Taarruz

Taarruz

SAMİ ÖZBİL –

Cemaat şebekesi, genel seçim havasına bürünen, AKP’nin geleceğini yatırdığı, sonuçları itibarıyla devlet başkanlığı ve genel seçim sonuçları bir yana AKP yöneticilerinin kişisel serüvenlerini de etkileyecek yerel seçimin asıl mağlubu oldu. Heybesinde zaman içinde kullanmak, hatta bazı önemli kadrolarının geleceğini garantiye almak üzere sakladığı başka turplar olduğu kesin. Ancak bu sonuçların ardından Cemaat’in büyük bir taarruza uğraması, bazı alanlardan hallaç pamuğu gibi atılması neredeyse kaçınılmaz. Önemli bir etabı yenilerek tamamladılar ve yenilginin yasaları binlerce yıldır benzer bir mantıkla işler.

Oy kullanmayı tercih edenlerin toplamı düşünülecek olursa, seçimlere dönük yaygın ilginin gerilim ve çatışma potansiyeli dolayısıyla toplumsal politizasyonu artırdığı söylenebilir. Milyonlar şu ya da bu nedenle fakat yüksek bir politizasyonla oy kullandılar. Sonuçlara bakıldığında, ne kupkuru bir kendini tekrara hapsolan CHP’nin alternatif olabildiği anlaşılıyor, ne eski sakızları çiğneyen MHP’nin. Halk, iki ölü yatırım anlamına gelen bu iki seçeneğe oyunu bağlamayı/vermeyi seçmedi. Bunlar eskiye ait elenmiş seçeneklerdir ve ömürlerini doldurmuşlardır.

Ezilenlerin devrimci demokratik alternatifini yaratma ve kendinde cisimleştirme ihtiyacıyla siyaset sahnesine çıkan HDP, henüz varoluş amacının gereklerini yerine getirmekten, bileşenlerinin tekil üsluplarını aşan yeni ve kendine ait bir dil üretmekten, üzerindeki Kürt meselesine odaklı sınırlı bir koalisyon partisi görüntüsünü bütün ezilenlerin siyasal özgürlüğü üzerine inşa edebilmekten henüz uzaktır. Bundan daha önemli bir sorun ise HDP’nin yarattığı ilgiyi oya çevirmekte pek atak olamaması. Öte yandan, Kürdistan’daki sonuçlara bakılırsa BDP’nin kesin bir zafer kazandığı rahatlıkla söylenebilir. Siyasi coğrafyanın doğu yakası her zamankinden daha diri. Bunda Rojava devrimi/özgürlük atmosferinin etkisi kadar iç içe, yoğun ve sahada çalışma prensibinin hakkını veren bir çalışmanın da büyük payı var. Üstelik devletten beklemeden, doğrudan inşa mantığı bu umutlu yükselişi ivmelendirecektir.

Yolsuzluk ve yozluk batağında debelenen, Suriye’ye savaş açmak için kontrgerilla mantığı çerçevesinde provokasyonlar planlayan AKP’nin seçimlere taşıdığı geleneksel kutuplaştırma taktiği ise Cemaat’le ABD ve İsrail’i el ele vererek Türkiye’ye saldırdıkları argümanlarıyla beraber işlemek oldu. İktidar partisi lideri canını dişine takmış bir “serhat akıncısı” olarak sunulunca, AKP öncelikli amacına ulaşarak Kürdistan hariç her yerde istediği sonucu aldı.

Yalnızca Erzurum’daki sonuçlar bile Cemaat’in etkin bir kadro hareketinden öteye gidemediğini, yaygın toplusal karşılık bulamadığını anlatmaya yetiyor. Milli Görüş ekolünün, hele kumaşı birebir ilişkilerle dokunan yerel örgütlenmelerinin Cemaat’inkilerle kıyaslanmayacak kadar güçlü olduğu tekrar ortaya çıktı. CHP ve MHP’den kopanlarla yeni parti kurma, AKP’yi DSP gibi bölme planları da şimdilik akamete uğramış görünüyor. O tür bir arayış, burjuva reform ve değişim programı çerçevesinde mümkün olabilir ancak bir Rasputin’in, bir Fouche’nin liderliğindeki değişim partisi iddiası sadece gülünç olur.

Üç ay öncesinden daha zayıf, toplumsal algıda daha yenilgiye yatkın bir Cemaat yapılanması var. Seçim atmosferlerini de kullanarak AKP’nin Cemaat kadrolarını devletteki etkinliklerini kaybettirmeye odaklı tasfiyelere, ceza davalarına ve tutuklamalara yönelmesi neredeyse kaçınılmaz. Cemaat şebekesi ise AKP’nin despotluğunu onun yanlış hamlelere yönlendirerek hata yaptırma hedefi doğrultusunda kullanmaya çalışmayı sürdürecektir. Twitter, ardından Youtube hamlelerine zorladığı AKP’yi ABD ve AB tazyikine uğratmayı başardı nitekim. Cemaat’in kendisiyle AKP arasına sıkışan bir çatışmada un ufak edileceğini anlamanın verdiği sıkıntıyla üçüncü güçleri kendisiyle AKP arasında hava yastığı gibi kullanma gayretinden vazgeçmeyecektir.

ABD’nin AKP’de temsil olunan ılımlı İslam projesinden uzaklaştığı, bu nedenle kendini AKP’yi korumakla mükellef saymadığı netlikle söylenebilir. Cemaat’e kol kanaat germekten tutalım, Erdoğan’ın gözden düştüğünü ima eden yazılara varıncaya dek bunu göstermekten kaçınıyor ve mesela Erdoğan’ın adını pek anmıyorlar. Buna karşılık iktidar partisi de “Rabia” işaretleri ve Mısır’daki Musri kadrolarının akıbetiyle ilgilenme, dertlenme hallerini gösteriye dönüştürerek olası darbelere karşı diş gösteriyor. Benzerine, Ergenekon’da temsil olunan ve bugün konjonktürün sunduğu imkânları kullanarak tekrar ABD ile anlaşma yolları arayan Türkiye’nin eski egemenleri, ABD tarafından iktidardan düşürülürken de rastlamıştık.

Cemaat şebekesinin en acil ve yakıcı sorunu, kendisine yönelen güncel tasfiye saldırısını hafif hasarla atlatmak. Bu yüzden kendi kavgasını halkın, demokrasi güçlerinin kavgası gibi sunmaya çalışıyor, olmayınca Kürtlere ve sola düşmanlığını tekrar tekrar ortaya koyuyor.

Kürdistan’daki savaşta en kıyıcı, en kirli metotlarla halka saldıran, binlerce insanı en adi komplolarla hapseden, cezalar yağdıran, gerici iç savaş provalarının tümünde faal olan, ABD ve İsrail’le al takke ver külah ilişkiler geliştiren, elinden gelse adalet ve özgürlük arayanları bir kaşık suda boğacak olan Cemaat şebekesi, sırf düne kadar menfaat ortaklığı yaparak devleti paylaştığı AKP ile çatışıyor diye halkta ve Kürtler arasında tırnak ucu kadar merhamet duygusu yaratabileceğini, onların kendi siperine savaşçı olarak koşacağını sanıyorsa fena aldanıyor. Cehennem ateşleri ısmarlayanların dünyayı kendilerine cehennem etme savaşını izlemekle yetinmeyecek olan ezilenler, siyasal ve toplumsal özgürlük mücadelesini dokumayı sürdüreceklerdir.

* Atılım Gazetesi’nin 4 Nisan 2014 tarihli 115. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 10 Nisan 2014, Perşembe 13:06
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota