Ha Ekmeleddin ha Erdoğan

Ha Ekmeleddin ha Erdoğan

Ekmeleddin İhsanoğlu!.. Hakikaten “süper” oldu!..

Tencere yuvarlandı kapağını buldu…

“Cumhur”un başından “devlet”i eksik etmemek için, devleti de AKP’ye yem etmemek için “aranan kan” bulundu!..

CHP’yle MHP “kan kardeş” oldu!..

***

“Türk-İslamcı” devlet genetiği, “oynanmış” yeni “modern” versiyonuyla Cumhurbaşkanlığı üzerinden piyasaya sürüldü…

Uluslararası neoliberal tekelci sermaye oligarşisinin ABD/AB merkezli emperyalist karar verici/yönetici katmanının en sadık, “modern” ve “yerli” memurlarından Kemal Derviş’in, bu işin kotarılması için devreye sokulduğu da görüldü…

Kendi hesabına büyük “akçeli” işler çevirmeye iyice soyunmuş, bölgesel emperyal heveslere iyice kendini kaptırmış “sorumsuz” AKP’ye karşı “durdurucu” büyük “iç” uzlaşmanın ve NATO’nun emperyal yeni dünya hegemonyası konsepti ve planlarıyla daha organik uyuşmanın gereklikleriyle ilgili her şey “inceden inceye” düşünüldü…

Ekmeleddin İhsanoğlu’dan daha iyisi, ihtiyaca “cuk oturanı” nereden bulunsundu…

Türklükse Türklük, “Tanrı Dağı kadar” var onda… Vakti zamanında Alparslan Türkeş’in ırkçı-milliyetçi otağında kurmay hizmetine katılmışlığı var… Yine vakti zamanında, Ecevit’ten Devlet Üstün Hizmet Madalyası” almışlığı var… Osmanlı/Türk kültür tarihinin araştırılmasında kendini “bilime” adamışlığı, yazmışlığı çizmişliği var…

Dincilikse dincilik, Mısır geleneği üzerinden “Hıra Dağı kadar” yakın hala egemenlerin İslam’ına…

İslam İşbirliği Teşkilatı/İslam Konferansı Örgütü ona emanet edilmiş vakti zamanında… ABD’nin İslam dünyasına yeniden çeki düzen verme stratejik hesaplarıyla… AKP’nin de vakti zamanındaki kendi “stratejik derinliği”yle bu oyuna dahil olmasıyla…

Velhasılı kelam…

Devletse devletçi, hem de yerli…

Gelenekse gelenekçi, hem de Osmanlıcı…

Realiteyse realiteci, hem de “modern”leşmeci…

İşbirliğiyse “işbirlik”çi, hem de “tecrübe”li…

Eksiği yok yani… Üstelik fazlası var; “efendi”liği, “temiz”liği, “zarafet”i, “bilgili”liği, “dürüst”lüğü de “bonus” hediyesi!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “güvencesi”yle; tanıdıkça herkes tarafından sevilecek birisi!

***

Tamam, olursa “cumhur”un, yani halkın “başı” olacak, Ekmeleddin Bey de, -biz soralım yine de, tam bilinsin diye- Kılıçdaroğlu “sevilecek” derken kimleri kastediyor acaba, kim bu “herkes”?

İlk elden soralım hemen, kadın hakları mücadelesine ilgi ve sempati duyuyor mu Ekmeleddin Bey? “Kadın”cı olarak bilinmek ve görünmek, ağır mı gelir kendisine? Kadınların kurtuluş ve özgürlük mücadelesi onu heyecanlandırıyor mu? LGBTİ’lerin onur davası ya da? Erkek egemen sistemin ve kültürün cinsiyet ayrımcılığına, kadın cinsinin aşağılanmasına dayalı ürettiği toplumsal, ekonomik, siyasal eşitsizliklerden, pisliklerden kurtulmak gerektiğine inanıyor mu? Erkeklerin mezbahacı hoyratlığıyla akıtıp durdukları kadın kanına, trans kanına ve katliamcılığına karşı mücadele cephesinde yer alacak mı?

Mesela, “işçi”ci mi Ekmeleddin beyefendi? Ücretli emek sömürüsüne karşı mı? Özelleştirmeye karşı çıkmış mı? Taşeronlaştırmacı mı, değil mi? İş cinayetlerinden, işçi katliamcılarından hesap sorulması gerekir diyor mu? Soma için sokağa çıkmış mı mesela, hiç? Ya da sokağa çıkıp Soma’nın hakkını savunanlara, katliamın hesabını sormak için polise direnenlere, hak vermiş mi? Yoksa, Gezi isyanı döneminde olduğu gibi, sokakta “terörist”ler olmasaydı her şey “süper” olacaktı diye mi düşünmüş yine?

“Kürt”çü mü? Kürt halkının ulusal topraklarının işgal edilmesine, sömürgeleştirilmesine; kültürünün, kimliğinin, demokratik haklarının inkar edilmesine, asimilasyona uğratılmasına; mücadelesinin imhayla, katliamla bastırılmak istenmesine ne diyor Ekmeleddin Bey? Lanetliyor mu bunları yapanları? Her şey bir yana, İslam’da buna cevaz olup olmadığı konusunda fikri nedir?

