Yarını bugünden yaşayan ölülerimiz

Yarını bugünden yaşayan ölülerimiz

MESUT ÇEKİ –

2013 Haziran halk ayaklanmasının kavgacı ruhu sokaklarda ve meydanlarda boy verirken almıştık Medeni’nin haberini. Kürdistan’ın acılı coğrafyasına ve barış umutlarına paslı bir hançer gibi saplanan kalekol inşaatlarından biri de Kayacık Köyü’nde yapılıyordu. Genç yaşlı, çoluk çocuk halkın yaptığı eyleme askerler ağır silahlarla ateş açmış, Medeni sırtından vurulmuştu. Henüz 18 yaşındaydı. Biraz tepki olur sonra unutulur; Kürtler acısını yine kendi başlarına yaşar sandılar. Fakat yanıldılar! Medeni Yıldırım, on binlerin omuzunda Yeniköy Mezarlığı’na getirildiğinde, yalnızca Kürdistan toprağına değil Türkiye halklarının kalbine de gömüldü. Diren Lice şiarı, kardeşlik çığlığına dönüştü.

Medeni’den bir yıl sonra yine direniyordu Lice. Kalekol inşaatları, kirli savaş politikaları protesto ediliyordu. Halk, barışın aydınlık yolunu açmak için karayollarını kapatıyordu. Gece gündüz barikat başlarında bekleyen sivil halka askeri operasyon yapıldı, gerçek silahlarla saldırıldı. Rojava’dan Amed’e, Agıri’den Norşin’e, İmralı’dan Kandil’e Kürt halkının kazanımlarına sahip çıkan, halkların kardeşliği bayrağını yükselten Ramazan Baran ve Hacı Baki Akdemir katledildi. Burjuva medyanın günlerce sürdürdüğü şovenist propagandaya rağmen, dört bir yandan ‘diren Lice’ ve halkların kardeşliği sesleri yükseldi.

Haziran ayaklanmasının dişe diş yaşandığı günlerdi. Ali İsmail Korkmaz da Gezi Parkı’yla dayanışmak için sokağa fırlayanlar arasındaydı. Resmi ve sivil katil sürüsü tarafından karanlık bir sokakta pusuya düşürüldü. Onurlu ve özgür bir gelecek istemesinin diyetini alırcasına saldırdılar. Daha 19 yaşındaydı. Düşlerindeki özgür dünyayı silmek istercesine en çok da kafasına vurdular. Vahşet ve alçaklık gizli kalır, karanlık sokaklar halk düşmanı yüzlerini, suçlarını örter sandılar. Fena halde yanıldılar. Çünkü gerçeğin ve adaletin peşinde olanlar artık çoktular. Hem de parmakla sayılmayacak, parmak sallayarak korkutulmayacak kadar çok… Ve Emel Ana’nın Aliş’i, halkların ezilenlerin Ali’si oldu Haziran günlerinde…

Ali İsmail’den bir yıl sonra, Mersin/Tarsus’ta Lice katliamını protesto etmek için sokağa fırlayanlardan biri de Rıza Bayram’dı. Ömrünün baharında, 20 yaşındaydı. Lice’li hemşerileriyle, hevalleriyle dayanışmak, onların sesine ses, canına can katmak istiyordu. Lice’deki kurşunların halkların bir arada yaşama iradesine ve barışa sıkıldığını biliyordu. Köylerinden, topraklarından kopartılan, sürgüne yollanan herkes gibi Rıza için de, ekmek kadar su kadar hayatiydi onurlu bir barışın gelmesi. Eylemin ardından kendisinden haber alınamadı. Cansız bedeni beş gün sonra Berdan Irmağı’nda bulundu. Ortada yargısız bir infaz vardı ama katiller saklanma gereği duymuyorlardı! Eylemde olduğu gibi cenazenin nehirden çıkartılması sırasında da gaz bombalarıyla acılı insanlara saldırdılar.

Haziran ayaklanmasının en küçük kurbanıydı Berkin. Onur ve adalet isyanının en masum, en direngen damarıydı. Körpe bedenine ve gaz fişeğiyle kafasından vurulmasına rağmen hastanede 269 gün direndi. Sokaklar yangın yeriyken, cinayet emirleri devletin tepesinden gelmişken, bir gencin daha vurulmasının önemi yoktu. Yeter ki isyan bastırılsın, çapulculara hadleri bildirilsindi! Bir kez daha ve kahredici bir şekilde yanıldılar. Onbeşinde bir fidan Berkin Elvan, milyonların evladı, adalet arayışının ve hesap sorma bilincinin bayrağı haline geldi.

Berkin’den tam bir yıl sonra Adana’da, Lice katliamı protestolarında 15 yaşındaki İbrahim Aras kafasından vurularak öldürüldü. Onurlu bir barış istemenin, katliamlara karşı adalet talebini haykırmanın bedeli yine yargısız infaz oldu. Dağa giden çocuklar için sahte gözyaşı dökenler, Güneykuşak Bulvarı’nda İbrahim’in kafatasını parçaladılar! Öyle ki doktorlar, otopsisinde beynin dokularını birleştirmekte zorlandılar. Dağlıoğlu Mahallesi’nin bu yiğit çocuğu, polis saldırısına direnen binlerin omzunda sonsuzluğa uğurlanırken, Türkiye’nin birçok yerinde de dayanışma ve anma eylemleri yapıldı.

Hazirandan Hazirana kaybettiğimiz canlarımızdan bazılarını aynı anda hatırlamak ve düşünmek bize birçok şeyi anlatmaya yetiyor. Yalnızca isimleri değişiyor bazen de şehirleri ve yaşları… Fakat ne için sokağa çıktıkları ve nasıl öldürüldükleri değişmiyor.

Hayır, tarih tekerrür etmiyor! Etmez de… Adalet ve kardeşliğin sağlanması, onurlu barışın geciktirilmesi, politik özgürlüklerin kazanılması ve genişletilmesi geciktikçe, sorumluluk üstlenenlerin yaşı küçülüyor. Çocuklar ve gençler daha yüksek oranda ve daha güçlü bir öfkeyle sokaklara çıkıyorlar. Sokaklarda her gün yeniden ve yeniden yazılan tarihte büyük bir misyon yükleniyorlar. Hayallerinin ve geleceklerinin çalındığını, karartıldığını sezdikleri, anladıkları için yarını bugünden yaşamaya başlıyorlar. Çocuklar ve gençlerdeki bu bilinç ve yürek, tepeden tırnağa silahlı egemenleri korkutuyor. İşte o yüzden en çok çocuklarımıza ve gençlerimize saldırıyorlar. Kalleş namlularını onların en çok kafalarına doğrultuyorlar. Yarını bugünden yaşamaya başlayan kuşakların, saltanatlarının sonunu hazırlayacağını görüyorlar.

Biz de görüyoruz! Görmekle yetinmiyor, genç ve çocuk komutanlarımızın adlarını da, adımlarını da zihnimize kazıyoruz. Genç ölülerimizin son günlerini, ne için sokağa çıktıklarını, dillerinde hangi sloganların olduğunu, ellerindeki taşları cüretle “ölüm makinelerine” nasıl fırlattıklarını bir an olsun unutmuyoruz. Şehitlerimizin son günlerini eylem kılavuzumuz biliyoruz.

* Atılım Gazetesi’nin 11 Temmuz 2014 tarihli 129. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 12 Temmuz 2014, Cumartesi 14:17
Kategoriler: Haberler, Politika