Yasadaki boşlukları hareket doldurur

Yasadaki boşlukları hareket doldurur

AKP Hükümetinin ‘çözüm’ adına hazırladığı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı” Meclis’e geldi. Tüm eksiklikleriyle yasa, Kürt özgürlük hareketinin basıncıyla buraya kadar geldi, boş kalan yerlerin doldurulması da bundan sonra yürütülecek mücadelenin seyrine bağlı olacak.

HABER MERKEZİ- AKP Hükümeti tarafından hazırlanan “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı” Meclis gündemine geldi. Sürdürülmekte olan “müzakere” sürecinin bu şekilde “yasal” bir statüye kavuşturulması yeni bir takım tartışma ve polemikleri de beraberinde getirdi.

Öncelikle vurgulamak gerekir ki, AKP Hükümeti bu yasayı Kürt özgürlük hareketinin ve demokrasi güçlerinin mücadelesinin basıncıyla gündeme getirmiştir. Aylardır sürdürdüğü oyalama politikaları Kürt iradesiyle boşa çıkarılan AKP Hükümeti, şimdi bu adımı atmak zorunda kalmıştır. Fakat onlar her zamanki gibi “zorunda” kaldıkları adımları atarken, bunu olabildiğince muğlaklaştırma, iğdiş etme ve içeriksizleştirme gayretini sürdürmüştür.

İçinde tek bir “Kürt” sözcüğü dahi geçmese de “Kürt sorununda çözüm” paketi olarak sunulan bu yasa, aynı zamanda AKP’nin konjonktürel bir siyasi atağı olarak değerlendirilebilir. “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı” gibi provokatif bir adı olan bu yasa tasarısının “milliyetçi hassasiyetleri” de dikkate alarak hazırlandığı gözlerden kaçmamaktadır.

6 maddelik tasarının, “Bakanlar Kurulu, terörün sona erdirilmesi için yurtiçinde ve yurtdışında tüm kişi, kurum ve kuruluşlarla temas kurmak üzere kişi ve kurumları görevlendirebilir. Bu görevleri yerine getirenlerin hukuki, idari ve cezai sorumluluğu doğmaz” şeklindeki tek somut maddesi de, hükümetin kendini güvence altına alma çabasının bir ürünü olarak okunabilir.

Gerek adlandırma gerekse içeriklendirme bakımından sorunlu olsa da bu, tasarının bir bütün olarak, çözüm süreci açısından oynayabileceği/oynadığı rolü görmezden gelmeyi gerektirmez. Öncelikle, tam da cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi AKP’yi böyle bir yasa çıkarmaya zorlayan dinamiğin varlığını görmek ve değerlendirmeleri de buna göre yapmak gerekir. Tasarı, bir buçuk yıl önce başlayan sürecin yeni bir evresi, içeriği tam olarak doldurulmasa da ‘yasal statülü’ haline geçişin ilk adımı olarak görülebilir.

ÖCALAN’DAN BOŞLUKLARI DOLDURMA ÖNERİLERİ

Sürecin bu aşamaya gelmesinde önemli yerde duran PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Yasanın çıkmasıyla beraber, demokrasimizi geliştirecek ve kalıcı barışı sağlayacak yasal ve toplumsal çalışmaların bir arada ele alınması nihai olarak da demokratik anayasal çözümün başarılması, Türkiye’nin özgür yaşam ve demokratik geleceği için son derece önemlidir” şeklindeki değerlendirmesi, kimi çevrelerce “iyimser” karşılansa da, sorunun birinci derecede muhatabının sözleri olarak dikkate alınmalıdır.

Öcalan’ın yasayla ilgili olarak iyi niyetini belirtmesi, yasayı yeterli gördüğü anlamı taşımıyor. Keza, toplumsal heyetlerin kurulması, İzleme Kurulu oluşturulması gibi önerileri, yasadaki boşlukları doldurma girişimidir.

‘SÜRECİ SEÇİMLERE KURBAN ETMEYECEĞİZ’

Yasa tasarısına ilişkin olarak KCK cephesinden de eleştirel bir destek geldi.

