HDK/HDP’nin önemi

HDK/HDP’nin önemi

Örgüt bir araçtır. Herhangi bir örgütün biçimi kendisine yüklenen işleve uygun olmalıdır. Biçim işleve uygun olmazsa, örgütten (araçtan) beklenilen fayda sağlanamaz.

İşlevi belirleyen, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarıdır. Sınıf mücadelesi de tek biçimli ve statik bir süreç olmadığına göre, onun ihtiyaçları da içinde hareket ettiği koşullara bağlı olarak değişir. Dün gerekli olan, bugün fazlalık haline gelebilir; dün bir kenara bırakılan bugün elzem olabilir, yepyeni bir araç başat konuma yükselebilir.

Toplumsal maddi koşulların hareketi her hareket gibi diyalektiktir.

Hareketin diyalektiği, daima iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan iki sürecin birliği olarak zuhur eder (görünür, ortaya çıkar). Bunlardan birincisi evrimsel birikim, ikincisi devrimsel sıçramadır. İlkbaharda yeşillenerek oluşan bir ağaç yaprağı gelişmenin belli bir aşamasında, yazın canlılığını kaybetmeye başlar, sonbaharda ise sararır. İlkinde hareketin gelişim yönü canlanma, ardı sıra gelenin durağanlaşma, sonuncusunun ise solmadır. İlkinde belirleyici olan ilerlemedir, sonuncusunda belirleyici olan tükenmedir.

Kuşkusuz, doğanın hareket yasaları toplumun hareket yasalarına birebir uygulanamaz. İnsanlar içinde hareket ettikleri koşulların bilincine vardıklarında o koşulları değiştirebilirler. Fakat bunun için de insanın belirli bir toplumsal evrim sürecinden geçmiş olması gerekir. Örneğin, kapitalizmden önceki toplum biçimlerinde insanlar doğanın ve ekonomik ilişkilerin kör yasalarına tabiydiler. İnsanlar ancak burjuva toplum aşamasında koşulların bilincine vararak onları ortadan kaldırma ve yerine içinde hareket edecekleri yeni koşulları bilinçle oluşturma yetkinliğine ulaşırlar. Onları bu yetkinliğe ulaştıran, insanın toplumsal üretim güçlerinin gelişkinlik düzeyidir. Bu yetkinlik ancak kapitalizmin egemenliğine son verilerek pratikleştirilebilir.

Ne ki kapitalizmin de, onun içinde cereyan eden sınıf mücadelelerinin de bir evrimsel gelişme süreci vardır. Eğer yaprak örneğimizi baz alırsak, diyebiliriz ki serbest rekabetçi kapitalizmden emperyalizm dönemine kadar geçen süreç, yaprağın yeşillenmesinde gelişmeyi, emperyalizmden emperyalist küreselleşme dönemi arasındaki zaman yeşilden sararmaya doğru geçişi ve emperyalist küreselleşme de sararmanın ilerlemesini temsil eder.

Elbette her benzetme eksiklidir ve kusur içerir. İddiamız şu: Kapitalizm, gelişmesinin sararma aşamasında. Eğer böyleyse bunun olgularla kanıtlanması gerekmez mi?

***
O halde oradan ilerleyelim.

1)Kapitalist üretim biçimi dünyanın tamamına hakim oldu; kendinden önceki üretim biçimlerini ya tasfiye etti, ya da geriye kalan kalıntıları kendine tabi kıldı. Üretimin, ticaretin ve paranın merkezileşesi had safhaya ulaştı. Varlığını koruyan küçük ve orta işletmeler de bağımsız niteliğini giderek daha çok yitirerek tekellerin kontrolüne girdi. Dünya tekelleri, dünya pazarına egemen hale geldi. Üretimin teknik düzeyi, ulaştırma ve bilişim muazzam düzeyde gelişti. Ama bu gelişme gelip bir sınıra dayandı. Şimdilerde sermaye üretici güçleri geliştirmek yerine ya onları atıl bırakıyor ya da tahrip ediyor. Sermaye uygarlaştırıcı etkisini bütünüyle yitirdi.

2)Kapitalizmin varoluşsal krize saplanması, ondaki sararma sürecinin bir başka göstergesidir. Ekonomik kriz, sermayenin döngüsel hareketinin zorunlu bir uğrağıdır. Elbette sermayenin döngüsel hareketi bugün de yürürlükte. Ama bugün döngünün yükseliş aşaması krizi geride bırakmanın değil, en iyi halde sürünmenin göstergesi oluyor. Yeterince kârlı olmadığı için üretime yatırılmayan fazla sermaye miktarı biriktikçe birikiyor. Bu aşırı birikmiş fazla sermaye spekülatif mali araçlar üzerinden değerlenme avına daha çok başvuruyor. Dünya pazarı, doğa ve emekçi, mali oligarşinin vahşi av sahasına dönüştü. Bu durum dünyanın büyük bölümünde nüfusun çoğunluğunu oluşturan ücretli emekçiler arasında, bilhassa da halk gençliği arasında işsizlik ve sefaletin geri dönülmez biçimde artmasına, doğanın onarılmaz düzeyde tahrip olmasına neden oluyor. Evrensel düzeyde belirleyici hale gelen emek-sermaye ve devlet-halk çelişkileri keskinleşiyor. Elbette bu “keskinleşme” yeni değil. Burada yeni olan, bu çelişkilerin evrensel düzeyde belirleyici konum kazanmaları ve “keskinleşme hali”nin süreklileşmesidir. Dünyanın bir bölümünün henüz kapitalist gelişme aşamasına ulaşmadığı dönemlerde bu çelişkiler evrensel nitelikte belirleyici değildi. Kapitalist gelişme aşamasındaki ülkelerde de burjuvazi taviz ve bastırma siyaseti arasında manevralar yararak kontrolü elinde tutabiliyordu. Varoluşsal kriz içinde debelenen bugünkü kapitalizm koşullarında ne burjuvazinin ne de emekçi sınıfların taviz siyaseti izleme imkânları yok. Nesnel koşullar buna olanak tanımıyor. Burjuva reformculuğun toplumsal maddi zemini buharlaşıyor. Dolayısıyla burjuvazinin bastıma ve emekçi sınıfların devrimci başkaldırı dışında bir seçeneği bulunmuyor. Bir kaçınılmazlık hali bu. Doğanın korunması ve kadın hakları mücadelesinde de aynı kaçınılmazlık geçerli. Dolayısıyla emek-doğa-kadın ve özgürlük mücadelesi aynı düşmana, sermayeye karşı ortak bir kurtuluş bayrağı altında toplanmak zorundadır.

3)Bu nesnel zorunluluğun kendiliğinden kitle hareketindeki izdüşümü, sayıları giderek artan ayaklanmalardır. Bu ayaklanmaların başlıca özelliği, uzun soluklu bir mücadele ve bilinçlenme sürecinin ürünü olmaktan çok, keskinleşmiş nesnel çelişkilerin ani, yığınsal ve şiddetli dışavurumunun ifadesi olmasıdır. Böyle olduğu içindir ki, geçmiş dönemin koşullarına uygun biçimde evrimsel-devrimci hazırlık sürecine uygun olarak mevzilenmeye devam edenler, bu ayaklanmaların en önünde yer alsalar dahi sürüklenen özneler konumuna düşmekten kendini kurtaramamıştır. Düne kadar örgütsüz ve edilgen yığınlar birden oluşan sel gibi önüne çıkan her şeyi sürükleyip götürmektedir. Devrimcilerin inşa etmekle meşgul oldukları dere ve nehir yatakları birden sükun eden halk seli karşısında yetersiz kalmaktadır.

4)Büyük şehirlerin ana meydanları, ayaklanan örgütsüz yığınların birleşme, birikme merkezi ve komünal bir canlı organizma haline gelmenin zemini olmaktadır. Meydanlar işgal edilmekte ve buralarda ayaklanmacıların geçici iktidarları kurulmaktadır. Orayı dolduran kitlenin can yakıcı acil taleplerini en iyi formüle eden, kitleyi karar alma sürecinin aktif öznesi gören ve an’a uygun örgüt ve mücadele biçimlerini kitleyle birlikte pratikleştiren politik özneler önderleşebilmektedir. Eğer devrimci demokratik güçler ve sosyalistler birleşmiş bir kuvvet olarak bu rolü üstlenemezlerse, burjuva liberallerin, hatta faşistlerin doğacak boşluğu doldurmak isteyecekleri açıktır. Gezi ayaklanması sırasında buna şahit olduk. İlerici güçler, atıl kalsaydı ulusalcı faşistler hareketin önderliğini gasp edebilirdi.

Dünyasal düzeydeki toplumsal maddi gerçek ve bu gerçekliğin sınıf mücadelesine yansıma biçimlerini böyle özetleyebiliriz. Türkiye coğrafyası da bu evrenselliğin parçası.

