Ulvi bir sözcük: Ahlak!

Ulvi bir sözcük: Ahlak!

TAHİR LAÇİN –

İnsani bir ahlak; ancak, sınıf karşıtlarının yalnızca aşmakla kalmayıp, aynı zamanda yaşama pratiği açısından da unutulmuş olan bir toplum aşamasında mümkün olacaktır” diyor, Engels. Dolayısıyla, burjuvazinin, sömürücülerin ahlakı ile proletaryanın ahlakı, sınıf karşıtlıkları sürdükçe, iki ahlak olarak çatışmaya devam edecektir.

Evlerde ayakkabı kutularında, kasalarda, torbalarda çıkan milyon/milyar dolarlar. “Hediye” adı altında alınan 700 bin dolarlık saat. Müteahhitlerden, işverenlerden alınan yüzdelik komisyonlar. İstenen milyon dolarlık rüşvetler. İktidarın gazete, TV yayın yönetimlerini arayıp “Şunu niye halen orada tutuyorsun! Bunu niye yayınladınız? Şunu işten atın” tarzında doğrudan müdahaleler. Peşkeş çekmeler. Rant vurgunları ortalığı kapladı. Daha doğrusu bu kirli işlerin küçük bir bölümü deşifre edildi.

AKP iktidarı, “en iyi savunma saldırıdır”dan hareket etmeyi seçti. Düne kadar can ciğer oldukları Gülen Cemaati’ni “düşman, hain, dış güçlerin maşası” ilan etti. “Paralel devlet” tanımlaması yaparak yolsuzluk rüşvet operasyonunu yapan savcı, polis, emniyet müdürleri, istihbarat görevlileri, vali vd. yetkilileri ya görevden aldı ya da başka yerlere sürdü. Ortaya çıkan kirli ilişkilerin, hırsızlığın, rüşvetin, talanın üzerini örtmek için AKP, hem kendi gücünü, hem de iktidar gücünü, olanaklarını (hiç bir yasa, kural tanımadan) seferber etti. Bu seferberlik sonucunda yerel seçimlerden (hile, zorbalık yöntemleri de kullanarak) oy oranını korumayı başardı.

R. Tayyip Erdoğan ve AKP, kendisine rakip olan diğer burjuva gerici ve faşist partilerle aynı sınıfın ahlakını paylaştığının bilincindedir. Diğer burjuva partileri bir yana bırakırsak, CHP ve MHP’nin geçmişlerine ve bugününe, hükümet ve yerel yönetimlerde nasıl bir pratik sergilediklerine dönüp bakılabilir. Burjuva gerici, faşist partilerin aynı kumaştan olduklarını söylemeye gerek yok sanırız.

Bu, burjuva partilerden ve onların “ahlak” dünyasının tam karşısında yer alan devrimci, sosyalist partilerdir. Diğer devrimci, komünist partileri bir yana bırakırsak, bugün HDP ve BDP’dir. Bu partiler ve bileşenleri, ezilenlerin, sömürülenlerin ahlakını temsil ederler.

Peki, ezen ve sömürenin “ahlak”ı ayrı, ezilen ve sömürülenlerin ahlakı ayrı mı? Toplumdaki her sınıfın ve katmanlarının bir ahlakı var. Emeğini satarak yaşamını sürdürenlerin ahlakı, bu maddi üretim üzerinde sürdürülen ilişki ve pratikle somutlanır. Küçük üreticinin, yoksul köylünün de, kendi sınıfsal durumları ile uyumlu bir yaşam ve davranış biçimi, yani ahlakı vardır.

Engels, Anti Dühring’de şöyle yazar:

“Modern toplumun üç sınıfının; feodal aristokrasinin, burjuvazinin ve proletaryanın hepsinin kendisine özgü bir ahlakı olduğunu görünce, bundan sadece insanların bilinçli ya da bilinçsiz olarak, ahlakı görüşlerini son tahlilde sınıfsal konumlarına dayalı pratik ilişkilerinden -içinde üretimde ve değişimde bulundukları ekonomik ilişkilerden- çıkardıkları sonucunu çıkarabiliriz…”

Kapitalist bir toplumda proletarya ve diğer emekçiler elbete ki burjuva yaşamdan, davranış ve kültürden, kısaca ahlakından etkilenirler. Ancak, bir işçi ya da emekçi son tahlilde proleter-emekçi ahlaka sahiptir. Engels’in deyimiyle, “konumlarına dayalı pratik ilişkilerinden” çıkan sonuç bu!

Engels, devamında şöyle yazar: “… Bugüne kadarki tüm ahlak teorilerinin son tahlilde toplumun her defaki ekonomik durumunun ürünü olduğunu iddia ediyoruz. Ve nasıl ki toplum şimdiye kadar sınıf karşıtlıkları içinde hareket ettiyse, ahlak da daima bir sınıfın ahlakı olmuştur; bu ahlak ya egemen sınıfının egemenliğini ve çıkarlarını haklı çıkarıyor ya da ezilen sınıf yeterince güçlenir güçlenmez, bu egemenliğe karşı öfkeyi ve ezilenlerin gelecekteki çıkarlarını savunuyordur…” (age)

Bugün iktidarlarda ve muhalefette olan burjuva partilerin tüm yönetici ve sözcülerinin kendi sınıflarının ahlakını sergilediklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Sömürü, talan, rant, rüşvet, her türlü kirli ilişki ve menfaat sağlama. Mülkiyet ve çıkarları için babalarını bile tanımayacaklarını biliyoruz. Sermayelerini korumak, büyütmek, mülkiyetine yenilerini katmak, iktidar ve egemenlik için girişmeyecekleri en rezil iş, söylemeyecekleri yalan, yapmayacakları kirli iş yoktur.

Bugünlerde ortaya çıkan yolsuzluk, rüşvet, rant, vurgun vb.lerini gizlemek, üstünü örtmek için, mevcut iktidarın başvurmadığı yol, söylemediği yalan, yapmadığı saldırı kaldı mı? Kalmadı. Dün birlikte iş tuttukları Gülen Cemaati’ne dönük nitelemeleri ise başta da belirttiğimiz gibi bunlar, çıkarları ve iktidarları söz konusu olduğunda babalarını bile tanımazlar. Dün birbirlerine methiyeler diziyorlardı, bugün birbirlerine söylemedikleri söz, yapmadıkları hakaret kalmadı. Tabi iş itham ve hakaretlerle sınırlı da değil. Gücü olan diğerine saldırır. Nitekim olan ve süren de budur.

Bütün bunlar bize, hangi sıfatla ortaya çıkarlarsa çıksınlar, sömürücüler, egemenler aynı ahlaka (siz ahlaksızlığı diye okuyabilirsiniz) sahip olduklarını gösterir.

Engels; “Bu nedenle, ahlaki dünyanın tarih üstü ve ulusal farklılıklar üstü kalıcı ilkeler olduğu bahanesiyle herhangi bir ahlak doğmasının bize ebedi, kesin, ilelebet değişmeyen bir ahlak yasası olarak dağıtılmasına yönelik her türlü çabayı reddediyoruz” diyor. “Bu süreçte genelde hem ahlak açısından hem de insan bilgisinin tüm dalları açısından bir ilerleme olduğuna kuşku yok” dedikten sonra; “Henüz sınıf ahlakının ötesine geçemedik (…) İnsani bir ahlak; ancak, sınıf karşıtlarının yalnızca aşmakla kalmayıp, aynı zamanda yaşama pratiği açısından da unutulmuş olan bir toplum aşamasında mümkün olacaktır” diyor.

Dolayısıyla, burjuvazinin, sömürücülerin ahlakı ile proletaryanın ahlakı, sınıf karşıtlıkları sürdükçe, iki ahlak olarak çatışmaya devam edecektir. “İnsani bir ahlak” için ise sınıf karşıtlıklarının son bulması yetmez, “yaşama pratiği”nin de tümden “aşılması” gerekiyor.

Bugün dün olduğu gibi burjuvazinin ahlakına tanık oluyoruz. Milyonlarca işçi, emekçi, ezilen ne yazık ki burjuvazinin ahlakına, kendisinin ve sınıfının ahlakıyla tavır almış değil.

Sömürülen ve ezilenler er ya da geç, bu sömüren ve ezen burjuvaziyi alt edecek, ahlaklarını da toplum yaşamından silmeye girişecektir. Bu, kaçınılmazdır.

Yalanla, manipülatif yöntemlerle, baskı ve şiddetle, hile ve kumpaslarla, mevcut iktidar ömrünü bir süre daha uzatabilir. Ancak, gerçeği er ya da geç işçiler ve ezilenler de öğrenecek, bilinçte ve eylemde yeni bir düzeye o zaman sıçrayacaktır.

Egemenler, sömürücüler kendi aralarındaki çıkar kavgasını örtmek için “ulvi” bir dava uğruna dövüştüklerini göstermeye çalışıyorlar. R. Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının bugün yaptığı gibi. Sürekli kitlelerin geri duygularına sesleniyorlar. Irkçı-milliyetçi söylemler, gerici, mezhepçi yaklaşımlar vb. tavan yaptı. “Milli çıkarlar” adı altında, saldırganlığı, yayılmacılığı körüklemeyi sürdürüyorlar. “Milli irade” deyip çıkarlarına ters bir sonuç çıktığında “milli irade”yi bir tarafa iterler. Darbeler, kumpaslar, seçim hileleri vb. ile, halkın iradesine karşı giriştikleri açık veya gizli saldırılar, dün de, bugün de boldur.

En son, Dışişleri Bakanlığı’nda yapıldığı söylenen konuşmaların yayınlanması ile bu faşist devletin, onun kadrolarının kontra yöntemlerden, kirli planlardan vazgeçmedikleri, vazgeçmeyecekleri bir kez daha kanıtlandı. Dün “cami bombalandı” yalanıyla kirli oyunlar sergileniyordu, bugün “Süleyman Şah Türbesi”ni “bombalamak”tan, Rojava’dan “Türkiye’ye üç-beş füze atmak, attırmak”tan bahsediyorlar.

Burjuvazinin ahlakı (ya da ahlaksızlığı) bu patiklerde somutlanıyor. İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin ahlakı ise özgürlükte, dayanışmada, eşitlikte, kardeşlikte somutlanıyor.

“Kral çıplak”tır. AKP ve R. Tayyip Erdoğan hangi örtü altına girerse girsin, burjuva ahlak çukurundan temize çıkamaz. Tek çare, devrim ve sosyalizmin, burjuvazi ve onun ahlakını tarihe gömmesidir. “İnsani ahlak”ın yeşerip büyümesidir.

* Atılım Gazetesi’nin 18 Nisan 2014 tarihli, 117. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 25 Nisan 2014, Cuma 11:49
Kategoriler: Haberler, Politika, Sizlerden