Netanyahu’nun asla kazanamayacağı savaş

Netanyahu’nun asla kazanamayacağı savaş

REMZİ BARUD- 

Filistili yazar Remzi Barud, Filistin’e yönelik siyonist saldırının arka planını ele alıyor. Baroud’a göre saldırıların hedefinde asıl olarak Filistinliler arasında yeniden yeşermekte olan ortak ulusal kimlik var.

18 gündür kayıp olan üç İsrailli yerleşimcinin -Aftali Frenkel (16), Gilad Shaar (16) ve Eyal Yifrach (19)- cenazeleri, 30 Haziran’da Batı Şeria’nın güneyinde El Halil yakınlarında bulunduğunda İsrail yasa bürünmüş ve dünyanın farklı yerlerinden insanlar bu olayın acısını paylaşmıştı. İsraillilerin kaybolmasıyla ilgili detaylar belirsizliğini koruyor.

Bütün bu olay, özellikle de böyle acı bir şekilde sonlanınca, İsraillilerde, yerleşimciler ve toplumun militarizasyonuyla ilgili bazı katı gerçekleri inkar etmelerine yol açan türden bir travma yaratmışa benziyor. Bu üç kişi talihsiz gençler olarak resmedilirken -aslında aralarından birinin 19 yaşında bir asker olmasına rağmen- yorumcular çok ihtiyaç olmasına rağmen bu olayın arka planını yansıtmakta yetersiz kaldı. Çok az kişi, asıl suçlanması gereken olguya dikkat çekti: İnsanlar arasına nefret ve katliam tohumları eken genişlemeci politikalar.

İşin içinde ‘çocuklar’ -Netanyahu’nun bizzat kullandığı ifade- olduğu için eleştirmenler bile bunun siyasi bir hamle malzemesi haline getirilmesini beklemiyordu.

Kayıp yerleşimciler dolayısıyla oluşan sempati, İsrail’in bu olaya verdiği karşılığın (Batı Şeria, Kudüs ve daha sonra tam ölçekli bir savaş şeklinde Gazze’de) ardından hızlı bir şekilde yok oldu. Büyük ölçüde tüm dünyanın zalimce ve orantısız olarak gördüğü İsrail müdahalesi, üç gencin trajik ölümüyle ilgili olmaktan ziyade Netanyahu’nun büyük siyasi hesaplarını yansıtıyordu.

İsrailli Yahudi çeteleri İsrail, Kudüs ve Batı Şeria’da kimileri tarafından ‘pogrom’a benzetilen türden etnik saldırı ve linç için sokağa çıkarken, işgalci ordu da çoğunlukla Hamas üyeleri ve destekçilerinden oluşan yüzlerce kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanacak kitlesel bir tutuklama dalgası başlattı.

Hamas, yerleşimcilerin ölümleriyle bir ilgisi olmadığını açıkladı. Normalde Hamas’ın silahlı kanadının yaptığı eylemleri üstlenmekte tereddüt etmediği düşünülünce bu açıklama makul görünüyor. İsrailli askeri strateji uzmanları bunun tamamen farkındalar.

Hamas’a karşı yürütülen savaşın öldürülen yerleşimcilerle pek az ilgisi var. Bu savaş asıl olarak yerleşimcilerin kaybolmasından önceki siyasi durumla ilgili.

15 Mayıs’ta iki Filistinli genç, Nedim Siam Ebu Nuvara (17) ile Muhammed Mahmud Odeh Salameh (16), Nakba’nın (Büyük Felaket) yıl dönümü dolayısıyla yapılan bir protesto sırasında İsrail askerleri tarafından vurularak öldürüldü. Olayla ilgili video görüntülerinde İsrail kurşunuyla vurulup yere yığılmadan önce Nedim’in bir grup arkadaşıyla birlikte durduğu görülüyor.

Nedim ve Muhammed, Nakba’dan bu yana farklı kuşaktan çok sayıda genç gibi, bu toplu göçü unutturmamak için yürürken soğukkanlı bir şekilde öldürüldü. Bu olay İsrail’de herhangi bir öfkeye yol açmadı. Ama askeri işgal ve zorlu ekonomik koşullar nedeniyle sürekli biriken Filistin öfkesi artık kabına sığmayacak bir raddeye gelmişti.

Filistinli gençlerin ölümü, bir şekilde, Filistin liderliği ve toplumunu yıllardır etkileyen siyasi bölünmeyi dağıtan bir olay oldu. Onların ölümleri, bir fikir, ortak bir vaat ve kavga olarak Filistin’in politika ve hatta ideolojinin sınırlarının ötesine geçtiğini hatırlattı.

Bu ölümler bize hatırlattı ki; Filistin, artık miadı dolmuş olan Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Ramallah’taki yandaşlarının kaprislerinden ve hatta Hamas’ın ‘Arap Baharı’nın yükseliş ve çöküşünün ardından yaptığı bölgesel hesaplardan daha fazlası demek.

İsraillilerin yerleşimcilerin ölümlerine verdiği tepki daha farklı oldu. Cenazelerin bulunmasının ardından yerleşimciler ve sağ görüşlü İsrailliler, Filistinli topluluklara yönelik intikam saldırılarına başladılar. ‘Araplara Ölüm’ sloganı altında birleşen bu çeteler, uzun zamandır kullanılmayan ve el-Fetih ve Hamas’ın ortaya çıkışını önceleyen tek bir Filistin kimliliğinin yeniden doğmasına hizmet etti.

Bu saldırı dalgasının parçası olarak İsrailli yerleşimcilerin diri diri yaktığı 17 yaşındaki Muhammed Ebu Kadir’in ölümünün yarattığı acı ve öfke, belki de paradoksal olarak, uzun zamandır parçalı bir durumda olan ulusal Filistin kimliğinin yeniden uyanışını daha da güçlendirdi.

İsrail’in duvarları ve askeri taktikleri, Filistinlilerin kendi bölünmüşlükleri yüzünden zarar gören bu kimlik, 1987 ve 2000 yıllarında yaşanan birinci ve ikinci intifadayı önceleyen olaylara benzeyen bir süreç sayesinde yeniden ortak bir kimlik haline geldi.

Bununla birlikte, önceki intifadalardan farklı olarak, ortak bir sesin önündeki engeller bu sefer aşılamaz görünüyor. Abbas, İsrail’in güvenlik beklentilerini karşılamak için çok şey yapan ama iş kendi halkının haklarını korumaya gelince neredeyse hiçbir şey yapmayan zayıf bir lider. O, sadece, şu anda İsrail ve ABD’nin elindeki en iyi seçenek olduğu için varlığını koruyan eski bir kalıntı.

Yerleşimcilerin ölümüne İsrail’in verdiği şiddetli yanıtın ardından Abbas, İsrail’in yürüttüğü devasa arama çalışmalarıyla koordine olmak için çaba harcadı. İsrail askerleri Batı Şeria’daki Filistinlilere şiddet uygularken, onun uzak durmayı tercih ettiği zamanlar oldu.

Şurası açık ki, üçüncü bir intifadanın Abbas ve onun yönetim mekanizmasını yerinden etmemesi mümkün değil. Filistin Yönetimi’nin eylem kırıcıları işte bu yüzden Filistinlilerin Batı Şeria’da işgal edilmiş topraklardaki İsrail şiddetine karşı düzenlemek istediği birçok protesto girişimini engelledi. Bu şiddet, sonunda, yüzlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı Gazze’ye yönelik bir savaşa dönüşmüş durumda.

Abbas’ın, geçen Haziran ayında bir birlik hükümeti kurmak için Hamas ile güç birliği yaparak kazandığı ne kredi varsa hızlı bir şekilde yok oldu. Birlik anlaşması dahilinde verdiği sözlere bağlı kalmakta başarısız olması bu kazanımları gölgeledi ve İsrail saldırıları otoritesinin geçerliliğini perdeledi. İsrail şiddeti, Abbas ve hükümetinin İsrail’in siyasi hesapları açısından tamamen ilgisiz olduğunu gösteriyor.

İsrail asıl olarak Batı Şeria’daki Hamas varlığını hedef alan kitlesel tutuklama dalgasını başlattığında, Hamas’ın siyasi kanadı zaten Ramallah’taki birlik hükümetine alternatif arayışına girmişti.

Hamas hedeflerine ulaşamadı. Birlik anlaşmasının birkaç amacı vardı: Mısırlı Abdül Fetih el-Sisi tarafından ağırlaştırılan ambargonun sonucu olan Hamas’ın Gazze’deki siyasi tecridine son vermek, bu bölgedeki ekonomik krizi çözmek ve Hamas’ın eski haline, yani başta olduğu gibi bir direniş hareketine dönüşmesine imkan sağlamak.

Hamas direniş/politika merkezli bir modeli temel alan yeni bir örgütlenme kurmakta başarılı bile olsa, İsrail olası bir Filistin birliğini engellemeye kararlıydı. Bu birliği bozmak Netanyahu için neredeyse bir takıntı haline gelmişti.

Yerleşimcilerin kaybolması, Netanyahu’nun arayışına yeni bir ivme kazandırdı. Hamas’tan ayrılması için Abbas üzerinde hemen bir baskı kampanyası başlattı.

Ama İsrail’in Gazze’ye açtığı savaş sadece bunlarla sınırlı değil. Filistinlileri birleştirecek, Filistin Yönetimi’ni tehdit edecek ve yasadışı yerleşim inşaatlarını yavaşlatacak bir intifadadan korkuyorlar. Netanyahu’nun Gazze’ye açtığı savaş, Filistin’in tümünde ve İsrail’de yaşayan Filistinliler arasında yavaş yavaş gelişen duygu ortaklığını dağıtmak anlamına geliyor.

Bu birlik, Netanyahu için, bölgesel koşulların gerektirdikleri nedeniyle el-Fetih ve Hamas arasında yapılan siyasi bir anlaşmadan çok daha fazla kaygı verici. Filistin anlatısı artık sadece Gazze ve ona uygulanan ambargo hakkında değil, Filistin’in bütünü ve ‘ayrım duvarı’nın hangi tarafında kalırsa kalsın ona ait olan topluluklar hakkında. Hamas’ın hedef alınması, aynı zamanda, yeni gelişmekte olan bu anlatıya meydan okumak için yapılan bir girişim.

Kitlesel bir intifada ile sonuçlanacak gerçek bir Filistin birliği, Netanyahu’nun asla kazanamayacağı türden bir savaş.

*Remzi Barud’un 11 Temmuz’da http://www.middleeasteye.net sitesinde yayınlanan “İsrail ezmeye çalıştığı Filistin’i uyandırıyor” orijinal başlıklı yazısından kısaltılarak çevrilmiştir.

**Çeviren: Emre Altan-ETHA Dünya Servisi

*** Atılım Gazetesi’nin 25 Temmuz 2014 tarihli 131. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 25 Temmuz 2014, Cuma 19:45
Kategoriler: Çeviri, Dünya, Haberler, Makaleler, Politika