Panik

Panik

SAMİ ÖZBİL –

Önce Berkin’in annesini kitlelere yuhalattı. İki gün sonra kendisini protesto eden iki kadını gözaltına aldırdı. Daha önce de direnen, sözünü söylemekten sakınmayanlara karşı takındığı tutum ortadaydı. Tipik bir yetersizlik tablosu gösteriyor. Tıknefes bir sabrı var. Sinirleri laçka. Sürekli tıkanıyor. Tıkandıkça aşağılayarak, döverek, uzaklara sürerek rahatlamaya çalışıyor.

“Büyüğümüz” sadece siyasal analizlerle izah edilemeyecek kadar bir yok oluş sendromuna tutulmuş durumda. Yenilme, alaşağı edilme, dağılıp gitme paniği her despotu mahvetmiştir. Ceberutluğu kâr etmiyor ve neredeyse hiçbir muhalifi onu umursamıyor. Ona sorarsanız halk kendisine bayılıyor. Sözleri ve tavırları tipik bir inkâr mekanizmasına dayalı.

Bindirilmiş kıtalar siyasette kısa süreli illüzyonlardan başka işe yaramaz. Güç yoğunlaşmasını bir müddet daha sürdürme gayesiyle mobilizasyonlara başvurmak, takatten düşüldüğünü gösteriyor. Herhangi bir menfaat sağlamak bir yana hapsedilme, polis takibi tehditlerine karşın sokağa çıkan, çok büyük bir bölümü örgütsüz milyonlardır siyasette hesap edilecek kuvvet. İktidarın emrindekiler bir parmak işaretine koşullanmış bir kalabalıktır.

“Büyüğümüz” en çok gençlere (“Böyle gençlik istemiyoruz”) ve kadınlara (“Sen bayansın yav, bayanlığını bil”) öfkeleniyor. Kamuya açık mecralarda tutturulan öfkeli dilin mahrem sayılan ve şimdilerde günbegün deşifre edilen konuşmalarda, “Büyüğümüz”ün gerçek kişiliğini yansıtacak bir doğrudanlıkla nefret diline dönüştüğüne inanılabilir. Kendisine karşı çıkanlara hiçbir muhabbet beslemediği ortada. Karikatürden bile huylanıp dava açan bir “muhteşem”den bahsediyoruz ne de olsa.

Kendisi, hırsız oldukları iddia edilen, ağzı bozuk nâzırlarını son ana dek savunmakta kararlı davrandı. Bu önemli bir işaret. Kimlerle yürüdüğümüz, kimlerle kader ortaklığı yaptığımız ve bütün seçimlerimiz gerçekte kim olduğumuzu gösterir. İktidar yapısı bu konuda bir bütün, tümünün üslubu birbirine benziyor. Böylesi durumlarda, “kaderi benzemesin” denilir ama o kadar çok “ah” aldılar ki, muhtemelen ortak bir kaderi paylaşarak unutulacaklar.

Gençler ve kadınlar ayaktaysa, bir isyan katalizörü haline gelmişlerse, isyanın yöneldiği politik odağın eski biçimde yönetmesi imkânsızlaşmış demektir. Çok açık, AKP ve bir başkası artık hiçbir iktidar ezilenleri eskisi gibi yönetemez.

Alevilere karşı kışkırtıcı dil, Kürtleri aptal yerine koymalar, sola küfretmeler sona ermek zorundadır. Tahammülü öğrenmeden yönetmek, farklı olanan hukukunu gözetmeden meşruiyet sağlamak imkânsızdır. İktidarın meşruluk kaybına uğraması, itibarının yerlerde sürünmesi bütün devlet iktidarını ele geçirmeye kilitlenen herkes açısından ibret vakasıdır.

Politik özgürlükler sorununun bütün sorunları kesen bir üst çelişki biçiminde orta yerde durduğu Türkiye’de devrim, çıplak sınıf savaşımı üzerinden değil, böylesi dışlamalardan, saygısızlıktan, vicdansızlıklardan doğmaya çok daha yakın ve yatkın. Adalet ve özgürlük ekseni ise devrimimizin kaldıracı. Pergelin sabit ayağı atalet isteğindeyken, en geniş çemberi oluşturan ayak özgürlük arzusunu çevreliyor.

Üstelik Arap devrimlerinin meydanları merkeze alan şu konjonktürü, devrimlerin uzun süreli ara dönemlerini kısaltmaktadır. Tape’lere bakıldığında, iktidarın TEKEL eyleminin fili alan işgali özelliğine “dev” öfkelendiğini, Gezi’de de en çok bundan korktuğunu ortaya koyuyor. Adalet ve özgürlük talepleriyle en barışçıl yöntemlerle çıkılan ve oturulan meydanların birer devrim yatağına dönüşme potansiyeli herkesten önce, devrimin hedefi olan iktidarca görülmüştür. Bu büyük potansiyel her iktidarın yıldırıcısı ve panzehiridir.

Her kitle eyleminde Gezi parkının ablukaya alınması, giriş çıkışın yasaklanması bu nedenle basit bir adli tedbir olmanın ötesinde Tahrir’le karşılaşma korkusunun ifadesidir. Büyük şehirlerin her ana caddesi ve meydanı iktidarın nazarında potansiyel bir Tahrir’dir. Tek bir Tahrir’den bir devrimin neşet ettiği düşünülürse, Türkiye siyasi coğrafyasında kaç devrim yatağının bulunduğu daha iyi anlaşılır.

Yeni konjonktür, adalet ve özgürlük taleplerini canı pahasına savunanların dünyanın her noktasında sahiplenilen demokratik direnişlerini öne çıkarıyor. İktidarların buna yanıtı kan dökmek oluyor. Taraftarlarını milisleştiriyor, faşizmin esasını oluşturan bir reaksiyon hareketi biçiminde mobilize ediyor ve adalet isteyenlerin üzerine salıyorlar.

Böylesi tutumlar her iktidarın ömrünü törpüler. Törpülüyor da. Ya yıkılıyor ya iki paralık hale geliyorlar. Zorbalaştıkça gülünçleşiyor, tepkileri yok etmeye çalıştıkça daha fazla insanı karşılarında buluyor, komplo teorilerine sarıldıkça inanırlıklarını yitiriyorlar.

Birer Führer özentisi olabilirler ama dünyaya gelmeye seksen yüz yıl geç kaldılar; şanslarına küssünler. Sistemin devamını Führerleşmekte görebilirler ancak karşılarında her dediklerine gerdan kıran milyonlar değil, özgürlüklerini isteyen kitleler var. Hiçbir demagojinin evreni, bütün bileşenleriyle ezilenlerin adalet ve özgürlük taleplerini kuşatmaya yetmez.

Gezi isyanının meydanların devrimci dinamiğini ortaya çıkaran ve milyonları silkeleyen dinamiği, Berkin’i uğurlayan milyonların, “Artık yeter” demesi, bugüne kadar hiç olmadığı biçimiyle dünyanın pek çok noktasında Türkiye’deki özgürlük mücadelesinin yankılara yol açması, ezilenler açısından moral kaynağı.

Aynı gerçek, iktidarın kâbusu. Görünür gelecekte herhangi bir esneme kabiliyeti bulunmayan iktidarın balkon konuşması yapacak hali bile yok. Berkin’in ailesine başsağlığı dilemekten imtina etmeleri, meydanlara karşı ne tür tutum takınacaklarını da gösteriyor.

Despotik diktatörlüğün yapabileceği ise daha çok zalimleşmek ve demagojidir. Halkın bir bölümünün gözden çıkarıldığı görülüyor. Bu kör düşmanlık yeni ölümler demektir. Adalet ve özgürlük arayanlarla iktidarın arasında, katledilen ezilenlerin ceset dağları yükselirken, iktidar, özgürlük arayışının zulüm ve ölümle engellenemeyeceğini yeniden yeniden görecektir.

Adalet talep edenlerin adaleti, bizzat sağlamaya girişmeleri mi? Ona “devrim” diyoruz.

* Atılım Gazetesi’nin 21 Mart 2014 tarihli 112. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 25 Mart 2014, Salı 18:48
Kategoriler: Güncel, Haberler, Politika