Referanduma doğru

Referanduma doğru

VAHAP BİÇİCİ-

Yeni bir seçimin ön günlerindeyiz. Kelimenin gerçek anlamıyla içeriğini çok daha aşan, ‘referandum’ olma özelliğini sonuna kadar hak eden bir seçim olacak, 30 Mart seçimleri. Kürdistan, cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden birine tanıklık edecek bu yönüyle. PKK Lideri Abdullah Öcalan da bu duruma dikkat çekerek, önümüzdeki üç seçimde harcanacak gücün %95’inin bu seçimlerde sarf edilmesini istemiştir.

Seçimler, rejim ve devlet krizinin ayyuka çıktığı koşullarda yapılmakta. Kürdistan açısından “demokratik özerklik” tartışmaları bu döneme de damgasını vurmaktadır. Kürt halkının siyasal temsilcilerinin “öz yönetim süreçlerinin startı” olarak 30 Mart’ı işaret etmeleri, özerkliğin inşası için “devleti beklemek zorunda değiliz” söylemi, nasıl bir siyasal hat izleneceğinin işaretlerini sunmaktadır.

Seçimlere referandum gözüyle bakılması, devlet ile Öcalan-PKK arasında yürütülen görüşmeler, “demokratik özerklik” tartışmaları, PKK’nin ilan ettiği fiiliyatta çift taraflı olarak devam eden çatışmasızlık ortamı gibi yanlarıyla bir önceki yerel seçim dönemiyle benzerlikler taşısa da önemli farklı özellikler taşıyan bir sürece tanıklık etmekteyiz.

Her şeyden önce, Kürt ulusal hareketi artık eskisi gibi ‘yalnız’ değildir. 2013 yazı Türkiye siyasal tarihinin en büyük halk ayaklanmasına tanıklık etti. Gezi isyanı-Haziran ayaklanması, Türk halk emekçilerinde devlet-halk çelişkisi temelinde bir bilinç sıçraması yarattı. Dahası, batıdan Kürdistan’a kardeşlik köprüsünün temelleri atılmış oldu. Lice kalekol eyleminde şehit düşen Medeni Yıldırım şahsında birçok kentte kitlesel protesto eylemleri düzenlendi. Gezi eylemlerinde polis şiddetinin-işkencesinin muhatabı olan kitleler, “Burada bize böyle yapıyorlarsa Kürtlere neler yapıyorlardır” sorgulamasını yaptılar. En kısa tanımlamayla, Türk halkının hapsedildiği şovenizm kabuğu çatladı. Artık batıda ezilenlerin siyasal başkaldırısı mevcuttur.

Düne göre bugün HDP diye bir siyasal özne söz konusudur batıda. En geniş anlamda ilerici-demokrat-antifaşist bir karaktere sahip birey, kurum, dernek ve partilerin bileşimi olan HDP, geçmişte örgütlü bir tarzda faaliyet yürütülemeyen bir çok yerde aktif politikaya dahil olmuştur. HDP, özelliği, politik çizgisi gereği faaliyet yürüttüğü her alanda doğal olarak antişovenizmin gelişimine hizmet edecektir. Gezi’yle ortaya çıkan bilinç, HDP’yle çerçevesini bulacak, politik, örgütsel bir güce dönüşme olanağını yakalayacaktır. Bunun düzeyi, HDP ve bileşenlerinin siyasal, örgütsel faaliyetiyle doğru orantılı olarak artacak ya da azalacaktır.

Temelinde ‘Kürt sorunu’nun durduğu rejim krizinin Gezi’nin de tetiklemesiyle güncel dışavurumu olan devlet krizinin egemen blokta yol açtığı yarılma içerisinden geçmekte olduğumuz dönemin en önemli gelişmelerindendir. Cemaat-AKP kavgası şeklinde vuku bulan devlete kimin sahip olacağı sorusuyla okuyabileceğimiz bu dalaş, düne kadar Kürt hareketine karşı yek vücut hareket etmiş bu iki kuvvetin birliği, yedekledikleri güçleriyle birlikte bir bütün olarak parçalanmıştır. Her iki kuvvetin halihazırda azılı Kürt düşmanlıklarından bir adım dahi gerilemedikleri muhakkak. Fakat her ne olursa olsun uygulanan kuvvetin merkezi bölündüğünden etki düzeyi de doğalında azalmaktadır. Bu, her halükarda Kürt hareketi ve ilerici-devrimci güçlerin yararına bir gelişmedir. Egemenler arası çelişkiler, yararlanmayı bilenler açısından önemli bir dolaylı yedektir. 17 Aralık süreciyle birlikte her iki tarafın orta yere saçılan pislikleri halklarımızın gözlerini açmakta, gerçeği görmelerine vesile olmaktadır.

Rojava’daki devrim bu seçim sürecine Kürdistan açısından doğrudan etkide bulunan bir gerçekliktir. Üç kanton halinde ilan edilen, halkların öz yönetimine bağlı “demokratik özerklik” inşası tüm bölge halkları için umut ışığı olarak parlamaktadır. Ezidilerden Alevilere, Sünni Müslümanlardan Hristiyanlara, hemen her inanıştan; Araplardan Kürtlere, Süryanilerden Türklere birçok ulustan halklarımızın ortak kazanımıdır Rojava. Düne kadar ulusal hareketin teorik olarak ortaya koyduğu öz yönetim projesi yaşam şansı bulmuştur. Kuşkusuz bitmiş-tamamlanmış bir şey yoktur henüz. Bu anlamda da ‘olmakta olan’dır, Rojava Devrimi. Ancak daha şimdiden birçok yerde, özelde de Kuzey Kürdistan’da yankısını bulmuştur bile. Dün ulusal harekete mesafeli duran, inkarcı-sömürgecilikten yana tavır koyan rejimden medet umanlar, bugün Rojava Devrimi’yle yönünü ulusal harekete dönmüştür. Riha’dan Wan’a, Nurhak’tan Amed’e birçok bölgede Arap, Türkmen, Kürt, Alevi, Sünni değişik inanç ve ulusa mensup kişiler, aileler, aşiretler düzen partilerinden ya istifa ederek ya da bir daha bu partilere oy vermeyeceklerini belirterek BDP-HDP’ye katılım sağlamaktadırlar. Birçok yerde korucular bu onursuzluğu terk etmektedir.

Kürdistan’da rüzgar bizlerden yana esmektedir. Ne diyor burjuva kalemşorlar; “Biz birbirimizle kavga ederken (AKP-Cemaat, CHP, MHP…) kazanan Kürtler oluyor.” Böyle bu durumdan ne derece korktuklarını ifşa etmiş oluyorlar. Kürdistan’da kazanılacak zafer nedeniyle şimdiden kabuslar görüyorlar: Bizlere düşen, kabuslarını gerçek kılmaktır. Ki, bunun için uygun bir nesnel zemin var.

Kürdistan’ın zaferi, Türkiye’den Rojava’ya tüm Ortadoğu’nun geleceğini yakından ilgilendirmekte. Dolayısıyla, bu sorun salt Kürt ulusal hareketinin değil, bir bütün olarak ilerici-devrimci-demokrat her kuvvetin, siyasal öznenin ortak problemidir. İşin bir yönü Kürdistan’da düzen partilerini tarihin çöplüğüne göndermek, inkarcı-sömürgeciliğin prangalarını paramparça etmek iken, diğer yönlü de Batı’da Gezi’yle temelleri atılan kardeşleşme köprüsünün inşasına hız vermekten geçiyor.

* Atılım Gazetesi’nin 14 Mart 2014 tarihli 110. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 20 Mart 2014, Perşembe 16:17
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Makaleler, Politika