Fikri nedir, barış mücadelesi için, “müzakere” hukukunu tanıyacak mı? Tutumu nedir, haklıdan yana mı, güçlüden yana mı? Roboski dosyasını açacak mı mesela yeniden? Lice’deki “cumhur”u insandan sayacak mı?

“Alevi”ciliği var mı, peki? Alevi inançtan halklarımızın taleplerini sahipleniyor mu mesela? Cemevi bir ibadethanedir, diyor mu? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gerektiğini savunuyor mu?

Bir de “Ermeni”ciyse ne ala! Ermeni soykırımını kabul ediyordur mutlaka!..

“Çevre”ci olduğunu varsayalım şu “modern”liğinin hatırına da soralım; doğayı talan eden, ranta kesen, kapitalist yağmacılara, tekelci vurgunculara ağızlarının payını verecek mi hiç beklemeden?Yoksa “realist”liğine kurban mı edecek, topraklarından sökülen, evlerinden atılan, polis ve jandarma güçlerince dövülüp, yerlerde süründürülen “cumhur”u?

Vs… vs.. vs…

***

“Cumhur” da -eksiği yok fazlasıyla- böyle oluştuğuna göre, Ekmeleddin Bey’in yarından tezi yok, açık açık beyan etmesi gerekiyor bu ve benzeri soruların yanıtlarını… Daha doğrusu, ilan etmesi, taahhüt etmesi gerekiyor, halklarımızın en yaşamsal ihtiyaçlarına karşılık gelen; demokratik haklarını güvence altına alan; eşitlik, adalet ve özgürlük talebinin önündeki bütün faşist ve gerici yasa ve yasakların kaldırılmasının önünü açacak toplumsal ve siyasal dönüşüm programını!..

“Herkes” dedikleri halksa, sömürülenler ve ezilenlerse eğer, onların özlediği, istediği, talep ettiği ve umudunu bağlayıp uğruna mücadele ettiği şeyler bunlardır.

Bunları, sizden umduğumuz, inandığımız ve beklediğimiz için söylemiyoruz… Haliyle, olmayacak duaya amin dediğimiz falan yok!.. Biz sizi çok iyi tanıyoruz, söyledik en baştan… Halklarımıza “çözüm” diye yutturmaya kalkışılan CHP-MHP “kan kardeşliği”nin, vakti zamanındaki AKP-cemaat arasında kotarılan “kan kardeşliği” kadar kirli ilişkilere, emperyalist ve işbirlikçi hesaplara dayandığını biliyoruz. O kan, her ikisinde de aynı damardan akıyor; Petrolün dolarla, sömürgeciliğin savaşla, milliyetçiliğin dincilikle ve hepsinin birbiriyle karıştığı o iğrenç ve aşağılık politik-ekonomik bulamaç yolundan akıyor…

Biliyoruz, görüyoruz ve yaşıyoruz; siz gerçekte devlet ve paradan ibaretsiniz… Onlarsınız, onlarla varsınız ve onlarsız hiçsiniz… Halk, sizin için her zaman kanını, canını, inancını, oyunu pazarlayabileceğiniz; emeğini sömürebileceğiniz, cebini soyabileceğiniz, ümüğünü sıkabileceğiniz bir iktidarlaşma teferruatı…

***

Biz, bildiğimizi anlatacağız “herkes”e; gördüğümüzü açığa çıkaracağız her yerde, yaşadıklarımızı değiştireceğiz her şeyle… Umutla, direnişle, isyanla… Halklarımızın birleşik örgütlü gücü ve iradesiyle… Emeğin, barışın, özgürlüğün gerçek alternatifiyle…

İşte; Halkların Demokratik Kongresi’yle (HDK) bunun için yola çıktık, Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) bunun için kurduk…

İlerliyoruz ve ilerleyeceğiz; kirli ittifaklarınızın damarlarına basa basa geliyoruz…

Yalanlarınızın, iki yüzlüğünüzün kaynaklarını kuruta kuruta yürüyoruz…

Devletinizin ve paranızın hükmünü yıka yıka ilerliyoruz…

Özgürlüğümüzü ve geleceğimizi düzeninizden kopara kopara alıyoruz, alacağız…

***

30 Mart seçimlerinde ilk çomağı soktuk tekerinize, dengenizi bozduk. Daha da güçlenerek çıktık, kirli ittifaklarınızın, kara propaganda kampanyalarınızın, hilelerinizin, hurdalarınızın cangılından…

Dersimizi daha iyi çalıştık şimdi, hatalarımızı masaya yatırdık, yaralarımızı sardık, kendimizi yeniledik, umudumuzu tazeledik, irademizi biledik…

10 Ağustos’ta, kendi devrimci demokratik programımızla; Gezi’nin ve Lice’nin, Roboski ve Soma’nın ruhunu birleştiren ve taşıyan adalet, eşitlik, özgürlük ve barış tutkumuzla, “cumhur”un/halkın başına konan/kondurulan değil, “cumhur”/halk için başını ortaya koyan cumhurbaşkanı adayımızla gireceğiz seçimlere…

Ha Ekmeleddin, ha Erdoğan, aynı tas aynı hamam.

Göstereceğiz tastamam…

* Atılım Gazetesi’nin 20 Haziran 2014 tarihli, 126. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Haziran 2014, Perşembe 14:54
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler