Dördüncü etap: Zafer

Dördüncü etap: Zafer

ARİF ÇELEBİ-

Faşizmdir bu, yapar deyip durumu kabullenmedik. Evet, faşizmdir yapar ve biz halkın devrimci evlatlarıyız, gürül gürül, türkü söyler gibi yatarız da ama bu durumu tevekkülle karşılayacağımız anlamına gelmez, bir yandan üretken devrimci olmaya devam ederken diğer yandan yoldaşlarımıza ve halkımıza güvendik.

Faşizmin özel yetkili mahkemesi, 4 Kasım 2013 tarihinde beni ve dava arkadaşlarımı ömür boyu artı binlerce yıl hapse mahkûm etmişti.

Karar duruşmasının ardından dava sürecini şöyle değerlendirmiştim:

Binlerce yıla varan hapis cezaları ilerici, antifaşist çevreler nezdinde dehşet ve panik havası yaratmayı hedefleyen faşist devlet terörünün tipik örneklerinden biridir.

Önceki dönemlerde mahkemelere faşist devlet terörünü meşrulaştırma ve örtme rolü verilmişti. Son zamanlarda ise mahkemeler bu terörü doğrudan uygulama merkezlerine dönüştü. Kuşkusuz dün nasıl ki işkence, gözaltında infaz devlet politikası idiyse bugünkü “hukuk terörü” de devlet politikasıdır. Hal böyle olduğu için devletin faşist yasalarını uygulamakla görevli mahkemelerin bu yasalara dahi bağlı kalmasını beklemek saflık olur. Dün köy yakan, sokakta infaz gerçekleştiren, gözaltında kaybeden, işkence yapan devlet görevlileri kendilerini yasalara ne kadar bağlı sayıyorduysa bugün politik davalara bakan savcılar, hâkimler de o kadar bağlı sayıyor.

Komünist devrimciler tam da bu bilinçle yargılayanları yargılamayı esas alan bir aktif savunma hattı kurdu. Bu hattın başlıca iki unsuru vardı: Birincisi; faşizmin, sömürgeciliğin ve kapitalizmin teşhiri, komünist devrimciliğin tereddütsüzce savunulması ve sahiplenilmesi. İkincisi; polis, savcılık ve mahkeme heyetleri eliyle yürütülen devlet komplosunun açığa çıkarılması ve bunun siyasi teşhir konusu yapılması. Her iki bakımdan da gerekli olan yerine getirildi.

ÜÇÜNCÜ ETAP

Polis saldırısı ve mahkeme safhasının ardından üçüncü etaba, yargıtay aşamasına girmiş olduk. Bu dava, politik mücadelenin başlıca konularından biridir, yalnızca komünist devrimcilerin değil, bütün ilerici, antifaşist kamuoyunun gündemine oturtulmalıdır, zira bu dava nezdinde saldırı hepsinedir.

7 yılı aşkın süre boyunca mücadelenin esas mekânı mahkeme salonuydu. Şimdiki üçüncü etapta ise medya (bilhassa internet medyası) ve sokak merkezli siyasi teşhir, bu konuyla ilgili mücadelenin ana güzergâhıdır.

Burada asıl hedef burjuva faşist devletin komplolarını, hukukunu teşhir tahtasına çivilemek ve bu alandaki devlet politikasında, bir başka deyişle faşist devlet iradesinde kırılma yaratmaktır.”

Bu kırılma, bu dava nezdinde bir ölçüde de olsa gerçekleşti. Pek çok insan bu dava nezdinde böyle bir kırılmayı, hiç değil yakın bir dönemde mümkün görmüyordu. Hatta bu yönde bir umutvarlığı istihza ile karşılayanlar bile oldu. Oysa unuttukları bazı şeyler vardı. Faşist rejim kriz içindeydi, Kürt ulusal kurtuluş hareketinin yürüttüğü dişe diş mücadele faşist devleti görüşme masasına oturtmuştu. Türkiye halklarının ilerici, anti-faşist bölüklerinin yarattığı bir direniş birikimi vardı. Bunlarla birlikte Haziran ayaklanması yeni bir dönemin kapısını açmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Yeni Etap başlıklı o yazıda bunu şu sözlerle değerlendirmiştim:

Bugün etkili bir siyasal teşhir kampanyası örgütlemek ve belirli konularda faşist devlet iradesini kırarak, demokratik kazanımları artırmak için koşullar çok daha uygun. Hem devlet içi kriz, çatışma ve hegemonya mücadelesi nesnel dolaylı yedek işlevi görüyor, hem de Haziran ayaklanmasından sonra ortaya çıkan demokratik bilinçteki sıçrama çok daha geniş bir kitlenin bilincine çok daha hızlı nüfuz etme imkânı yaratmış durumda.”

Eğer biz 8 sosyalist bugün hapishanenin dışındaysak bu, demokratik bilinçteki bu sıçramanın; koparıp alma, boyun eğmeme bilincindeki bu yükselmenin eseridir; umudun, inancın, direnişin zaferidir. Görüldü ki artık hiçbir şey eskisi gibi değil, uyanış halindeki kitle bilincine pekâlâ nüfuz edilebilir. Yeni bir mücadele ve dayanışma kültürü oluşuyor. Doğru, faşizm hüküm sürmeye devam ediyor ama ideolojik ve politik hegemonyası derin bir kriz içinde ve karşı-hegemonya alanları yaratmak mümkün. Bizim tahliyemiz tam da böyle bir karşı-hegemonya oluşturma çabasının ürünüdür. Dava sürecimiz göz önünde bulundurulduğunda bu koparılıp alınmış bir zaferdir. Bu zaferde yoldaşlarımızın, dostlarımızın, avukatlarımızın, ailelerimizin payı büyük. Ama tüm bunlarla birlikte bu, Gezi Ruhu’nun zaferlerinden biridir.

Elbette bu yalnızca bir zafer damlasıdır, ama önemli olan yağmaya başlamaktır.

İçeride binlerce tutsak, bilhassa hasta tutsak var, hepsini faşizmin pençesinden çekip alabiliriz. Sahiplenme, dayanışma ve koparıp alma kararlılığıyla faşizmi pek çok alanda geriletebilir, onun iradesini kırabiliriz.

Komünist hareketin tarihinde devlet iradesinin kırılabileceğine dair yeterince örnek var. Gazi ayaklanması bunlardan biridir. O günlerde devlet Sünni-Alevi çelişkisini azdırarak Kürdistan’da başlayan devrimin Türkiye’nin batısına sıçramasını; işçi hareketi ve demokratik Alevi hareketi ile Kürt hareketi arasında kurulmakta olan köprüleri yıkmayı hedefliyordu. Eğer amaçladıkları gibi Gazi Mahallesi’nde Sünni-Alevi çatışması çıkarmayı başarsalardı çatışmayı tüm Türkiye sathına yayacaklardı. Komünistlerin öncülük ederek başlattıkları ayaklanma, bu yöndeki devlet iradesini kırıp parçaladı. Ayaklanan Aleviler Sünnilere değil, devlete yönelmişti. Faşist devletin silahı ters tepmişti..Diğer bir kırılma noktası, gözaltında kaybetme politikasıdır. Yine o günlerde gözaltında kaybetme faşist devlet terörünün başlıca biçimlerinden biriydi. O güne kadar gözaltında kaybetme politikasına karşı pek çok mücadele yürütülse de bu mücadele birikimi henüz devlet politikasını kıracak düzeye ulaşmamıştı. Hasan Ocak’la ilgili yürütülen kampanya bu düzeyde bir sıçrama yarattı. Hasan Ocak sağ bulunamadı ama politik teşhirin yıkıcı etkisi, devlet politikasında kırılmaya yol açtı.

Fiziki işkence, gözaltında tecavüz saldırısına karşı yürütülen etkin savaşım ve teşhir kampanyası sonucu bu yöndeki devlet politikasının kırılması bir başka örnektir. Her iki tür işkence polisin başlıca sorgu yöntemiydi. Devlet iradesinin kırılmasıyla bu yöntem önemli ölçüde devre dışı bırakıldı.

Tüm bu örneklerin ortak özelliği nedir?

Herhalde, faşist devlet terörüne “alışma”ya, onu “normal” görmeye karşı yükseltilen itirazdır; faşist devlet bu, provokasyon yapar, işkence yapar, gözaltında kaybeder, tecavüz eder deyip olanı “kabullenme” yanlışına düşülmemesidir.

Evet, faşist devlet bütün bunları yapar, bu onun “normal” karakterinin gereğidir. Ama bir devlet ne kadar faşist olursa olsun onun da kitleler nezdinde bir yasallığı, bir makyajı, bir maskesi vardır. İşkence yapma, gözaltında kaybetme, tecavüz etme, komplo kurma, sahte belge hazırlama vb.’nin yasalarda yeri yoktur. Burjuva faşist devlet bir yandan bütün bunları yapar ama, diğer yandan inkar eder, halktan gizler. Hatta bu yöndeki iddiaların yalan olduğunu ileri sürer. Böyle yapmak zorundadır. Çünkü insanlığın genel kazanımlarının, demokratik bilincinin ulaştığı bugünkü düzeyde faşist olsun olmasın hiçbir burjuva devlet işkenceyi, gözaltında kaybetmeyi, tecavüzü, komployu, provokasyonu açıkça savunamaz. Dolayısıyla tüm bu gizli, kirli ve kanlı işlerin teşhiri burjuva devlete karşı politik mücadelenin başlıca konularından biridir.

Bu teşhir somut bir konuya odaklandığında çok daha sarsıcı olur. Siyasal bir teşhir genel geçicilikten ne kadar uzaklaşır ve belirli bir sorun etrafında şekillenirse o kadar etkili sonuç alınır.

Yukarıda bunun çeşitli örnekleri verildi. Bugün etkili bir siyasal teşhir kampanyası örgütlemek ve belirli konularda faşist devlet iradesini kırarak, demokratik kazanımları artırmak için koşullar çok daha uygun. Hem devlet içi kriz, çatışma ve hegemonya mücadelesi nesnel dolaylı yedek işlevi görüyor, hem de Haziran ayaklanmasından sonra ortaya çıkan demokratik bilinçteki sıçrama çok daha geniş bir kitlenin bilincine çok daha hızlı nüfuz etme imkânı yaratmış durumda.

Bu koşullarda burjuva faşist devletin “hukuk terörü” politikasını boşa çıkarmak, bir başka deyişle, iradesini kırmanın yeni bir örneğini yaratmak neden mümkün olmasın?

Polis tarafından üretilmiş sahte belgelere dayanılarak hüküm kurulduğu gerçeği halkın gündemine taşınabilirse, bu konudaki devlet iradesini kırmak pekâlâ mümkün olabilir.

İdamlar, işkence gibi binlerce yıllık hapis cezaları da komünistlerin iradesini kıramaz. Ama her savaşta olduğu gibi sınıf mücadelesinde de yalnızca kendi iradesini korumak yetmez, aslolan karşı tarafın iradesini kırmaya yönelmektir.”

Tam da olan budur. Faşizmdir bu, yapar deyip durumu kabullenmedik. Evet, faşizmdir yapar ve biz halkın devrimci evlatlarıyız, gürül gürül, türkü söyler gibi yatarız da ama bu durumu tevekkülle karşılayacağımız anlamına gelmez, bir yandan üretken devrimci olmaya devam ederken diğer yandan yoldaşlarımıza ve halkımıza güvendik. Dün olduğu gibi bugün de faşizmin iradesini kırabilirdik, yeter ki konu halkın gündemine taşınabilsin, yeter ki uygun mücadele ve örgüt araçları kullanılabilsin. Daha da önemlisi şu: dün faşizmi durdurma, onu sekteye uğratma tekil zaferlerin ölçütüydü. Bugün koparıp alma, onu kimi mevzilerden söküp atma bu zaferlerin ölçütü oldu, çünkü artık Gezi Ruhu var ve biz onun bir parçasıyız.

Evet, bu bir mevzii zafer ama ne diyordu Haziran ayaklanmacıları: Bu daha başlangıç mücadeleye devam.

* Atılım Gazetesi’nin 16 Mayıs 2014 tarihli 121. sayısında yayımlanmıştır.

** “Yeni Etap” başlıklı yazı için: http://www.atilimhaber.org/2013/12/27/yeni-etap/

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 17 Mayıs 2014, Cumartesi 17:28
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Teori