Mehmet bütün gücüyle ölüme direndi

Mehmet bütün gücüyle ölüme direndi

Polisin sıktığı biber gazı nedeniyle kanser hastalığına yakalanarak yaşamını yitiren Mehmet İstif, bütün gücüyle ölüme karşı direndi. Her gün “Direniyorum, ölümü yeneceğim” mesajını verdi. Ancak, ölümünden 20 gün önce, o işareti yapamadı, “Artık gücüm tükendi” dedi. Olayın üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen Mehmet’i öldüren gazı sıkan polis hakkında soruşturma bile açılmış değil. Aile, polisin cezalandırılmasını istiyor ancak bu konuda çok da umutlu değil.

MERSİN- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin’de Akdeniz Olimpiyat Oyunları’nın açılışı için 20 Haziran 2013’de kente gittiğinde yanında polis şiddetini de götürdü. Tıpkı, 31 Mayıs 2011 tarihinde Hopa’ya gittiğinde yaptığı gibi. O günkü eylemde, eğitim emekçisi Metin Lokumcu, polisin kullandığı yoğun biber gazından kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.

Bu cinayetten 2 yıl sonra 20 Haziran günü ise AKP polislerinin canına kastettiği, Mehmet İstif olacaktı.

O gün Mersin halkı, olimpiyat oyunlarının açılışına sadece AKP’lilerin alınmasını ve Erdoğan’ın ziyaretini protesto etmek için Forum AVM’de toplandı. Haziran ayaklanmasının merkez üssü olan Gezi Parkı dağıtılmış olsa da, hava hala isyanla yüklüydü.

Binlerce kişinin katıldığı eylemde, halkın, açılışın yapılacağı alana yürüyüşüne polis izin vermedi.

Devreye, gaz bombaları, biber gazı ve tazyikli su, özetle devletin şiddeti girdi.

O günü Mehmet İstif, şöyle anlattı:

“Saldırının olduğu anda ben en önde polisle müzakere halindeydim. Saldırı başlamadan önce polis uyarı aracından 4–5 kez beni anons etti. ‘Mehmet İstif, ortalığı karıştırma, provokasyon yapma’ gibi anonslarla beni, alandaki tüm polislere hedef haline getirdi. Müdahale başlayana kadar sırtında gaz tüpü olan bir çevik kuvvet sürekli beni takip etti, ne tarafa gidersem o da o tarafa geçiyor ve eli gaz tetiğindeydi. Nitekim saldırı başladı ve tazyikli su ve gazın etkisiyle onlarca insan kaçamadı ve polis barikatı önünde yerlere düştü. Bu sırada çok yaralanan oldu. Yere düşen ve gazdan etkilendiği için kalkamayan bir arkadaşı daha fazla zarar görmemesi ve koşan polislerin altında ezilmesin diye korumaya aldım. Vücudumu üstüne kapadım. Bir taraftan da polislere ‘Koşmayın, insanları ezmeyin’ diye bağırıyordum. Bu sırada kaç cop yediğimi hatırlamıyorum bile, ama beni takip eden sırtında gaz tüpü taşıyan polisin yaptığı işkenceyi yıllar boyu unutmayacağım. 40 cm gibi bir mesafeden o kadar yüksek tazyikle sıktı ki gazı, ağzımı kapama şansı bulamadım. Bütün ağzım boğazım gazla doldu, acıdan çığlık atmaya başladım.”

Mehmet, o gün, yaralanan yüzlerce insan gibi gözaltına alınma tehlikesi olduğu için hastaneye gitmedi, gazın ağzında yara oluşturacağından bihaber eve gitti.

Ertesi gün ve diğer günlerde acıları artan Mehmet, doktora gittiğinde “Sol dil kökünde iltihaplanma ve yara başladığını” öğrendi. Kendisine verilen ilaçları 15 gün kullandı ancak iyileşme yerine ağrıları ve yaraları büyüdü, yemek yiyemez, ağrıdan duramaz hale geldi. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başvurdu, buradan kulak/burun/boğaz servisine sevk edildi. Muayene sırasında ağzında ve dilinde kanama başlayınca, ameliyata alındı. 37 gün boyunca hastanede kaldı, ancak hastalık ‘teşhis’ edilemedi. TİHV aracılığıyla Çukurova Üniversitesi Balcalı Tıp Fakültesi’nde tedaviye başlandığında ise Mehmet’in “dil kökü kanseri” olduğu ortaya çıktı.

