Şef’in spesiyali

Şef’in spesiyali

SAMİ ÖZBİL –

Kurtarılmış alanlarla iktidara yürüyen iktidar partisi lideri, vardığı yerde devlet refleksini içselleştirdi. Otoriter despotik hegemonyayı tesis etti. Bilinen tüm savaş yöntemleri ve elbette hileleriyle karşıtlarına yükleniyor şimdilerde.

İktidar partisi lideri, riskli bulduğu bütün alanları belli bir stratejik yaklaşıma dayalı taktiklerle kurutma, nedensizleştirme, dağıtma amacıyla çalışıyor. Strateji “şef’in spesiyali”, çünkü hiç değilse Türk siyasi hayatında bu denli sonuç odaklı dağıtma taktikleri kullanılmış değil.

İktidar partisi lideri, berhava edilecek hedefe odaklandığında önce var olan kütleyi ikiye bölmeye çalışıyor. Söyleminin hararetini belirleyen şey, kütlenin direnci. Konu Kürtler ise, ana hedef PKK’yi geriletmek, çevresini boşaltmak, çıplak devlet terörü nedeniyle zarar görenleri elimine etmek, hatta onlara KDP seçeneğini sunmak. Yeter ki o direniş odağı, ekilebilir-sürülebilir-tohumlanabilir bir tarlaya dönüşsün. Söylemlerini ciddiye alıp tartıştığınız anda sizin aranızda ihtilaf başlarken o yeni taktik adımları düşünmektedir.

Örnekler çoğaltılabilir. Konu Aleviler ise önceliği uzlaşmaz saydığı kesimleri dışlamaya, onlara mutedil Alevilerin de tepki göstermesini sağlamaya verir, onun ajitasyonunu yapar. Aleviler onun sözlerini tartışmaya başladıklarında nifak harekatı ilk sonuçlarını vermiş demektir.

Jenosidin 100. yılında rejimin büyük bir tazyikle karşılaşacağı besbellidir. O halde oraya da kılçık atılmalı, öznesiz, bağlayıcılığı olmayan, dahası jenosidi kabul etmeyen bir bildiriyle Ermeniler kendi içlerinde birbirlerine karşı saflaştırılmış olur; hakikatte “taziye” olmayan taziye bildirisiyle yapılan budur.

Beklenti yaratma, adım atacakmış gibi yapma ama hiçbir adım atmama tutumu, sadece aptalları kandırmak için değil. Sürekli ezilen, horlanan, umudu kırılan kişi, kesim ve çevrelerin içinde La Fontaine fabllarındaki kargalar gibi tilkinin güzel sözlerine kananlar çıkar, çıkıyor.

“Muaviye’nin ipi” böyle bir siyaset taktiğiyle iç içe geçirildiği için, iktidar karşıtları dalgalanmalar halinde ihtilafa düşer, kaba karşıtlık taktiğine veya iktidar partisinin aslında kötü olmadığı duygusuna sürüklenmeye çalışırken, bir şey daha yapılır: Kendi içini kurutmak!

İktidar, kendi cephesini HAS Parti’yi bitirerek, Saadet’e el atarak, Fatih Cami’nde namaz kılıp 1 Mayıs’a katılan Antikapitalist Müslümanları gaza boğarak, coplayarak, bu da yetmeyince onları “dış güçlerin maşası” ilan ederek bu gaye doğrultusunda hükümranlığını tesis ediyor. İmparatorluktan hile ve desiseden el alan devlet İslam’ının ne menem bir şey olduğu bir de böylesi örneklerle ortaya çıkıyor.

Bu strateji, muhalefetin nasıl olacağını dahi belirleyen oyun kuralları içerir. Umutsuz-agresif-kaba karşıtlık üzerinden, iktidara karşı olmak ama ona oy verenleri aşağılayan raşitik siyasal-kültürel tepki, iktidar ile taraftar kitlesini daha fazla özdeşleşmeye götürür. Örnekleri çok.

Böyle bir dönemde tekelci, faşist ve sömürgeci ekonomik-siyasal gerçekliğe bütün ezilenlerin siyasal özgürlüklerini temel talep haline getiren zengin bir cephesel ittifak geliştirmek, bu genel müştereklerde buluşmak, gerçekleştirilebilir ilk somut paydadır. Ancak genel müştereklerde birleşmek yerine obsesif düzeyde aynılaşmayı dayatan projeler daha ilk adımda akamete uğruyor, tökezliyor, prestij kaybı yaşıyor. Ezilenler dünyası, esasa dair olmayan bir cümle, bir taktik için dahi bölünürken, iktidar partisi egemenliğini sürdürüyor, devlet faşizmi katmerleniyor.

Somut başarılarla el ele yürümeyen taktikler dönem stratejisinden koparken, ezilenler arasında umut kırılmasına yol açıyor ve düşünsel çapaklanmalar ezilenlerin içinde de yer buluyor.

Şu sıralar sürdürülen “yorgun rasyonaller” tartışması, sığ bir tepkisellikle kendisini AKP karşısında CHP’ye bağlayanların usanmışlığın, ‘yenilginin tadını çıkar’ felsefesinin, sinikliğin ifadesi “N’apalım olmuyor”culuktan, sendikal bilinçten öte değil.

Kimi reformcu sol çevreler omuz hizasından CHP’yi izliyorlardı. Hayal kırıklığı onları içeriksiz ve tepkisel bir retoriğe hapsetmiş görünüyor. Aynı sinizmin diğer yüzü de budur.

“Acil çıkış kapısı” sayılabilecek HDP ise, nitelikli eleştirilere konu edilmek, aktif bir etkileşimle önerilere muhatap olmak bir yana, iktidar ile onun varyantları, ulusalcı faşistler ve CHP kadar, emekçi sola dahil edilebilecek kesimlerce de itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor.

İktidarla ulusalcılar, CHP’nin salvoları anlaşılabilir. Ancak, güçten düştükçe benimsedikleri sinik tutumları çoğalan, HDP’ye karşı tariz ve tacizleriyle “Vasfiye Teyze refleksi” kuşanmaları hâlâ ezber repliklerle tirada kalkışmaları önemli yol ayrımlarına işaret ediyor.

* Atılım Gazetesi’nin 9 Mayıs 2014 tarihli, 120. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Mayıs 2014, Perşembe 15:54
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota