yürüyüşle “Her yer Gezi, her yer Lice” karşılık bulmuştu. Halkların bu kardeşleşme bilincine ilk saldıranlardan biri, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek olmuş, Aydınlık Gazetesi’nde zehir zemberek bir yazı kaleme almıştı. Şimdi aynı Perinçek ve cümle Ergenekon ekibi, jet hızıyla salıverilmeye başlandı. Meseleye sadece bir hukuksal düzenleme olarak bakmak tamamen aldatıcı olacaktır. Zira, neredeyse birebir aynı konumda olan sosyalistler ve yurtseverler daha uzun tutuklu bulunmasına rağmen hala tutsaktır. Kontrgerilla rejiminin operasyonal kanadının serbest bırakılması, bir yanıyla bu alanda cemaat kadrolarından boşaltılan yerin doldurulmasını kapsıyor, diğer yanıyla da topluma mesaj veriliyor: “Kardeşlikmiş, barışmış, yerinden yönetimmiş. Hepsini unutun. Rejimin mermer direkleri aranızda artık.”

Şimdi seçim güvenliğinin ortadan kaldırılması, eskiden umudunu kesmiş milyonları terörize ederek yeniden eskiye yedekleme çabası; HDP’nin doğru yolda olduğunun da rejim tarafından teyit edilmesidir. Artık milyonları istedikleri gibi yönetememe telaşı, şovenizm zehrine karşı panzehir işlevi gören HDP’nin ortaya çıkışı, rejimi bit pazarından çıkardığı politikalara yöneltmiştir.

Sosyalistler ve Kürt yurtseverler, rejim tarafından verilen bu mesajı doğru okumaktalar. Ama iktidar sahipleri için aynı şeyi söylemek zor. Her eşikte daha da güçlenerek çıkan bir Kürt özgürlük hareketini eskinin yöntemi ve kadrolarıyla hizaya sokabileceğini sanmak, AKP’nin çaresizliğine işaret ediyor. Dahası, Gezi gibi toplumsal kalkışmadan yeni çıkmış, sokakların sıcaklığını sevmiş ve terk etmeyi düşünmeyen halklar gerçekliği; Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında rejimin eskisi gibi yönetemeyeceğini gösteriyor. Milyonlar, eskisi gibi yönetilmek istemediklerini de ziyadesiyle deklare etmiş durumda.

Rejimin hesaba katmadığı bir gerçeklik de, Türkiye devrimci hareketi ve Kürt özgürlük mücadelesinin “zor” karşısındaki duruşudur. Devrimci ve yurtsever hareketin tarihi, faşizme karşı şanlı bir mücadele tarihidir aynı zamanda.

Bugün, HDP ile Türkiye devrimci hareketinin önemli bölükleri ile Kürt özgürlük hareketi ortak bir mücadele zemininde buluştu. HDP mayası, bu hareketin yaratıcıları ve halklar nezdinde tutmuştur. Faşist devlet politikası ve halkları birbirine düşürme projeleri bir işe yaramaz artık. AKP iktidarı ve CHP’sinden MHP’sine kadar sermaye düzeninin partileri üzerinden yürütülen faşist teröre daha fazla sesimizi yükseltme zamanı. Eşitlik, adalet, özgürlük ve barıştan yana daha fazla söz söyleme zamanı.

* Atılım Gazetesi’nin 14 Mart 2014 tarihli 110. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 20 Mart 2014, Perşembe 16:06
Kategoriler: Güncel, Haberler