AKP’nin yeni planı: Acıdan canavar çıkarmak

AKP’nin yeni planı: Acıdan canavar çıkarmak

KANBER SAYGILI –

Soma’da madenci işçilerin katliamı ile taşeron sistemi geniş toplum kesimlerinde iyiden iyiye teşhir oldu. Oysa aynı AKP, birkaç aydan bu yana taşeron sisteminin kapsamını genişletmek için taslak ileri sürüp geri çekme hamleleri yapıyordu. Taşeron sistemi yasasını ısıtma derdindeydi. Fakat ısınan ve giderek yangına dönen maden ocakları oldu. Ve ısınma patlamaya dönüştü.

Maden işçilerinin ve sokağa çıkan emekçilerin ileri sürdüğü taleplerin başında taşeron sisteminin kaldırılması duruyordu. Hükümet de durumdan vazife çıkararak madencilerin can güvenliğini ve çalışma koşullarını düzeltmek için kolları sıvadı! Herkesi böyle yaptığına inandırmak için yalan makineleri çalışmaya hazırdı. Onlara göre suçlu, taşeron sistemi ve özelleştirmeler değil taşeron sisteminin kötü uygulanmasıydı! Taşeron sisteminin iyi uygulanması, uluslararası tepkileri yatıştırmak için iyi bir fırsattı!

Hükümet tam da burada herkesin gözüne boya çekme mesaisine girdi. Herkese madencilerin can güvenliğini ve koşullarını düzelten hükümet olma görüntüsü vermeliydi. Tasarıya göz atmak bile bunun kara bir propagandadan ibaret olduğu görülebilir. Hükümet, katliamın acıları arasından madencileri sağ çıkarmayı değil de işçileri yeni katliamlarla yüz yüze getirecek taşeron canavarı çıkarma telaşına düştü.

AKP Hükümetinin meclis gündemine sunduğu taslak tasarı, maden işçilerine yönelik sözde iyileştirmeleri öne çıkararak işçi sınıfını taşerona teslim etme manevrasıdır.

Patronlar için dikensiz gül bahçesi yaratma peşinde koşan AKP’nin planı, madende çalışan işçi arkadaşlarımıza kırıntı düzeyinde verilecek olan rüşvet karşılığında milyonlarca işçiyi, emekçiyi ve emekçi kamuoyunu edilgen bırakarak, her gün ölüm, cinayet, katliam anlamına gelen taşeronluk yasasını genişleterek önünü açmayı hedefliyor. Tıpkı, 12 Eylül 2010 referandumunda 27 maddelik değişikliğin içine bir iki hak kırıntısı atarak yaptığı gibi.

Taslağa göre “yasaya aykırı olarak taşeron çalıştıran işveren, asıl işçinin ücreti kadar ücret ödemesi durumunda taşeron çalıştırmayı sürdürebilecek” diyor. Patronların bir anlamda kabusu, işçilerin ise güvencesi olan, ‘muvazaa’ da yeni taslakta yer almadığına göre;

1. AKP Hükümeti, patronlara yasalara aykırı olarak taşeron çalıştırabilirsiniz ancak bunun size küçük maliyeti olabilir, diyor.

2. İşçinin iş mahkemesine açmış olduğu dava işçi lehine sonuçlandığı koşullarda bile artık işçi, asıl işin kadrosu olarak çalışamayacak. Kazanılmış haklarını kadrolu işçinin haklarının karşılığı üzerinden patrondan alacak ve taşeronda çalışmaya devam edecek. Yeni AKP yasası, ‘sen bir taşeron işçisisin böyle de kalacaksın’ diyor ve hukuki çerçevesini çiziyor.

Bu taslak yasalaştığında Türkiye’de otomotiv, tekstil, çimento, inşaat, maden, metal, makine, elektronik gibi akla gelen tüm sektörlerde ücret ve sosyal haklar eşitlenmesine bağlı olarak patronlar, mevcut işçilerinin yanı sıra, aynı işi yapan taşeron işçi çalıştırabilecek.
Öte yandan, taslakta kamu-özel ayırımı gözetilmiyor. Örneğin, bir devlet ya da bir üniversite hastanesi veya bir özel hastane, bu yasa çıktıktan sonra asıl ile taşeron hizmetliler arasında ücret ve sosyal hakların eşitlenmesi durumunda doktor, hemşire, hastabakıcı, laborant, röntgen teknisyeni çalıştırabilecek.

Kaldı ki taslak tasarının içindeki maden işçilerine yönelik iyileştirmelerin, AKP düzeninde uygulanacağının hiçbir garantisi yok. Bunun örneğini her yerde olduğu gibi, biz Limter-iş Sendikası ve taşeronda çalışan tersane işçileri olarak yaşadık. 2008 yılında seri iş cinayetlerine karşı gerçekleştirdiğimiz yaşam hakkı grevlerimizin ardından büyük bir sıkışma yaşayan AKP Hükümeti ve onun bugünkü çalışma bakanı, gemi inşada çalışan taşeron işçiler için “Tuzla Yönetmeliği” çıkarmış, ancak bu işçileri ve kamuoyunu kandırmanın ötesine geçmemişti. Taarruz geçtikten sonra ise Tuzla Yönetmeliği tozlu rafların arasında unutulmuş, unutturulmuştur.

Sonuç olarak;

Madenler kamulaştırılmadığı, taşeronluk yasaklanmadığı, sendikalaşmanın önündeki engellerin gerçek anlamda kaldırılmadığı müddetçe ve madenler başta olmak üzere, çalışma yaşamı bir bütün olarak işçilerden, emek ve meslek örgütlerinden oluşacak olan yaptırım gücü olan bir komisyon tarafından denetlenmediği müddetçe, madenlerdeki iyileştirmenin göstermelik bir icraattan, göz boyamadan öte bir anlam taşımayacaktır.

Hal böyle olunca, biz milyonların payına yine çalışırken üçer-üçer, beşer-beşer, yüzer-yüzer, toplu- toplu ölmek, çalışırken hastalanmak ve uzuvlarını kaybetmek düşecektir. Hem de bir tas çorba uğruna.

* Atılım Gazetesi’nin 6 Haziran 2014 tarihli 124. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 6 Haziran 2014, Cuma 15:45
Kategoriler: Emek, Haberler, Makaleler, Politika, Yol