Vah vah vah! Ne kadar da masumlar…

Vah vah vah! Ne kadar da masumlar…

FUAT UYGUR –

Rejim adına icraatlarda bulunanlar, gerçek ve de potansiyel olarak suçludurlar. Gerçek olarak suçlular çünkü, faşist rejim adına icra ettikleri bütün faaliyetler, işçi sınıfına, ezilen halklara zulüm olarak yansıdı. Potansiyel olarak da “suçlular” çünkü, rejim açısından kullanım değerleri kalmadıkları her durumda çöpe atıldılar. Dünün “erk” sahipleri, iktidar savaşında bir anda günah keçisi ilan edilip bir gecede gözden düşebiliyorlar. “Devlet adına kurşun atan, kurşun yiyen kahraman”lar, sudan çıkmış balık misali ortada bırakılıveriyorlar.

En son “paralel” polis operasyonuna baktığımızda, rejimin ve kadrolarının içler acısı durumu daha net olarak ortaya çıkıyor. Çok değil, daha 6-7 yıl önce Ergenekon, Balyoz operasyonları düzenlerken “cesur” ilan edilen polis-yargı mensupları, bugün “paralel” devletin elinde “vatan haini” sıfatıyla hapishane yolunda. Ve “yüzyılın” davası ile tasfiye edilenler ise, bugün “mağdur” sıfatıyla toplumun içine yeniden salındılar.

Meseleye “adalet” ve “mağduriyet” ilişkisi açısından baktığımızda Çağlayan Adliyesi koridorlarında şov yapanlar, bugüne kadar yetkilerini ne adalet adına, ne de mağdurların lehine kullanmışlardır. KCK’nin avukat, gazeteci, siyasetçi versiyonlarından ÇHD’li avukatlara, Gaye’den Devrimci Karargah’a, KESK’li emekçi memurlara kadar bir dizi adaletsizliği ve mağduriyetleri yaratanlar bu kadrolardır. Hatta, Ergenekon ve Balyoz’un gerçek içeriğini boşaltarak sulandıran, kontrgerillayı “mağdur” yapanlar da bunlardır. Bu yüzden, iktidar savaşının “potansiyel suçluları”, kim ne derse desin halklar nazarında gerçek birer suçlulardır. AKP-cemaat çatışmasının “mağdurları” olmaları, halklarımız nezdinde suçlu oldukları gerçeğini değiştirmez. Adliye nezaretinde neredeyse canlı yayın yapacak kadar propaganda yapmaları, işledikleri gerçek suçları örtmeye hizmet eder.

Meseleye burjuva hukuku açısından bakarsak, “bağımsız yargı” dedikleri şeyin sadece bir safsata olduğu gerçeği bir kez daha teyit edilmiş oluyor. Şimdi, Çağlayan Adliyesi koridorlarında “hukuk”, “adalet” diye feryat figân bağıranlar da çok iyi biliyor ki, bugün orada bulunmalarının nedeni, Türkiye’de burjuva hukukun bile hiçbir zaman uygulanmamasının bir sonucudur.

Elbette ki meselenin bir hukuki boyutu, daha doğrusu hukuksuzluk boyutu var. Ancak, faşizmin icracı kadrolarının bir gecede konum kaybına uğramalarını yazılı hukukla, hukuksuzlukla açıklayamayız. AKP’nin MİT’i adeta zırhla donatması, operasyonel kadrolarına sonsuz/sınırsız güvence verme çabası, bu alandaki boşluğu doldurma amacının bir sonucu. Peki, garantisi ne? Yok. Askeri, polisi, yargıyı hizaya çeken AKP, kendini güvencelemek için MİT’e sarılıyor. Yarın AKP iktidarı değiştiğinde, alın size bol miktarda “potansiyel suçlu”.

“Adalet”, “hukuk”, “mağduriyet” gibi terminolojilerle topluma sunulmaya çalışılan rol değişimleri, aslında göz ününde tutulmak istenmeyen gerçeğe yaklaştırır bizi. Ortada hiç de durulmayan bir rejim-devlet krizi yapısal olarak devam etmektedir. AKP, istediği kadar devlet kurumlarını ele geçiredursun, eskinin/statükonun elini/kolunu kıradursun, iktidarı paylaşmaktan kaçındığı her durumda “yeni” rakipler/güçler/paraleller çıkıp duracaktır. Filler tepinirken, kabak “potansiyel suçluların” başında patlamaktadır.

Son birkaç yılın pratiğine baktığımızda ordudan polise, yargıdan eğitime rejimin temel sacayaklarındaki sirkülasyon, devlet krizinin büyüyerek derinleştiğini de gösteriyor. Artık tasfiye operasyonları statükonun veya klikler arası çatışmanın bir parçası olması gerekmiyor. Erdoğan’ın güvenmediği bir isim ve onun çevresindekiler de pekâla “potansiyel suçlu” kategorisine girebilir. Peki, rejimin güvencesi ne? Erdoğan’a sonsuz güven ve biat! 17 Aralık’ta tasfiye olan 4 bakan da öyle yapmıştı. İki ucu malum olan değnek misali…

***

Yesinler birbirlerini! Sıkça söylendi bu laf da. Ama unutulmasın, egemenlerin arasındaki her çarpışma, dönüp dolaşıp ezilenlere, özelde de ezilenlerin siyasi temsilcilerine fatura edilmiştir. Polislere moral destek veren, onlarla hatıra fotoğrafı çektiren cemaatçi milletvekili Hakan Şükür, “suçlularla” fotoğraf çektirdiği için kendisini eleştirenlere; Abdullah Öcalan’la fotoğraf çektiren HDP’li vekilleri hedef göstererek yanıt verdi. Denklem bu kadar basit! Onun için, birbirlerinin yemeklerine malzeme olmadan; gerçek bir özgürlük için, adalet için, barış için, kardeşlik için hiç ayrım yapmadan tepelerine binme zamanı. Artık Türkiye’de sadece sınıf mücadelesi değil, demokrasi mücadelesi de bu kadar keskin.

* Atılım Gazetesi’nin 1 Ağustos 2014 tarihli 132. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 1 Ağustos 2014, Cuma 19:02
Kategoriler: Haberler, Politika