***

İrili ufaklı ayaklanmalar, meydan işgalleri ve barikat savaşları, birleşik bir süreç olarak sınıf mücadelesinin en etkili biçimidir bugün. Haliyle örgüt biçimlerinin de buna ayak uydurması gerekir. Bugünkü mevcut halleriyle ilerici politik öznelerin ayrı ayrı durarak Gezi türü ayaklanmalarda yön tayin edici pozisyon yakalamaları mümkün görünmüyor. Bu yapılardan bazıları gelecekte böyle bir konuma yükselebileceklerini umut ediyor olabilir. Elbette mümkün, onların varlık sebebi de bu. Ne ki tarih hızlandı. Yapıların kendi evrimsel birikimi ile bu hızı yakalamaları mümkün görünmüyor. Tarih kimseyi beklemez, tarihi kendine uyduramazsın, sen kendini ona uydurmalısın. Kendi özgün var oluşunu ortadan kaldırman gerekmiyor ama geniş yığınları kapsayacak, onların talep ve özlemlerini formüle edecek, onların bilinçli politik öznelere dönüştürmesini hızlandıracak yeni tipte örgütsel yapılara ihtiyaç olduğu da açık. HDK/HDP bunlardan biri. HDK/HDP olmasaydı da buna benzer bir organizasyonu oluşturmak gerekecekti. Bu tip bir örgütün işlevi, ayaklanan ya da ayaklanma potansiyeli taşıyan yığınları, “örgütlü kitle” haline getirmektir. İşlevi bu olduğuna göre bu örgütün farklı politik hatta apolitik özneleri bir arada tutacak bir esnekliğe sahip olması lazımdır, ona yüklenen işlev böyle bir örgütsel biçimi zorunlu kılar. HDK/HDP çeşitli sebeplerden dolayı dağılsa bile aynı türden bir işleve hizmet eden bir araca ihtiyaç duyacaktır. Kapsama alanı geniş devrimci demokratik bir kaldıracın günümüzdeki sınıf mücadelesi için gerekliliği su götürmez bir gerçekliktir.

Bu gereklilik bağımsız sosyalist çalışmayı ve örgütlenmeyi önemsiz kılmaz, aksine çok daha önemli kılar. Böyledir çünkü, bağımsız sosyalist faaliyet ne kadar güçlüyse, devrimci demokratik aracı sosyalist yönde etkilemek o kadar mümkün olacaktır. Yalnızca bu nedenle de değil, böyle geniş kapsamlı bir örgüt içinde çalışmak çok daha geniş halk yığınlarıyla temas kurma olanağı sağlar, haliyle sosyalist propaganda, ajitasyon ve örgütlenme alanı hiç olmadığı kadar genişler.

Her iki çalışmanın birbirini besleyerek geliştirmesini sağlayacak biçimde mevzilenmeli sosyalistler, birini diğerinin karşısına koyan değil, birini diğerinin kaldıracı yapan bir ilişkilenme olmalıdır bu.

***

Kaldı ki, bağımsız politik çalışmanın başkaca meşru biçimleri de var. Bu biçimlerin hayati derecede önemli olduğu yakın dönemdeki kitle mücadele pratiklerinde kanıtlanmıştır.

Nedir bu biçimler?

Birincisi; burjuva yasallığın sınırlarına hapsolmayan, bağımsız politik faaliyetin gerekliliğidir. İkincisi, kitle hareketinin gelişim seyrine bağlı olarak daha ileri mücadele biçimlerini devreye sokabilecek bir hazırlık faaliyeti içinde olmaktır. Mısır’daki Müslüman Kardeşler ile Ukrayna’daki “sağ sektör”ü her iki duruma örnek olarak gösterebiliriz. Müslüman Kardeşler, devrim sürecine sonradan katılsa da örgütlü güçleri sayesinde Tahrir’in sürükleyici gücü haline geldi. Onları bu konuma getiren yalnızca örgütsel nicelikleri değildi. Müslüman Kardeşler’in taraftarları barikatlardaki etkinlikleri kadar devletin çekildiği alanlarda asayişi hızla sağlama becerisiyle de öne çıktılar. Ukrayna’daki faşist “sağ sektör” için de benzer şeyler söylenebilir. Burjuva liberal istemlerle meydanları dolduranların en örgütlü, hazırlıklı savaşçıları oldukları için meydandaki politik hegemonya onlara geçti ve böylece o meydanı iktidara yürümenin basamağı haline getirebildiler.

Görüleceği gibi, eğer sizin hazırlıklarınız yeterli değilse, başkaları sizin yerinizi alacaktır. HDK/HDP gibi araçlar ve bağımsız politik çalışma biçimleri bu “hazırlık”ın birbirini tamamlayan unsurlarıdır.

***

Bir de coğrafyamıza özgü yanları var konunun. Kürt ulusal ayaklanmasının yol açtığı ve burjuva değişim programıyla aşılamayan yakıcı bir rejim krizi orta yerde duruyor. Burjuva düzen ve devletin tüm pisliği ortalığa saçılmasına vesile olan devlet krizi de cabası. Kemalizmden sonra burjuva politik İslam da iflas etti. Dolayısıyla çapı giderek daha da büyüyen bir politik ve ideolojik boşluk var. Günün çözülmesi gereken acil görevlerinden biri, bu boşluğun doldurulmasıdır. Liberalinden en gerici faşistine kadar tüm burjuva kanatlar, bu boşluğu doldurmak için can havliyle çalışacaklardır. Kuzey Kürdistan’ın ve Gezi’nin devrimci demokratik birikimi, HDK/HDP’de cisimleştirilebilirse, bu, devrimimizin çok önemli bir kazanımı olacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 21 Mart 2014 tarihli 112. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 25 Mart 2014, Salı 18:41
Kategoriler: Başyazı, Güncel, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler