Erdoğan’ın A planı ve halklarımızın (B)arış planı

Erdoğan’ın A planı ve halklarımızın (B)arış planı

İmralı’dan Kürt halk önderi Abdullah Öcalan tarafından yapılan “iki üç hafta içinde olumlu görüşmeler olacak” açıklamasının yankıları sürerken, Lice’den katliam haberi geldi. Hükümetin çözümsüzlük, oyalama ve savaş hazırlıklarına tepki olarak günlerdir bir çeşit ‘barış ve çözüm direnişi’nde olan sivil halka, Lice’de askerler tarafından açılan ateş sonucu iki Kürt vatandaşı katledildi. Bir kez daha barış ve çözüm umutlarının üzerine beton dökülmek istendi. Kürt halkı ve duyarlı kamuoyu, başta Kürdistan kentlerinde olmak üzere, Türkiye’nin pek çok yerinde ayağa kalktı. Sokakları zapt etti.

Öfke sürüyor. Peki ama ne oluyor? Öcalan’ın çözüm doğrultusunda pozitif sözler söylediği, diyalog sürecinin müzakereye evrileceği sinyalleri verdiği, AKP’nin Amed’de adına ‘çözüm çalıştayı’ dediği bir toplantının hemen ertesinde gerçekleşen bu katliam ne anlama geliyor? Yaşananlar ‘sürecin’ akışına ters mi? Görünürdeki bu çelişki gerçek mi yoksa yapay mı? Böylesi gelişmelerin ardından mantar gibi biten ‘Hükümet çözmek istiyor ama birileri yine provokasyon yapıyor’ türünden zırvaları ise bir kenara bırakıyoruz.

Belki en sonda söylenebilecek şeyi şimdiden söyleyelim: Ortada bir terslik ya da çelişki yok. Şimdiye kadar hep olagelen yine oldu. Zerre kadar çözüm iradesi ve niyeti olmayan AKP Hükümeti, şimdiye dek yaptığını tekrarladı: İllüzyonun, görüntünün işlevsiz kaldığı noktada aslına rücu etti. Hükümetin tasfiyeci, oyalayıcı, katliamcı gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıktı.

Gerçekleştirilen bu katliam, AKP ve Erdoğan’ın ‘çözüm’ politikasıyla son derece uyum arz etmektedir. Tüm yaşananlar, tam bir uyum içinde, AKP ve Erdoğan’ın çözümsüzlük ve savaş politikalarını, PKK’nin ve Kürt halkının ise çözüm ve barış isteği ve çabasını resmediyor.

Neredeyse bir buçuk yıldır süren çatışmasızlık ortamının mimarı kimdir? İstatistikler göz önüne alınırsa, bir buçuk yıl boyunca sürecek olası bir çatışmanın önüne geçerek yüzlerce gencimizin hayatta kalmasını sağlayan kimdir? Tereddütsüzce söyleyelim: PKK’dir, Önderi Öcalan’dır. Öyle ki Öcalan, sömürgeci faşist ordu tarafından gerçekleştirilen Lice katliamı karşısında bile gerillaya, ‘Çatışmasızlık durumunu koruyun’ demekte, ısrarla barış mesajları vermektedir. AKP, Erdoğan ve ordu ise bu bahiste yoktur. Onlar baştan beri savaş hazırlıklarıyla meşguller. Öcalan barış mesajları verirken, Erdoğan polisine, Gezi’de olduğu gibi batıda ve Kürdistan sokaklarında ‘destan yazdırmakta’, ‘gereğini yaptırmakta’, Kürdistan dağlarında ise askerine kalekollar inşa ettirmektedir. Öcalan özenle barış dilini kullanırken Erdoğan hala çocukları tehdit etmektedir.

“İyi ama ordu da askeri operasyonlar yapmadı!” diyen aklıevveller çıkabilir. Evet ordu, bu kez gerillaya karşı bu süreçte ateşi kesti. Fakat niçin? Çözüm süreci sekteye uğramasın diye mi? Kesinlikle değil. Bilakis savaş hazırlıkları sekteye uğramasın diye!

Roboskî katliamının hemen ardından Roboskîli bir ananın söyledikleri aslında bütün bu tabloyu özetler niteliktedir. Köylerini tepelerden kuşatan karakolları ve karakollara ulaşan yolları işaret ederek şöyle demişti: “Devlet bu karakolları ve yolları hep ateşkes süreçlerinde yaptı!” Bu Roboskîli Kürt anasının yaşam tecrübesi ve söyledikleri, televizyon ekranlarında boy gösteren analist kılıklı lafazanların tespitlerinden milyon kez daha değerlidir. Zira gerillanın ateşi kestiği süreçlerde yapılabilen bu askeri üsler, karargahlar eliyle daha sonra Roboskîlilerin üzerine bomba yağdırıldı. Meselenin özeti budur.

Devletin ve hükümetin bu mevzilenmesini gören Kürt halkı, karakol, kalekol inşaatlarına ve askeri amaçlı baraj yapımlarına karşı son derece haklı ve meşru bir direniş geliştirdiler. Çünkü Kürt halkı, bugün için ateşi kesen askerin yarın tepesine kurşun yağdıracağını kendi yaşam tecrübelerinden çok iyi biliyor. Savaş borazancısı burjuva basının tüm kirli, manipülatif söylemlerinin aksine taş, sopa gibi basit savunma araçları dışında ellerinde bir şey olmayan sivil halka ağır suikast silahları kullanılarak, tıpkı Roboski katliamı gibi planlı ve kasten yapılan saldırı Kürt halkının sezgisini yine doğrulamıştır.

Her şey tamam da, Lice katliamından sadece bir gün önce, AKP tarafından Amed’de ‘Yeni Türkiye’nin açılan kilidi; çözüm süreci’ başlıklı bir Çalıştay düzenlenmişti. Hatta bu çalıştayda bizzat Beşir Atalay tarafından Öcalan’ın sözleri teyit edilmiş, İmralı görüşmelerinin bürokratik zeminden siyasi zemine kayacağı türünden söylemler dile gelmişti. O halde, bu orta oyununa neden ihtiyaç duyuldu?

Bunun yanıtı da oldukça basit. Beşir Atalay gibi aktörler, AKP’nin çözüm görünümlü çözümsüzlük politikasının bizzat stratejik aparatlarıdır. AKP’nin oyalama, tasfiye ve katliam politikalarından oluşan ‘çözümsüzlük puzzle’nın oyalayıcı parçasıdır. Onlar olmaksızın bu politika yürümez. AKP’nin, stratejik olduğu kadar güncel politika bakımından da oyalama enstrümanlarına ihtiyaç duyduğu aşikardır. Amed’de gerçekleştirilen Çalıştay’ın, Kürt halkı saflarında büyüyen tepkiyi dindirme ve yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de güvenceye alma taktik amacını da taşıdığını vurgulamak gerekir. Hatta yakın tarihe, AKP’nin hükümet olduğu dönemlere baktığımızda, tüm seçimleri önceleyen süreçlerde hükümet, aynı taktiği izlemiştir. Ne var ki bu kez, bu pragmatist politika Lice’de direniş barikatına çarparak deşifre olmuştur.

Beşir Atalaygiller oyalar, Erdoğangiller ‘hizaya gelmeyenleri’ tehdit eder, asker ve polis katleder. İşte, size sömürgeci iş bölümü!

Lice katliamının ardından gelişmeler neyi gösterir, nereye varır kesin bir şey söylemek zor. Fakat kesin bir şeye, daha önce defaatle kanıtlanan ve Lice ile birlikte buz gibi bir gerçeğe dönüşen bir şeye dikkat çekebiliriz: AKP Hükümeti, Kürt halkına savaşı dayatıyor. Halklarımıza acı ve gözyaşını, yeni ölümleri dayatıyor. Erdoğan’ın B ve C planı yoktur. O’nun tek planı A planıdır. O da kirli bir savaştır.

Kürt halkı ise ayrıcalık değil, eşitlik ve onurlu bir barış istiyor. Ve bunu, Lice’de olduğu gibi ölümüne istiyor. Peki kimden istiyor? Tüm çabalarına karşın kendisine savaşı dayatan AKP ve Erdoğan’dan mı? Onca deneyim sonucu edindiği bilinç ve derin sezgiden sonra mı? Kesinlikle hayır. Kürt emekçi halkı, barışı Türk emekçi halkıyla inşa etmek istiyor. Türk emekçi halkı ısrarla, ölümler, katliamlar pahasına uzatılan bu eli tutmalıdır. Lice katliamının hesabını omuz omuza sormak bunun ilk adımı olmalıdır. Çünkü Lice’ye sıkılan kurşunlar barışa, halklarımızın özgür, eşit ve kardeşçe bir arada yaşayacağı geleceğine sıkılmıştır.

Aksi halde ‘yarın çok geç olabilir’ değil, ‘yarın çok geç olacaktır!’

* Atılım Gazetesi’nin 13 Haziran 2014 tarihli 125. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 13 Haziran 2014, Cuma 18:35
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler