Sahneden sokağa

Sahneden sokağa

VAHAP BİÇİCİ-

Egemenlerin bir düzen partisinin karşısına başka bir düzen partisini oturttuğu, birini diğerinin alternatifiymiş gibi sunmaya çalıştığı tahterevalli oyunu eski bir sahne performansıdır. Amaç, kitleleri oyunun sergilendiği salonda tutarak, sokağa çıkmalarının önüne set çekmektir. Çünkü, sokak başka bir dünyadır. Değiştirici ve dönüştürücü bir güce sahiptir. Devimcidir. Sokağa çıkan kitlelerin, bunca yıldır kendilerini “uyutan”, “salonu” tutuşturmaları işten bile değildir. “Salon”, düzen içiliği, var olanın devamını; sokak ise düzen dışılığı, yeni bir hayatı temsil eder. Egemenler, sefasını sürdükleri düzenin devamı için ellerinden gelen çabayı gösterir. “İzleyici” kitlelerin sıkılmaya, huzursuzlanmaya başladığını, sokağa çıkmaya niyetlendiğini hissettiklerinde dikkatleri tekrar sahneye yoğunlaştırmak için dekorasyon yenilenmesinden tutun da, oyuncuların değiştirilmesine kadar bir dizi yönteme başvurur. Oyunun özü ise neredeyse hep aynı kalır. Bir çeşit hipnoz halidir istenen. Ki, sahneden empoze edilenlere inanılsın, yönlendiricilik gücü ellerinde kalsın. Kim isteniyorsa, o alkışlatılsın.

Tarihte örnekleri çoktur. İşte onlardan, tam 68 yıl önce yaşanan birini Mihri Belli anlatıyor, “İnsanlar Tanıdım” adlı anı kitabında. Demokrasicilik oyununun oynandığı tek parti diktatörlüğünün yerini “çok” partili döneme bıraktığı günlerdir, 1946 yılı. Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin kuruluşu gündeme gelince, Demokrat Partililer (DP), buna engel olmak isterler. İstanbul DP İl Başkanı, Şefik Hüsnü’yle bir görüşme ayarlar. İkili, aynı zamanda okul yıllarından da arkadaştırlar. “… Görüşmede DP’li güç birliği öneriyor. Dediği özetle şudur: ‘Bugün birinci sorun CHP’yi iktidardan düşürmek, halkın oyuyla bir demokratik iktidarı başa getirmektir. Elbetteki sağ da olur, sol da. DP’nin solunda bir emekçi partisinin kurulmasını demokrasinin gereği sayarız. Ama şu an böyle bir partinin kurulması, muhalefet kuvvetlerini böler. Gelin kuvvetleri DP’nin çatısı altında birleştirelim, şu CHP’yi alaşağı edelim.’ (…) O günlerde hepimiz ülkede esen DP lehindeki havanın etkisi altındaydık. ‘Şu CHP gitsin de kim gelirse gelsin, nasıl olsa daha kötüsü olmaz’ diyorduk.” (abç)

Anlatılanlar tanıdık gelmiş olmalı. Dün CHP’ye karşı DP’yi alternatif olarak sunanlar, bugün AKP’ye karşı allayıp pulladıkları CHP’yi yeniden çıkış yolu olarak göstermeye çalışıyorlar. İşin ilginci, sonrasında muradına ererek tek başına hükümet kuran DP, icraatlarıyla CHP dönemini mumla aratır olmuştur. Halkı, bir kez daha “sahnedeki” oyunculara mahkum etmeye çalışıyorlar. Onlara sadece sahnedekileri alkışlamayı ya da yuhalamayı seçenek olarak sunuyor, rollerini bundan ibaret görüyor, gösteriyorlar.

“Oyun”da bir değişiklik yok da “izleyiciler eski izleyici” değil artık. Her ne kadar gözler hâlâ sahnede olsa da, kulaklar sokaktan gelen seslere duyarlı. Sahnedeki “oyuna” itiraz ediyor, müdahalede bulunuyorlar. Dışarıdan yükselen sese kulak veriyor, zaman zaman sokaklara dökülüyorlar. Ancak “sahne” hâlâ yerinde duruyor. On yıllardır süren bir “oyun”dan ve alışkanlıklardan bir çırpıda kurtulmak mümkün olmuyor. Yine de bir değişim halinin yürürlükte olduğunun da altını çizmek gerekiyor.

Hayatın “sahneden” ibaret olmadığını, hem o sahnelere dalarak hem de sokaklara çıkarak söylemek, bu “oyuna” itirazın başlıca yollarından biridir. Emekten, ezilenden yana politika yapan kuvvetlerin sürece dahli, müdahalesi olmadığı ya da eksik kaldığı her durumda burjuva siyasi “aktör”ler kendi gündemlerini ezilenlere dayatmaya, “değişim” arzusuyla harekete geçen halk kitlelerini çizdikleri sınırlara hapsetmeye, çıkarlarını ezilenlerin çıkarlarıymış gibi sunmaya devam edeceklerdir. Ya eylemin gücüyle sürece doğru müdahalelerde bulunarak hareket halindeki kitleleri sokağın saflarına kazanacağız ya da burjuvazinin bu oyunu bir süreliğine daha da olsa devam edecek.

Halihazırda seçim tartışmaları sürüyor. Zira, hile ve hurda olduğunu herkes biliyor. Ayrıca halkın mevcut iktidara “hayır” dediği Kürdistan başta olmak üzere, birçok yerde irade gasbı çabaları söz konusu. Eğer bu hatta derinleşir, sahnedeki oyuna rağmen kendi yolunu açan Kürt halkının iradesi gasp edilmeye çalışılırsa, bunu yapan AKP’ye karşı artan oranda bir sokak hareketi gelişecektir. Ve bu yangın, Batı’ya da yayılacaktır.

Üstelik 30 Mart seçim sonuçları, halklarımıza AKP’nin karşısında bir diğer düzen partisi CHP’nin alternatif olamayacağını göstermiş, bu tahterevalli saçmalığına bir son vermiştir. “Sandık umudu” yerini, bu kez daha güçlü bir şekilde sokağa devretmek zorunda kalmıştır. Sokağın değiştirici devrimci gücünü, ezilenleri kucaklamaya hazırlamanın vaktidir. Haziran ayaklanmasına giden yolu, 1 Mayıs’la başlayan ve ay boyunca devam eden sokak eylemlilikleri, çatışmaları döşemişti. İşte, yine bir 1 Mayıs’ın arifesindeyiz. Yeni bir Haziran daha mı? Neden olmasın!

* Atılım Gazetesi’nin 11 Nisan 2014 tarihli 116. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Nisan 2014, Pazartesi 19:30
Kategoriler: Büyüteç, Haberler, Makaleler, Politika