İktidarın B ve C planı: Savaş hazırlığı

İktidarın B ve C planı: Savaş hazırlığı

AYHAN YENER –

PKK ile devlet arasındaki görüşme süreci hakkında belirli zamanlarda tıkanmalar yaşandığı geniş bir şekilde kamuoyuna yansıdı. Gelinen aşama itibariyle, sürecin başından bu yana palyatif adımlarla sorunu geçiştirmeye ve bekleme-çürütme koridorunda uyutmaya bırakan AKP iktidarının, bir süredir yeni bir savaş konsepti hazırlığı içinde olduğu gözleniyor. Çözümsüzlük politikası savaşa kapı aralıyor.

Savaşmayı dahi kurallarına uygun biçimde yürütmeyen Türk devletinin, barışı da kurallarına uygun yapmayacağı, hatta herhangi bir barışa da yanaşmayacağı, sürdürülen politikalardan görünüyor. Fakat barışta ısrar eden ve gerekli emek ve çabayı sergileyen Kürt ulusal demokratik hareketi bu tutumunu devam ettirirken, şu anda çok açık olmasa da devletin bir savaş yürüttüğü görülüyor. Nitekim, K. Kürdistan’da yapımı süren, toplamda 1.600 adet planlanan Kalekol inşaatı, bu inşaatlara karşı protesto eylemi yapan halka yönelik şiddetli saldırılar yaşanıyor.

Dikkat çekici olan bir başka şey ise devletin/AKP’nin gerilla aileleriyle PKK’yi karşı karşıya getirmeyi amaçlayan psikolojik harp yöntemlerini yeniden devreye sokmasıdır. Evlatları çocuk yaşta gerillaya katılmış ailelerden bir iki tanesi üzerinden yürütülen bu kirli kampanya gereği, ailelere Amed belediyesi önünde protesto çadırı açtırıldı. Aileler çocuklarının kaçırıldığını ileri sürüyorlar ve onları PKK’den geri istiyorlar! Ve tabi Erdoğan’a da “esip gürleme” olanağı sağlamış oluyor. Başbakan, durumdan BDP ve HDP’yi sorumlu tutan açıklamalar yapıp, tehditler savuruyor. Meclis grup konuşmasında B ve C planlarını devreye sokmaktan bahsediyor açık açık.

Kirli savaş kafasının ne kadar derinlere kök saldığını gösteriyor bu beyanatlar yeterince.

Ama bu, ne bilinmeyen bir şey, ne de yaptıkları ve yapmaya çalıştıkları denenmemiş yeni şeyler.

Fakat işin başka bir tarafı daha var; gençler neden gerillaya gidiyor? Ailelerin, çadır kurarak belediye önünde, BDP Amed il binası önünde gerçekleştirdikleri eylemlerde ifade ettikleri gibi çocukları 15-16 yaşlarında olduklarını varsayarsak, buradan çok ciddi bir sonuç çıkar ortaya. Gençler, devletin yalanına inanmıyor, devletin çözüm konusunda hiçbir samimiyetinin olmadığını görüyor. Umudun dağlarda olduğunu, çözümün halkın öz gücüyle mücadelesinde olduğunu görüyor. Görüşme sürecinin başladığından bu yana, binlerce genç gerillaya katıldı. Eğer süreç inandırıcı bir biçimde barış süreci olsaydı, savaşçılar yerine barış grupları oluşturulurdu. Kalekol yerine hastane yapılırdı. Fabrika, okul yapılırdı. Kalekollara karşı halkın mücadelesi öyle bir boyuta geldi ki, Amed-Lice’de, Hakkari’de canını ortaya koyarak yol kesip, askerlerin kurşunlarına göğüslerini açıyorlar. Geçtiğimiz Haziran ayında Lice kalekol protestosunda Medeni’yi öldüren askerler, şimdi bütün protesto eylemlerine saldırarak onlarca insanı yaraladılar. Aynı şekilde Rojava’ya geçmek isteyen ailelerin üzerine ateş açılarak bir kadını öldüren, çocuklarını yaralayan devlet, yine sınırı geçmeye çalışan ailelere saldırıya müdahale eden bir kadını da katletti.

Rojava’ya dönük saldırıların bizzat içerisinde yer alan Türk devleti, Güney Kürdistan’da KDP işbirliği ile yurtsever kurumlara baskınlarla, gözaltılarla saldırmaya devam ediyor. İran’da peş peşe onlarca Kürt genci idam edilirken Türkiye cephesinden kimsenin sesi çıkmıyor. İşte bu noktada; demokratik çözüm için, karakol inşaatının durdurulması için, Güney’deki baskınlar ve gözaltılar için, İran’daki idamlar için, Rojava’ya uygulanan ambargo, kuşatma ve katliamlara karşı Türkiye cephesinden sözünü söyleyecekler bir adım öne çıkmalıdır.

Türk devletinin çözümden yana olmadığı her geçen gün daha açık hale geliyor. Bir çok kentte OHAL ilan ederek kuşatmaya alan devletin, insanları katlederek, gerillaya katılan gençlerin ailelerini provokatif bir şekilde hareketin önüne dizen bir devletin savaşı dört parçada yürüttüğünü görüyoruz. Başbakan Erdoğan’ın gerillaya katılan gençler için PKK’ye, çocukları kaçırıp savaştırıyorsunuz, çocukları ailelerine gönderin diyerek, BDP ve HDP’ye de o çocukları alın getirin yoksa B ve C planını devreye sokarız diye tehdit eden hali, 14-15 yaşındaki çocukların Pozantı’da nasıl tecavüz ve işkencelere uğradıklarını unutturamaz. PKK, Cenevre anlaşmasını imzalayan bir yerde dururken, savaşın en kirlisini yürüten Türk devletinin hala imzalamadığını ifade etmek gerekir. HPG’nin açıklamasında da yer aldığı gibi : “Saflarımıza katılım yaş sınırı bellidir. Yaş sınırı konusunda Merkez Karargah Komutanlığımızın uluslararası kuruluşlarla yapmış olduğu anlaşmalar mevcuttur ve bu anlaşmalar bizim için geçerlidir. Bundan dolayı yaş sınırına uymayanlar, birileri istediği için değil, hareketimizin kararıyla geri gönderilmektedir. Ancak bu da, herkes için geçerli bir husus değildir. Çünkü, çok iyi bilinmektedir ki, Türk sömürgeci devleti küçük yaştaki bir çok çocuğumuzu cezaevlerinde çürütmekte ve tecavüze kadar varan insanlık ve ahlak dışı uygulamalara tabi tutmaktadır. Kendileri için bu biçimde tehlikeler bulunan ve saflarımıza gelen bir kısım genci geri göndermemiz, kendileri için bir çok felakete yol açılmasına vesile olacaktır” ifadesi daha fazla söze yer bırakmamaktadır. Türk devletinin çocuklar konusundaki sicili oldukça kabarıktır. Devlet güçleri tarafından öldürülen onlarca çocuğun hiçbirinin hesabı verilmedi.

Devlet açıktan psikolojik savaş yürütüyor. İleriye dönük planları ise B ve C diye itiraf edilen biçimde eskiye dönüş anlamına geliyor. İmhacı, tasfiyeci, katliamcı kirli savaş politikasının yeniden sıcak bir gündem olarak halklarımızın önüne konulması, başbakan Erdoğan’ın, iktidarları dönemindeki suçlarının üstünü kapatmaya yetmeyecektir. Başta halklarımızın meşru demokratik ve devrimci siyasi kuvvetleri buna izin vermeyecek ve adil, onurlu, demokratik barışın, özgürlüğün teminatı olacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 30 Mayıs 2014 tarihli 123. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 31 Mayıs 2014, Cumartesi 15:05
Kategoriler: Haberler, Politika