Dikkat! Erdoğan demokrasi getirecek…

Dikkat! Erdoğan demokrasi getirecek…

FUAT UYGUR – 

Daha güçlü olarak geliyoruz. Ekonomide de, siyasette de güçleneceğiz. Daha güçlü demokrasiyi getireceğiz.”

Balkon konuşmasında CHP’den MHP’ye, cemaatten medyaya, Suriye’den halklarımıza kadar kim ne varsa herkese tehditler yağdıran Erdoğan’ın, gelecek adına sarf ettiği tek “iyi” niyet taşıyan cümle bu oldu: Daha güçlü demokrasiyi getireceğiz!

Sağında Beşir Atalay, solunda eşi Emine Erdoğan, arkasında rüşvet paralarını sıfırlama becerisinden bile yoksun oğlu Bilal ve kızı Sümeyye ile Egemen Bağış, onların arkasında da jöleli saçlarıyla Yiğit Bulut… Bu “mutlu aile tablosu”na rağmen esip gürleyen, asıp kesmekten bahseden Erdoğan’a kim inanır, daha güçlü demokrasi getireceğine?

Hırsızlık ve yolsuzluk üzerine inşa ettiği iktidarını korumak adına o miting senin bu miting benim sesi kısılıncaya kadar yalanlarını halklarımıza boca etti. Bunda yüzde 45’lik muvaffakiyet sağladığı da bir gerçek. Ama daha güçlü demokrasi getireceğine yüzde 45’in de inandığını sanmıyoruz. Her daim kendisinden “umudu” kesmeyen “havetçi” liberal tayfa için de durum farksız.

Ağzına aldığı herkese tehditler savuran Erdoğan’ın daha da saldırganlaşacağı, seçim sonuçlarıyla daha da kesinleşti. Yalnız bu tek başına arkasına aldığı yüzde 45’lik toplumsal destekle ilgili değildir. Erdoğan ve AKP’si, daha fazla saldırganlaşarak varlık koşullarını sürdürebilirler, daha doğrusu uzatabilirler de ondan.

Mesela, Kürt sorunu. Öcalan’ın 2013 Newroz’unda ilan edilen barış deklarasyonu ve Kürt özgürlük hareketinin çözüm için demokratik taleplerinin üzerinden bir yıl geçti. Ama devlet ve hükümet cephesinden oyalama ve sulandırma manevralarından başka bir tutum ortaya çıkmadı. Kürt halkı önce Newroz’da, akabinde sandıkta okkalı bir şamar patlattı. Şimdi AKP, bu çıkışa ya müzakere geçme yönünde adımlar atarak yanıt verecek, ya da…

Çok eskiye gitmeden, beş yıl önceki yerel seçimlerin hemen sonrasına bakalım. Kürt halkı, yine yerel seçimlerden -bugünkünden biraz daha geri düzeyde de olsa- büyük bir kazanımla çıkmıştı. Ve takip eden günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “İster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin. Bugün Türkiye’nin birinci meselesidir. Mutlaka halledilmelidir” dedi, ardından “İyi şeyler olacak” cümlesini telaffuz etti. Sonuç; KCK operasyonlarıyla başlayan, DTP’nin kapatılmasına kadar uzanan siyasi linç kampanyası. Unutmadan, aradan geçen beş yıllık zaman diliminde Norşin hâlâ Norşin olamadı.

Bu nedenle Erdoğan “daha güçlü demokrasi” dediğinde, başta Kürt halkı olmak üzere barış savunucularının daha fazla dikkatli olması bir zorunluluktur. Başından sonuna kadar “vatan, millet, Sakarya” üzerine kurgulanmış balkon konuşmasından çıkarılabilecek en iyimser görev bu olsa gerek.

Suriye şu anda bizimle savaş halindedir.” Suriye bir savaş halinde ama Türkiye ile değil. Ama Erdoğan’ın sözlerinin bir dil sürçmesi olmadığı da kesin. Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan görüşmelerin ses kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, Türkiye, Suriye’ye saldırmak veya uluslararası güçleri saldırtmak için her yolu deniyor. Bu saldırganlığın merkezinde de Rojava Kürtleri ve oradaki kazanımlar durmaktadır. Bunun, Kürt sorununun çözüm sürecine yansıyacağı muhakkak.

Savaş, militarist cendere altına alınan toplumsal özgürlüklerin kısıtlanma ortamıdır aynı zamanda. Savaş tezkeresi de cebinde olan AKP’nin bu durumu toplumsal muhalefeti bastırmak amacıyla kullanmaması için bir neden yok. Nitekim, Gezi’den beri sokak hareketine diş biliyor.

Ekonomi tıkırında değil. AKP kurmayları da bunu itiraf ediyor. Şu anda yaşanan durumun etkileri önümüzdeki aylarda kendisini gösterecek. AKP, tüm burjuva iktidarlar gibi bunun faturasını emekçilere yüklemekten geri durmayacaktır. Bunu da “güçlü demokratik” yöntemlerle yapmayacağı aşikâr.

Erdoğan, balkon konuşmasında, muhalefet partilerini aşağıladı, yetinmedi, onları dizayn etmeye girişecek kadar hızını alamadı. Gülen Cemaati’nin “in”inden girdi, resmi bir savaş hali olmamasına rağmen Suriye’den çıktı. Erdoğan böylece, iktidarını şiddete, çatışmaya ve savaşa yaslanarak sürdürmeye çalışacağının gösterdi.

Şiddeti ve savaşı kullanarak etrafındaki bloku dağılmadan tutmayı ve krizi yönetmeyi umuyor. En büyük yanılgısı da bu olacak. “Güven ve huzur” beklentisiyle halklarımızdan aldığı oylar, bu kez kendisini yıkan bir güce dönüşecektir. Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı ve 2015 genel seçimlerinde halkları daha da kutuplaştıran söylem ve siyaset, AKP için tutkal işlevi görmeyecek, onu dağıtan bir güç olacaktır. Zira, AKP, sokağın siyaset yapma gücünü Gezi’den beri iyi takip ediyor ve bu gücün devlet krizini ve AKP iktidarının kırılganlığını artıracağının farkında. Onun için daha çok, daha çok saldıracak. Saldırdıkça daha da batacak.

Evet, halklarınmız da daha güçlü demokrasi istiyor. Ve bu, sokaktan başka hiçbir yerde bulunmuyor.

* Atılım Gazetesi’nin 4 Nisan 2014 tarihli 115. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 10 Nisan 2014, Perşembe 13:11
Kategoriler: Büyüteç, Haberler, Makaleler, Politika