Saldırgan ve kışkırtıcı

Saldırgan ve kışkırtıcı

SAMİ ÖZBİL –

Kemalist hareketin bir faşist devlet tahayyülü yoktu. Sovyetlerle flörtten sahte TKP kurdurmaya uzanan geniş salınımlı ulus devlet yaratma projesi, Kemalizmi 1930’larda nihayet İtalya tipi faşist yönetim modeline kadar savurdu. Sığ projelerin, kaba iktidar projelerinin konjonktürel dalgalanmalardan birebir etkilenmeleri kaçınılmazdır.

Pragmatik Kemalizmin kurucu unsur saydığı reaksiyoner milliyetçilik, onun faşist modele itirazsız intibak etmesini hızlandırdı, kolaylaştırdı. 20. yüzyılda bir devlet biçiminde örgütlenmiş bütün milliyetçilikler, faşizme kapı komşuydu. Eğilimlerin faşizmle sonuçlamadığı örnekler de konjonktürle ilgilidir. Kemalizmin faşizmle yakın bir mesafeli ilişkisi de bu kapsamdadır.

AKP de, özel şartlar altında kitle desteği, tekelci sermaye teşviki ve ABD rızasıyla hükümet, sonra iktidar olurken faşist bir yapı tahayyülü yoktu. Üstelik düşman saydığı, aslında “düşman ikizi” olan, Kemalist örgüt ve yönetim tarzını neredeyse birebir taklit etti.

“Değişimin adresi” olma söylemini belli bir süre boyunca gözetmesine karşın AKP de reaksiyoner milliyetçilikle yüklüydü. Sadece bu kadar da değil. AKP, Emevi-Abbasi despotik iktidarlarından devraldığı mezhepçilik silahını da yedeğinde tutmaktan hiç vazgeçmedi. Böyle bir coğrafyada, uygun şartlar altında mezhepçilik, iktidarların vazgeçilmez silahıdır.

Diğer ötekileştirme, dışlama, düşmanlaştırma konuları-alanları bir yana, milliyetçilik ve mezhepçilik, AKP’nin tahayyül dünyasını faşistleştiren iki önemli kilometre taşıdır. Türkiye’nin diri-dinamik toplumsal yapısı AKP’nin bu iki zehirli bileşeninin birbirine karışarak bir yok edici patlayıcı oluşturma sürecini hızlandırmış, bu hakikatin açığa çıkmasını sağlamıştır.

AKP, kendisini rahatsız, iktidarının devamını risk altında hissettikçe bu silahlara dünden çok daha çeşitli, etkili araçlarla başvurmaktan kaçınmayacaktır. Onun kendisini var ediş biçimi, bundan sonra, ağırlıklı olarak bu biçimler altında sürecek, toplumun bir bölümü yedi/yirmi dört endişeyle yaşamaya mahkum edilmek istenecektir. 6-7 Eylül’de Rumların, Maraş’ta Alevilerin evlerinin işaretlenmesiyle TV’lerde naklen yayınlanan etkinliklerde düşmanlık üreten, toplumsal dokuyu darmadağan eden konuşmalar yapmak arasında kategorik bir fark yok.

Eleştiren, kabullenmeyen, sorgulayan herkese karşı kırk yıllık despot kocalığa soyunan, isterik patlamalarla, el kaldıramayacak kimselere tekme tokat girişen iktidarın siyaset dili, bir çıkışsızlığa işaret ediyor. Kışkırtıcılığın, külhani edanın, zaptiye çavuşluğuna heveslenmenin sonunun hayır değil şer olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Kürtlere karşı Türkleri mobilize etmeye çalışırken adalet arayanları Alevi-Sünni çatışma alanına çekerek, çoğunluk mezhebine oynayarak bütün muhalefeti o çıkmaza kilitlemek, AKP’nin şimdiye dek başarılı olduğu bir taktiktir. Karşıtlarını hapsetmeye çabaladığı o eksen, son derece yapay olduğu için oradan sadece toplumsal kaos çıkar.

İktidar partisi, saltanatını sürdürebilmek için her tür senaryoya çalışmış görünüyor. Daha önce “Musrileşme eğilimi” dediğimiz bu yönelim, uzun süreli paramiliter bir çatışma ortamını göze almayı da kapsar. “Kahverengi gömlekliler”i hatırlatan iktidar gençlik teşkilatı, sokaklarda adalet arayan, özgürlük isteyenlere saldırarak o günlere hazırlanıyor, idman yapıyor.

AKP, kendisine yönelecek, devleti hedefleyecek tepkinin toplumsal içe patlama yoluyla etkisizleşmesini, soğurulmasını arzuladığı için bunun yolunu döşüyor. Gözden çıkarılmış bir “azınlığa” karşı çoğunluğun kışkırtılması, tehdit aracı olarak elde tutulması tipiktir. Sinir uçlarına dokunan dil ve pratik adalet ve özgürlük mücadelesini saptırmak, özgürlük mücadelesini basit bir tepkiselliğe hapsetmek hedefleriyle ilişkilidir. “Polisin sabrına şaşıyorum”dan tutalım, “Ölmüştür, bitmiştir”e varana dek, son zamanlarda özel olarak ısmarlanmış bir dil ve bunun sokağa yansıması olan devlet zorbalığı, halkı birbirine kırdırma, insanları bununla tehdit etme zalimliğinin ifadesidir.

Faşizme karşı siyasal demokrasi programıyla milyonlarca ezileni, yoksulu, dışlananı bir araya getirecek mücadele biçimlerine ihtiyaç günden güne artıyor. Devlet-halk çelişkisini karartan, meseleyi laik-anti laik, Alevi-Sünni, Kürt-Türk çatışması gibi çıkmazlara hapseden bütün siyasal projeler akamete uğrar. O nedenle, AKP eliyle uygulanan devlet faşizmine karşı adalet, eşitlik, özgürlük vaat eden ve bunu bulunduğu bütün alanlarda derhal uygulamaya koyulan ezilenlerin kurtuluş cephesinin en zengin biçimlerde oluşturulması büyük bir öneme sahip.

* Atılım Gazetesi’nin 30 Mayıs 2014 tarihli 123. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 31 Mayıs 2014, Cumartesi 13:32
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Rota