Tarih konulu TV dizileri ve Muhteşem Yüzyıl

Tarih konulu TV dizileri ve Muhteşem Yüzyıl

AYDIN AKYÜZ – 

Son yıllarda kimi tarihi dönemleri konu alan TV dizileri içinde en uzun süre ekranda kalmayı başaran, hala en çok izlenenler arasında yerini alan ve çok tartışılan dizisi “Muhteşem Yüzyıl” sona geldi. Televizyon dizisini aşan biçimde yer yer siyasi tartışmalara konu olduğu gibi, sosyal medya başta olmak üzere toplum içinde de çeşitli vesilelerle tartışılmaya devam ediliyor. En son, Hürrem Sultan’ın ölümüyle tartışmalara konu oldu.

Tarihi konu alan televizyon dizilerine ve sinema filmlerine ilgi yeni değil. Toplumda yaşanan birçok sorun, mücadele, saflaşma ve farkındalık; çakış koşullarına ve tarihsel perspektifine dair merak da geliştiriyor. Bugün yaşanan birçok sorunun tarihsel arka planı var. Tarihi olayları konu alan ya da bu olayları “alt metin” olarak kullanan dizilere, filmlere ve romanlara ilgi buradan besleniyor.

Kurgu ve gerçeğin birbirine karıştığı, reyting kaygısının senaryonun şekillenmesinde belirleyici unsurlardan biri haline geldiği; eğlencelik-seyirlik dizilerin, gerçek tarihle karıştırılması ya da öyle algılanmasının yarattığı sakıncalar saymakla bitmez. Ancak diğer yandan gündeme gelen tarihi dönemlere ilginin gelişmesi, konuya dair kaynakların okunması ya da tartışılması dikkat çeken bir diğer olgu. Tarih belgesellerin yanı sıra, birçok kanalın haftalık tarih tartışma programları var artık. Tarihi olaylar veya olgular, güncel burjuva iç iktidar çatışmalarının hizmetinde politik, ideolojik hegemonya alanlarını genişletmek için yeniden yorumlanıyor.

Bu dizilerde, geçmişle ilgileniyormuş gibi gözükse de (muhakkak ilgili döneme dair de söylenenler vardır) daha çok bugünle uğraşılmaktadır. Burjuva kliklerin günümüz politik-ideolojik yönelimlerini meşrulaştırarak, rakiplerini çeşitli simgeler ya da metaforlar üzerinden teşhir eden bir yol izliyorlar. Birçok dizide Kemalist-Türkçü burjuva klik ile politik-İslamcı kliğin izdüşümlerini bulmak mümkün. Diziler ele aldıkları konuları gündemleştirirken, tarih programlarında ise daha açık biçimde politik-ideolojik tartışmalara dönüştürülerek, kitleler daha açıktan yönlendirilmeye çalışılıyor.

Sansüre ve otosansüre uğrayan, görmezlikten gelinen yakın geçmişin devrimci, ilerici kimi olaylarını da içinde barındıran “Çemberimde Gül Oya” ve “Hatırla Sevgili” dizilerine ilginin artması, yeni projelerin önünü açtı. Diğer yandan “Beynelminel”, “Babam ve Oğlum” vb. filmler de sinemada benzer bir ilgi gördü. Yabancılaştırıcı, bencil, çıkarcı toplumsal ilişkilerle kuşatılmış insanlar, bu diziler ve filmlerde özlem duydukları paylaşımcı ve dayanışmacı ilişkilerden, duygularına ve ruhlarına işleyen sıcak öykülerden etkilendiler.

Bu diziler ve filmler, kitlelere ulaşana kadar sansürün ve otosansürün değişik biçimleriyle hep karşı karşıyaydılar. 12 Eylül darbe dönemini ve Amed 5 No’lu zindanındaki işkence ve vahşeti, sınırlı biçimde televizyon ekranlarına taşıyan “Bu Kalp Seni Unutur mu” dizisi yayınlanmaya başladıktan bir kaç hafta sonra apar topar yayından kaldırıldı. Rejimin ve AKP’nin “demokrasi” sınırları bu kadarını kaldıramadı. Bu sansürden sonra kimse benzer bir dizi yapmaya ve yayınlamaya cesaret edemedi. Bu konular artık yeniden sis bulutlarının içinde görünmez, anlaşılmaz bir biçimde ancak ima edilir oldu.

Televizyonlar bu sefer otosansürlü, resmi ideoloji ve söylemi zorlamayan “Seksenler”, “Doksanlar” vb. içeriksiz dizilerle kitlelerin ilgisini sömürmeye başladı. Diğer yandan ise “Elveda Rumeli”, “Kıyam” ve “Muhteşem Yüzyıl”la uzak geçmişi anlatan dizilere yönelerek, günümüze göndermeler yapmayı sürdürdü.

Son yıllarda sıklıkla kendinden söz ettiren “Muhteşem Yüzyıl” birçok yönüyle incelenmeyi hak ediyor.

Öncelikle söylenmesi gerekir ki “Muhteşem” sıfatıyla anılan bu dönem 16. yüzyıldır. Yavuz Sultan Selim’le başlayan bu dönem, Osmanlı egemenleri için devletten imparatorluğa geçişin sancılarının en çok yaşandığı dönemdir. Ezilenler, özellikle de Anadolu ve Rumeli halkları için baskı, zulüm, katmerleşen sömürü, katliam, ekonomik yıkım ve süreklileşmiş bir isyan dalgası demektir. Celali isyanları olarak anılan Alevi ve Türkmen köylü ayaklanmaları, asker ve öğrenci isyanları bu dönemin en çok öne çıkan yanıdır. Ancak bütün bunlar diziye uzaktan çalan bir davulun tınısı kadar bile yansıtılmadı. Anlaşılan senarist ve yönetmenler “Bu Kalp Seni Unutur mu?” sansüründen gereken mesajı almış, derslerine iyi çalışmışlardı.

“Muhteşem Yüzyıl” dizisi, esas olarak saray haremindeki çekişmelere ve Osmanlı egemenleri arasındaki iç iktidar kavgalarına odaklandı. Üstelik bunları reyting artırmaya hizmet edecek tarzda çarpıtarak ve köpürterek verdi. Sultan ve oğulları arasında, taht varislerinin kendi aralarında ve çeşitli iktidar bloklarının birbiriyle rekabeti ve çatışmasının vardığı boyutu göstererek “steril” resmi tarihi popüler biçimde sorgulatmasının altını çizmeliyiz. Bir süre önce Tayyip Erdoğan’ın “Biz böyle Kanuni görmedik” çıkışı, bu sorgulatmadan duyduğu rahatsızlıktan olsa gerek.

Dizide öne çıkan bir diğer önemli nokta ise Kemalist-Türkçü bir görüş açısının senaryoya yön çizmesidir. Anadolu Türkmen aşiretlerine yakın duran taht varisi Mustafa doğruluğun, erdemin, insani değerlerin ve liderliğin cisimleşmiş simgesi olarak yansıtılırken; Hürrem Sultan’ı “entrikacı”, “Rus cadısı” ve “şeytan” olarak yansıttılar. Şehzade Mustafa’ya ilişkin benzer bir kodlama, Erol Toy’un “Kuzgunlar ve Leşler” romanında da görmekteyiz. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Şehzade Mustafa’nın tavrı, göç alanlarının sınırlandırılmasına ve yerleşik hayata geçmeye zorlanan Türkmen aşiretlerinin devlete karşı itirazını/isyanını yedekleyerek, iktidar kavgasının bir aleti olarak kullanmasından ibarettir. Bu iktidar kavgasında, kimse diğerinden daha az kirli değildir. Kemalist aydınların Türkçü duygularının kabardığı böylesi anlarda burunlarının dibindeki gerçeği göremiyorlar.

Şehzade Mustafa abartılarak, Bektaşi yeniçerilerin desteği üzerinden Alevi inancından halkımıza da göz kırpmayı ihmal etmediler. Öyle ki, Mustafa, babası Kanuni tarafından boğdurulunca sosyal medyada tartışma konularından biri haline geldi. Daha önce Başvezir İbrahim Paşa öldürülünce de benzer bir tablo yaşandı. Mustafa’nın öldürülmesinden etkilenerek suç duyurusunda bulunanlar oldu. Sanki 400-500 yıl önce değil de dün öldürüldüler.

Bunların karşı kutbuna ise en baştan beri “Rus cadısı”, “entrikacı” olarak kodlanan Hürrem Sultan kondu. Yaşanan olumsuzluklar onun üzerine yıkılarak bir çeşit “antikahraman” yaratıldı.

Senaristler çok ileri gittiklerini fark etmiş olmalarından mıdır, reyting kaygılarından mıdır, yoksa “kör ölür badem gözlü olur” atasözüne bağlılıklarından mıdır bilinmez; Hürrem Sultan’ın ölümüne kısa süre kala vicdanlı, haksızlık yaptıklarından af dileyen, iyilik timsali bir melek oluverdi. Daha da ileri giderek kadınlara büyük iyilikleri dokunmuş, kadınlar tarafından “nümayiş” (gösteri) yapılarak desteklenen, tarihin gördüğü ilk “feminist” kadını oluverdi aniden.

Burada, Kanuni T. Erdoğan ve partisi, taht varisi Mustafa da muhalefete itilmiş Kemalistleri simgeliyor olmalı. Göndermeler böyle bir kutuplaştırmanın mesajlarını taşıyor.

“Muhteşem Yüzyıl” vb. tarihi konu alan filmler ve televizyon dizileri nihayetinde “sanatsal” eserlerdir. Senaryo ve kurgu araçlarına başvurduğu için birebir tarihi kaynak olarak görülüp değerlendirilmesi yanlıştır. Ancak yığınlar üzerinde bu kadar etkili olan, güncel, politik ve toplumsal göndermeler yapılan bu yolla algıların yönlendirilmeye çalışıldığı bu filmlere ilgisiz kalamayız. Sanatsal özgünlüğünü gözardı etmeden insanlar tarafından gerçekle kurgunun birbirine karıştırıldığı olgusundan hareketle bu tür film ve dizileri irdelemek, teşhir etmek vazgeçilmez görevlerimiz arasındadır.

* Atılım Gazetesi’nin 30 Mayıs 2014 tarihli 123. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 31 Mayıs 2014, Cumartesi 13:27
Kategoriler: Haberler, Kültür-Sanat