‘Büyük düşünmek’ mi, ‘büyük laflar’ etmek mi?

‘Büyük düşünmek’ mi, ‘büyük laflar’ etmek mi?

HDK/HDP üzerine, hem “içeri”den hem “dışarı”dan ne çok “büyük laflar” edenler oldu ve etmeye de devam ediyorlar.

“İçeri”den konuşanlara HDP/HDK çok “büyük” geliyor açık ki.

“Boşluğa” düşmüş gibi bir halleri var.

HDK/HDP’nin büyük “uzay”ında yer tutamayacaklarını, “cisim”siz kalacaklarını sanıyorlar, belki.

Kendi küçük uzay parçalarında yaşayıp gitmenin, kendi “sistemleri” etrafında dönüp durmanın, orada “görünür” ve “bilinir” olmanın “huzuru”nu kaybetme ihtimali ve “kaygısı”yla ediliyor bu “büyük laflar.”

Dinleyelim biraz:

Bitti aslında bu iş; HDK “güç birliği” platformu olmaktan, HDP “seçim/sandık” partisi olmaktan çıktı, çıkarıldı.

“Büyük” güçler bizi kendi “uzay”larının içine doğru çekiyorlar, “organik” bir parçaları haline getirmeye çalışıyorlar.

Kendi “güneş”lerinin etrafında dönmeye, “yörünge”lerine girmeye zorluyorlar.

HDK ve hele de HDP, büyük “kara delik” haline gelmeye başladı, “önlem” almazsak kesin “yutulacağız”, kalmayacak koca alemde bir “ağır”lığımız.

Elimizi verdik, neredeyse kolumuzu kaptıracağız; ne “sınıf”la bağımız kalacak bu gidişle, ne “bağımsız” varlığımız.

Yok arkadaş; biz öyle “oldu bittilere” gelemeyiz, “macera”lara dalamayız, “bilinmez” başka uzaylara açılamayız.

Hesabımızı yapar, son tahlilde “kendi işimize” bakarız.

***

“Dışarı”dan konuşanlara gelince…

Onlara da çok “küçük” geliyor HDK/HDP’nin uzayı.

Kulak verelim onlara da:

Bu işin HDK/HDP’yle olmayacağı baştan belli.

Hem diyorsunuz, biz olmak istiyoruz “Türkiye”li, hem içinizde yok hiç ÖDP’li, Halkevli, TKP’li.

Olmaz tabii, öyle kolay değil “cephe”yi kurmak, katılmazsa aranıza bizim gibi Türkiye’nin “has” sosyalistleri ve komünistleri.

Darılmayın ama, alıp alacağınız oy da belli; hepsi hepsi yüzde altı-yedi.

Bir de beğenmez, küçümsersiniz, yüzde yirmilerdeki CHP’yi.

Bizim gibi “geniş” olamazsanız, “derin”lere dalamazsanız tabii ki göremezsiniz, anlayamazsınız CHP’nin içindeki sosyal demokrat cevheri, hatta devrimci potansiyeli.

Nereden bulacaksınız, “açılacağınız” böyle hazır “laik” kitleyi?

Dar sizin uzayınız, dar!

Oysa mutlaka “geniş”lemeli.

Değilse eğer AKP’li; hoş tutmalı arayı, teması hiç kesmemeli, yeri geldiğinde de birleşmeli!…

Yani gerekirse, Ekmeleddin’i bile sineye çekebilmeli.

Dar sizin uzayınız, dar!

Türklerin “hassasiyeti” ortadayken mesela, Kürtoğlu Kürt “Selahattin de Selahattin” deyip durmanın, bu “uçsuz bucaksız” alemde, ne gereği var?

***

Bu “büyük lafların” üstü kazındığında ortaya çıkan ve görünen gerçek, bu değil mi?

“İçeri”de ya da “dışarı”da, bu ortak ruh halinin, ideolojik karamsarlık ve politik kararsızlıkla malul olduğunu, oradan beslendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Haliyle, bu “büyük lafların”, esasen “çözüm gücü” olma bilincinin ilerletici pratik-iradi motivasyonuna bağlanmanın değil, “neyin olamayacağı”nın sabitleştici, statükolaştırıcı kazığına bağlanıp kalmanın dili olduğu da açık değil mi?

***

“Büyük düşünen”ler, böyle “büyük laflar” etmezler; ama yürekten konuşurlar.

Evet, akıl kırk bin hesap yapabilir.

Ama, aklın kılavuzluğunu yapan yüreğin bilgeliği değilse ya da akıl ona sırtını dönerse, o hesapların hepsi sıfırlamaya doğru birbirini götürmeye başlar.

Sonunda geriye, buz gibi soğuk bir “gerçek” kalır: Daha “büyük laflar” edenlerin hesaplarına dahil olmak ya da hepten hesap dışı bırakılmak.

***

HDK/HDP gibi; ne olmak istediğinden ne olduğuna, ne yapmak istediğinden ne yaptığına doğru kendini en açık biçimde aklın eleştirel hesabına da tabi tutan/tutmaya çalışarak ilerleyen bir devrimci demokratik toplumsal ve siyasal hareket karşısında içeriden ve dışarıdan “büyük laflar” etmek, pek “yürekli”ce bir iş sayılmaz.

Sayılmaz çünkü, HDK/HDP’nin son kongrelerinde bu iş, yani “yürekten” konuşmak, en sıcak dilinden, halklara; sömürülenlere ve tüm ezilenlere adanmışlık bilincinden ve iradesinden yapıldı yeniden.

Yüreğin kılavuzluğundaki aklın dili eğer;

Topraklarımızın tarihsel geçmişindeki sömürülenler ve ezilenler adına ortaya konulan tüm mücadele mirasını ve birikimini sahiplenmekse…

Devrimci, ilerici geleneklerine ve şehitlerine bağlılıksa…

Demokrasiyi fiilen halka ait kılma kararlılığıysa…

Özgürlüğü her türlü meşru araçla savunmak ve faşist iktidarlardan koparıp almaksa…

Kadın devrimine sonuna kadar bağlı kalmaksa…

Toplumsal devrim için örgütlü toplumu hazırlamaksa…

Kapitalist uygarlıktan kopma, sömürü ilişkilerini aşma ufkuna sahip olmaksa…

Sosyalizmin değerlerini ve ideallerini yaşatma, egemen kılma kavgasıysa…

Felsefesi, programı, stratejisi, politika anlayışı, örgütlenme yapısıyla da, “Halkçı Demokratik Cephe”de birleşerek “cisim”leşmekse eğer bu dilin güncel karşılığı…

Tüm bunların aklı; Abdullah Öcalan’ın, Ertuğrul Kürkçü’nün, Sabahat Tuncel’in, Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş’ın HDK/HDP kongrelerinin kolektif ruhunu temsil ettikleri dillerinden, Ankara’nın göbeğinden Anadolu ve Mezopotamya topraklarına, Ortadoğu’dan dünyamızın dört bir yanına yayılan sıcaklık olarak, yüreklerimizin ortak ateşinden çıktı.

“Büyük düşünmek” konuştu o kürsülerden, “büyük laflar” etmeden.

***

HDK/HDP, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın emekçi sol güçlerini ve devrimci, demokrat birikimi kapsayabilmek için ilkesel çerçevede ve temel düşünceler düzeyinde, daha ne yapsın!?

HDK/HDP, ne şimdiki halinden ve bileşiminden ibaret gördü kendini, ne “girilmez çıkılmaz” tabelası asılı kapısında.

Gelen gelsin yüreğinin diliyle. Orası, halkların ortak evi.

Gelmeyenler, gelip de “yerini” bulamayanlar, “büyük laflar” etmesinler sadece, şapkalarını önlerine koyup düşünsünler iyice, “Gezi ve Lice bizi nereye çağırıyor?” diye.

* Atılım Gazetesi’nin 27 Haziran 2014 tarihli 127. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 27 Haziran 2014, Cuma 10:46
Kategoriler: Başyazı, Güncel, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler