Eden bulur

Eden bulur

SAMİ ÖZBİL –

Daha bir gün öncesine değin Kürtlere karşı höykürmeler eşliğinde tırmandırılan ırkçı milliyetçiliğe tanıklık edenler, işgalci ABD karşıtlarının Irak’taki gerici koalisyonuna dönen IŞİD, Musul’daki başkonsolosluğu basarak onlarca Türkiyeliyi rehin alıp çok kıymet verdiği söylenen bayrağı indirince, AKP’nin bir koşu Musul’a gireceğini sanmış olabilirler. Musul-Kerkük, orijinal Misak-ı Milli içinde, Irak eski Osmanlı toprağı ve dahi konsolosluk binası “vatan toprağı”ydı ne de olsa.

Hayır, olmadı! Kürt’ün ensesinde boza pişirmeye yemin eden iktidar, birdenbire süt dökmüş kediye dönüverdi. Bir rica minnet, bir yalvar yakar haller, bir “haza beyfendi” üslubu ki inanılmaz. Nerede o şımarık ve şirret afra tafralar, nerede cihan padişahı eda; yerinde yeller esiyor. Final bölümündeki Kanuni oluvermiş höykürme uzmanı. IŞİD’e “yap bi güzellik abisi” sırnaşıklığıyla yaklaşıyor. Bu da geçici elbette. Ortadoğu’da yirmi dört saatle ölümüne düşmanlıklar da dostluklar da bozulur, şimdilik IŞİD’e böyle yaklaşmak icap ediyor ve iktidar da ona göre pozisyon alıyor.

İktidarın borusu içeride ötüyor. Yoksa sınırların ötesinde kimsenin onu umursadığı yok. Silik memur emeklisi gibi, güç bela yöneticisi olduğu apartmanın sakinlerine çemkirebiliyor sadece.

Sekiz asker PKK tarafından esir edilince ölmedikleri için kahrolan iktidar, konsolosluk binası baskınında “teslim ol” talimatı verdi. Amed’deki bayrak indirme hadisesinden sonra Tokat örneğini verip linç önerenler konsolosluktaki bayrağın indirilmesini konu bile etmediler.

Etmezler. Milliyetçilik ve hamaset onlara “iç politikada” lazım. Onu da tepe tepe kullanıyorlar. Şehvetle ve sinekten yağ çıkarırcasına. Dış politikaları iflas etti, ABD tarafından dahi aşağılanıyorlar. Ortadoğu’da kendileriyle alay ediliyor, İslamcı gruplar onları nasıl da kullandıklarını anlatıyor. Faşizm şartlarında bütün bu olay, iç politikaya toplumsal çözülme ve çatışma siyasetini katı biçimlerde sürdürmek biçiminde yansıyor.

AKP, kendi içlerinde de hayli ihtilaflı olan, hatta bazılarının bizzat AKP anlayışını fasık-sapık saydığı siyasal İslamcı silahlı grupların Müslüman Kardeşler’den Vahhabi-Selefi ekolüne dek tümünü doğrudan ve dolaylı destekle donattı. Amaç, Esad-Kürt ve İran/Şii karşıtı bir çember oluşturmak ve bu arada petrol ile sıcak para akışı üzerinden kendini ayakta tutmaktı. Hevesinin kursağında kaldığı, mezhepçi kavganın emperyalist odakların oyuncağına dönüştüğü rahatlıkla söylenebilir.

AKP ideolojisi-politikası Ortadoğu’da tutmadı, bundan sonra da tutmaz. Bunu fark ettikleri halde geri dönmeleri de imkansız. Hedef olmaktan çıkma taktiği haricinde elle tutulur hiçbir siyasetleri yok. Rehine krizinde Obama Erdoğan’la görüşmeye tenezzül etmiyor, Rusya yardıma koşuyor ve evet iktidarın kulaklarında o söz yankılanıyor: Men dakka dukka! Üstelik bunlar daha nispeten iyi günler.

Reaksiyoner milliyetçilik, dönüp dolaşıp Kürt’ün başına patlıyor. Musul baskını öncesinde iktidar, basın, polis, yargı el ele “milli galeyan” örgütlüyorlardı. Şuna emin olunabilir: Silahlı savunma hatları olmasa, dün Rumlara uygulananların benzeri Kürtlerin başına getirilirdi, bundan sonra da getirilmek istenir. Koşullar ne olursa olsun, Türkiye ve civar coğrafya devrimci demokratik cumhuriyetlere dönene dek sosyal-mezhepsel ve ulusal renkleriyle birlikte tüm ezilenlerin aktif, cömert ve kararlı “savunma hatları”nı geliştirmeleri gerektiği günbegün daha yakıcı bir hakikat olarak kendisini dayatıyor.

Giderek karmaşıklaşan, ağır ve yıkıcı bir tabloya dönüşen civar coğrafyanın gerçekliği yumuşama-uzlaşma-burjuva demokrasisi gibi sakinlikleri değil toplumsal iç çatışmaları, kanlı boğazlaşmaları haber veriyor. Egemenlerin ilerlemesinin tek sonucu küçük kıyametlerin sıklıkla yaşanmasıdır. Bu kaos halinin akıbete dönüşmesini engellemek, hiç değilse bu coğrafya için, Türkiye emekçi solunun Kürt özgürlük dinamiğiyle eşit bir hukuka dayanan aktif etkileşime girmesiyle mümkün.

Tüm bu tablo içinde bayrak indirme hadisesi, patlayıcı materyal yatağına dönüştürülmüş Türkiye siyasi coğrafyanın ne kadar çabuk yangın yerine dönüşebileceğini gösteriyor. “Camide içki” edebiyatı neyse “bayrak indirme” sonrasında olup bitenler de odur. Bayrak ve marşın Kürdistan’da işkence-ölüm sarmalını hatırlatması ve halk gençliğinin buna öfke duymasının bir sosyal karşılığı var. Ancak, Türk ve Kürt özgürlük hareketleri bakımından bu konu büyük oranda aşılmıştır. Sıklıkla yakılan İsrail ve ABD bayrakları dahil ulusal-dinsel sembolleri aşağılamamak, alaya almamak, yakmamak ilkesel bir tutum olmak durumundadır.

AKP, sistematik biçimde iki çoğunluğun refleksini diri tutmaya oynuyor: Kürtlere karşı Türk çoğunluğu içinde, lümpen-ırkçı eğilimleri kaşımak ve Alevilere karşı Sünni çoğunluğun içinde bir cahiliye tutumu olan mezhepçiliği kışkırtmak. Bu şirretlik, iktidarda kalmanın başlıca aracı. O nedenle, bütün renkleriyle beraber ezilenlerin devrimci demokratik bir cumhuriyet talebiyle ortaklaşması son derece önemlidir.

* Atılım Gazetesi’nin 20 Haziran 2014 tarihli, 126. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Haziran 2014, Perşembe 15:17
Kategoriler: Güncel, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Rota