Çocuk yüreklerden ‘idam’ devşiren kalpsizler

Çocuk yüreklerden ‘idam’ devşiren kalpsizler

FUAT UYGUR – 

Denizlerin idam fermanı Meclis’e gelmişti. Toplumsal muhalefet, halk, idamı durdurmak için çırpınıyordu. O dönem IMF memuru olarak ABD’de bulunan Turgut Özal, bir arkadaşına gönderdiği mektupta, 12 Mart darbecilerini kutsadıktan sonra; “Fakat bir endişem var: Tarihten, tecrübeden ders alacak mıyız, yoksa sözde bir acıma duygusu ile karıştırılan, aslında maksatlı birtakım oyunlara alet olarak Türkiye’yi yıkmak isteyenlere bir şans daha mı vereceğiz? Türkiye hiçbir zaman komünist olmayacaktır, ama kalkınma yolunda kaybettiğimiz zamanları geri getirmenin mümkün olmamasından korkuyorum” diyordu.

“Kalkınma yolundaki Türkiye”, Denizlere “sözde” de olsa “acımadı”.

Aynı Özal, liberalizmin bayraktarlığını kuşanarak Türkiye’yi tıpkı Erdoğan gibi yönettiği dönemlerde, PKK’nin artan ve yükselen eylemleri karşısında, “Meclis’te bekleyen idam kararları var. Bunları bir açıklığa kavuşturmak lazım” tehdidine sarılıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en liberal Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak kayıtlara geçen T. Özal, faşist rejimin sıkıştığı her durumda, urgana sarılmakta bir sakınca görmedi.

Soykırım, katliam, baskı, işkence ve darağaçlarıyla toplumu sindirme, Osmanlı’dan günümüze bir devlet yönetme geleneği. Bugün yasal olarak idamlar kalkmış olmasına rağmen idamlardan medet umarak siyaset yapmak, devlet refleksi ve geleneğinin sürekliliğinin işareti. Erdoğan’ın son “refleksi” de bunun delili.

Adana’da 6 yaşındaki Gizem’in insanlık dışı bir şekilde öldürülmesinden sonra Erdoğan, “Bu olaylar idamlık olaydır. Ama idam gelmese dahi bu cezaların çok çok ağırlaştırılması konusunda arkadaşlara benim de talimatım var” diyerek, “yüreklere su serpti”. Sadece Erdoğan’ın pratiğine baktığımızda bile, bir burjuva sahtekârlığı ile karşı karşıyayız. Çünkü, çocuk cinayetleri söz konusu olduğunda bu kadar sulu gözlü görünme gayreti içinde olan Erdoğan, devlet tarafından katledilen çocuklar söz konusu olduğunda tam bir taş yürekli.

Erdoğan’ın derdi Gizemler değil. “Çocuk da, kadın da olsa gereken yapılır” talimatı vererek Amed serhildanında 9 çocuğun katledilmesi emrini bizzat kendisinin verdiğini hatırlayalım. 12 yaşındaki Uğur, 13 kurşunla AKP Hükümeti döneminde katledildi. 14 yaşındaki Ceylan, havan topuyla paramparça edildi. Roboskî’de çocukların üzerine uçaklarla ölüm yağdırıldı. 14 yaşındaki Berkin Elvan’ı polis öldürdü, Başbakan Erdoğan da miting meydanlarında Berkin’i yuhalattı.

Zerre kadar vicdan sahibi olsaydı, Pozantı Hapishanesi’nde cinsel istismar ve işkenceye maruz kalan çocuklara sahip çıkar, bugün Ceyhan M Tipi Hapishanesi’nde aynı durum tekrarlanmazdı.

Erdoğan’ın gündeminde Gizemler yok. Çocukların öldürülmesi, zerrece ilgilendirmiyor onu. Ailelerin acılarını, toplumsal hassasiyeti siyasal ranta çevirmenin hesabı onunki.

Ve bunu yaparken de, ideolojiyi elden bırakmıyor.

Neymiş, çocukları öldüren veya istismar edenler için, “terör suçu” tanımlaması getiriliyor. Faşist rejimin “terör” diye damgalamak istediği toplumsal özgürlükler mücadelesi ile çocuk cinayetlerini eşitlemeye kalkışması, iğrenç manipülasyon yöntemlerinden biri. Abdullah Öcalan için,“Bebek katili” diyerek yıllarca sürdürülen kara propagandanın bilinçlerde yeniden canlandırılması için “çocuk katili=terörist” formülasyonu, AKP’nin tehlikeli sularda yüzdüğünün bir göstergesi.

Nitekim, Erdoğan “Ülkemizde Avrupa Birliği”ne giriş süreciyle ilgili idamın kaldırılmasıyla ilgili bizim bir sıkıntımız var” diyerek, baklayı ağzından çıkarıyor. Sadece çocukların öldürülmesi ile ilgili suçlarda değil, genel olarak idamın getirilmesinden yana. Ancak arada “AB engeli” var.

2007 seçimlerindeki miting meydanlarını hatırlayalım. Erdoğan, MHP’yi, “Abdullah Öcalan’ı idam etmemekle” eleştiriyordu. Miting meydanları, “urgan” şovlarla geçilmiyordu. “Engel” olmasa, Öcalan’ın ipini miting meydanlarında çekivereceklerdi. İşte, Erdoğan’ın gönlünde yatan aslan bu.

Sokak hareketinin durulmaması, iktidarını sarsan temel dinamik haline gelmesi, Erdoğan ve faşist rejimi toplumsal zor aygıtlarına daha fazla başvurmaya zorluyor. Köşeye sıkıştıkça da “Ah şu AB olmasaydı”yla başlayan cümlelerle, AB yerine “kendi demokrasi”lerini hayata geçirmek istiyorlar.

İdam cezasını geri getirebilirler mi? O biraz zor! Gizemler de geri gelmeyecek, acısı düştüğü yeri yakmaya devam edecek. Ama, bu acı üzerinden faşist rejimin siyasal olarak nemalanmasına izin vermemek, işte bütün mesele bu.

Her an, Uğurların, Eneslerin, Ceylanların, Berkinlerin hesap soran bakışlarını üzerlerine tutalım. Sahte gözyaşlarından uzak, tüm çocuklarımızı ancak böyle yaşatabiliriz.

* Atılım Gazetesi’nin 9 Mayıs 2014 tarihli, 120. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Mayıs 2014, Perşembe 15:28
Kategoriler: Haberler, Politika