’20 HAZİRAN GÖZÜMÜN ÖNÜNDEN GİTMİYOR’

Mehmet, hastalığının tedavisi sırasında yaşadıkları için, “20 Haziran’da yaşadığım olay gözümün önünden gitmiyor hiç. Her yemek ya da yiyecek gördüğümde o güne gidiyorum. 5 aydır yemek yiyemiyor, konuşamıyorum, kendimi eksik ve aciz hissediyorum, artık rüyalarımda yemek görüyorum hep. 1–2 ay damardan beslendim. Şimdi burundan hortumla besleniyorum” diye yazmıştı.

BİR DE GSS BORCU ÇIKARILDI

Mehmet, devletin kimyasal silahı sonucunda adım adım ölüme giderken, devlet de devletliğini yapmaya devam etti. “Kanser hastalarının tüm tedavi masrafları devlet tarafından karşılanır” sözünün yalan olduğu ortaya çıktı, Mehmet’e 6 bin 500 lira Genel Sağlık Sigortası borcu çıkarıldı. Mehmet, bunu, arkadaşlarının desteği ile ödeyerek tedavisini devam ettirebildi.

Uzun ve ağrılı bir tedavi sürecinin ardından, 13 Mayıs’ta hayata veda etti.

Mersin’deki evinde sessizlik hakim. Bir çalışma masası ve yataktan oluşan odasında ağırlık kitaplarda.

Amcası Mustafa ile ablalarının anlattığına göre, sürekli araştıran ve okuyan biri. Amcanın deyimiyle, “Dünyayı anlayan, gören gençlerdendi.”

Gezi direnişi sırasında İstanbul’dan Mersin’e dönen Mehmet, kentte lider konumunda olan bir genç.

Amca İstif’in gönderdiği fotoğraflar, Mehmet’in mücadeleci hayatından kesitler sunuyor. Sadece Haziran ayaklanması değil, nükleer santrale karşı yaşam hakkını savunmaktan, gözaltında kayıpların hesabının sorulmasına kadar bir dizi eylemde Mehmet var.

‘HİÇBİR SAĞLIK SORUNU YOKTU’

Amca İstif’in anlattığına göre, biber gazına maruz kaldığı güne kadar Mehmet’in hiçbir sağlık sorunu yoktu, “Bir dişini yaptırdığını biliyoruz. 36 yaşındaydı, doktora bile gitmemişti.”

Ailede bugüne kadar kanser hastası da olmadı, kanser nedeniyle hayatını kaybeden de.

HER ZAMAN ‘YENECEĞİM’ DEDİ

Hem amca hem de ablaların dikkat çektiği ortak nokta ise, Mehmet’in kanser hastalığına karşı gösterdiği direnç ve her zaman “Yeneceğim” demesi.

Amca İstif, Mehmet’in direncini anlatırken, “O kadar acıya rağmen bir gün ‘ah’ demedi. Son anına kadar hiç vazgeçmedi. ‘Hep yeneceğim’ diyordu ve çok metanetliydi” diyor.

Ta ki, ölümünden 20 gün öncesine kadar.

O GÜN ‘ARTIK YORULDUM’ DEDİ

O günü amca Mustafa İstif anlattı:

“Her yanına gittiğimde bana baş parmağını kaldırarak, ‘Kazanacağım, iyiyim’ işareti verirdi. Ölümünden 20 gün önce gittiğimde ise o işareti yapmadı. Sordum. ‘Artık yoruldum’ dedi. Bir daha da düzelmedi.”

Tüm hastalığı boyunca yanında olan ablaları da, “Kendine çok güveniyordu. Hiç olumsuz düşünmüyordu. ‘Yeneceğim, iyi olacağım’ diyordu. Neredeyse o bize moral veriyordu” diye anlattı o günleri.

POLİS HAKKINDA DAVA BİLE AÇILMADI

Mehmet’i öldüren o gazı sıkan polis hala cezalandırılmış değil. Hatta hakkında bir iddianame bile yazılmadı.

Diğer polis infazlarında olduğu gibi bu cinayetin de cezasız kalması muhtemel.

Okmeydanı’nda polis tarafından vurularak öldürülen Uğur Kurt’u hatırlatan amca Mustafa İstif, “İsteğimiz failin cezalandırılması. Ancak bir sonuç çıkacağını beklemiyoruz. Temennimiz suçluların cezasını çekmesidir. Ölen hep gençler; araştıran, hayatı bilen gençler” diyor.

Mehmet, 11 ay hastalığa direndi ve 13 Mayıs’ta hayata veda etti.

36 yaşındaydı.

Geriye, mücadelesini, kitaplarını ve hakkında söylenen güzel sözleri bıraktı. (Arzu Demir/ETHA)

* Atılım Gazetesi’nin 30 Mayıs 2014 tarihli 123. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 31 Mayıs 2014, Cumartesi 11:45
Kategoriler: Güncel, Haberler