“Sadece yasanın çıkarılması müzakereye yetmez ve müzakere olacağı anlamına da gelmez” diyen KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, müzakere için Öcalan’ın koşulları ve gözlemci heyete işaret etti. Bayık, şunları kaydetti: “Bu yasa müzakere demek değildir, müzakereye geçileceği anlamına gelmeyebilir. Buna dayanarak devlet ve hükümet müzakere yönünde adım atacak mı, atmayacak mı; bu, yasadan sonra belli olacak. Yasa çıkarıldıktan sonra derhal müzakereye geçmezlerse, bunu da oyalamaya dönüştürürlerse kesinlikle bugüne kadar sürdürdüğümüz tutumu sürdürmeyeceğiz. Kendi yolumuzda adım atmada tereddüt etmeyeceğiz. Müzakerenin yapılması için bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Bu şartlardan biri, üçüncü bir tarafın gözlemci olmasıdır. Diğer bir şart da Önder Apo’nun müzakere yürütebileceği koşullara ulaşmasıdır.”

Yasa tasarısının müzakere zeminine ne kadar cevap olup olmadığını değerlendireceklerini söyleyen Bayık, “Öyle ertelenerek müzakere yapılacağı söylenirse bunu da kabul etmeyiz… Türk devleti ve hükümeti sadece yasal zemini oluşturacak ortamı oluşturma ve zamana yayarak zaman kazanmak isterse ve bununla cumhurbaşkanlığını kazanmayı hedeflerse biz bunu kabul etmeyeceğiz. Biz bu adımları kesinlikle Türk devleti ve hükümeti kendi programlarını yürütsünler diye atmadık. Yine AKP seçimleri kazansın, bu attığımız birçok adımları ve çabaları seçimlere kurban etsin diye atmadık” dedi.

CHP’DEN TOPLUMSAL MUTABAKAT KOMİSYONU ÖNERİSİ

Yeni yasa tasarısı, burjuva düzen partileri arasında da çeşitli tepkilere yol açtı. MHP her zamanki gibi ret ve inkar çizgisinin ırkçı sesi olmayı sürdürürken, CHP’nin son dönemlerde Kürt sorununun çözümüyle ilişkilenme girişimleri, son yasa tasarısıyla bir kez daha gündeme geldi.

Hükümetin Meclis’e getirdiği “çözüm paketi” tartışılırken, CHP de “Kürt sorununun çözümü için Toplumsal Mutabakat Komisyonu’nun kurulmasını” öngören bir yasa önerisini TBMM Başkanlığı’na sundu. CHP’nin önerisine göre, bu komisyonun çalışmalarına yardımcı olacak bir de Ortak Akıl Heyeti oluşturulması öngörülüyor. Buna göre heyet, siyasi partilerle üyelik bağı bulunmayan kişilerden oluşacak.

YENİ BİR AŞAMAYA DOĞRU

Mevcut haliyle “çözüm” adına sunulan yasa AKP dışında kimseyi tatmin etmese de, toptan bir reddediş, sürecin geldiği aşamayı ve esas olarak Kürt özgürlük hareketinin buradaki rolünü görmezden gelmek anlamına gelir. Yasa, -içeriğindeki tüm eksikliklere ve zamanlamasına rağmen- 2013 Newroz’unda Kürt hareketinin iradesiyle başlatılan süreç açısından yeni bir aşamaya işaret ediyor. Sürecin -tüm boşluklarına rağmen- yasal bir statüye kavuşturulması, temel taleplerden bir tanesiydi ve bu örtük düzenlemeyi yeni bir başlangıç olarak ele almak, sürecin daha da ileriye taşınmasına zorlayıcı vesile yapmak olanaklıdır. AKP’nin sürecin bu aşamaya gelmesinde bile ayak dirediği ve Kürt özgürlük hareketinin direnci karşısında daha fazla dayanamadığı düşünülürse, bundan sonra da boşlukların doldurulması aynı yoldan devam edecektir.

AKP Hükümetinin bu çarpık, etrafından dolanan ve “mış gibi” yapan duruşuna karşı, temel demokratik talepleri sonuna kadar yükseltmek, gerçek bir müzakere ve eşit muhataplık ilişkisi geliştirmesini istemek, bu boşlukları doldurma çabalarının bir gereğidir. Özgürlük ve eşitlik mücadelesini yükseltmeye dönük her çaba bu taleplerin gerçekleşmesinin de başlıca yoludur.

* Atılım Gazetesi’nin 4 Temmuz 2014 tarihli 128. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 4 Temmuz 2014, Cuma 12:15
Kategoriler: Güncel, Haberler