Hakikat kapısı: Kobanê sınırı

Hakikat kapısı: Kobanê sınırı

MESUT ÇEKİ – 

IŞİD çetelerinin Kobanê’ye 2 Temmuz günü saldırması tarihin bir ironisi olsa gerek. Başta Şiiler ve Aleviler olmak üzere, Ortadoğu’daki bütün inançlara ve halklara düşman bir cinayet şebekesidir IŞİD. İslamı kendileri gibi yorumlamayan, kendileriyle aynı kirli ittifaklara ve işbirlikçiliğe girmeyen hiç kimsenin yaşam hakkı yoktur onların kitabında. Kendilerinden olmayanların kafasını kesmek, tecavüz fetvaları çıkarmak, tecavüz taburları gibi Ortadoğulu kadınlara saldırmak; sivilleri hedef almak ve kimyasal silah kullanmak gibi hiçbir savaş hukukunu ve ahlakını tanımamak, IŞİD’in ilk akla gelen özellikleridir.

19 Temmuz 2012’deki Rojava devriminden sonra (farklı ad ve örgütlenmelerle) defalarca olduğu gibi bir kez daha saldırıya geçti IŞİD. Bu sefer, Ortadoğu’da son aylarda değişen dengelerin, sırtlarını sıvazlayan emperyalist ve işbirlikçi bölge iktidarlarının artmasının, ellerine geçirdikleri (onlara altın tepside teslim edilen!) silahların öz güveniyle saldırıyorlar. Planları aşikar: Önce en korunaksız gördükleri ve devrimin başladığı yer olan Kobanê, sonra Cizirê ve Afrin kantonları düşürülecek, Rojava devrimi boğulacak!

Bir yanda halkların ve inançların boğazlaşmasının, insani tüm değerlere yabancılaşmasının, işbirlikçiliğin sembolü IŞİD; diğer yanda halkların ve inançların eşit ve kardeşçe yaşamasının, özerk ve demokratik yönetimle ilerici insanlığın birikimlerini büyütmenin, emperyalizme ve bölge gericiliğine yaslanmadan ezilenlerin özgücüne dayalı bağımsız politika yapmanın sembolü Rojava devrimcileri. Savaş siperlerinin bir ucunda bölge halklarının umudu olan Rojava devrimi; diğer ucunda umudu kırmaya ve yok etmeye çalışan karşı devrimci bir güruh. Barikatların bir tarafında vahşetleriyle Franko’yu, Hitler’i aratmayanlar; diğer tarafında can feda mücadeleleriyle Madrid savunmasını, Stalingrad direnişini günümüze taşıyanlar. Ve sınır boylarında dostun düşmanın belli olduğu, tutarlı veya tutarsız her davranışın kayda geçtiği tarihsel bir süreç…

‘ZÜLFİKAR KUŞANMA VAKTİDİR’

İşte tam bugünlerde, 16 Temmuz’da Kobanê’ye bir destek de Alevilerden geldi. Alevi dedelerinin çağrısıyla birçok Alevi derneği federasyonu ve dergâhına bağlı yüzlerce insan, Ziyaret Köyü’ndeki Kobanê nöbetine koştu. Sınırın öte yakasındaki Hama’dan, Halep’ten sırtlarını yasladıkları Yıldız Dağı’na (Sivas) kadar yüzlerce yıldır katliamlara uğramışlardı. Pirlerinin ve on binlerce canın acısını taşıyorlardı yüreklerinde. 73 millete bir nazarla bakmanın, tarih boyunca zalim karşısında mazlum(dan yana) olmanın gönül zenginliği ve alın açıklığıyla açtılar pankartlarını: “Kırklar aşkına biz Aleviler; hak ve hakikat için Kobanê sınırında cem olmaya geldik.” Onurlu ve özgür bir yaşam için zalime boyun eğmemenin, kardeşçe bir arada yaşamak adına omuz omuza mücadele etmenin önemini haykırdılar: “Bugün hak ve hakikat aşkına, yoksulun, mazlumun, masumun dili, kimliği, inancı inkâr edilerek katledilenler için Zülfikar kuşanmanın vaktidir. Cani, kanlı katil IŞİD çetelerinin Rojava’da Kürt halkına, Suriye’de Alevilere karşı yaptığı katliamlar, Yezit’in Kerbela’da yaptıklarının devamıdır. Nerede bir Muaviye varsa orada bir şahı Merdan Ali olacaktır. Nerede Kerbela varsa orada bir İmam Hüseyin ve Masum’u Paklar, Zeynepler, Sakineler, Zeynel Abidinler olacaktır.”

Tarihsel bir manifesto olarak okunabilecek bu çağrının muhatabı, “Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz!” (Hz. Ali) sözüne inanan, ezilenleri kendilerine yoldaş bilen, egemenlerin sofralarına oturmayan, zamane Hızır Paşaların elini eteğini öpmeyen tüm Alevilerdir.

DÜŞKÜNLÜK KAPISI: ANKARA PALAS

Ne yazık ki, her devirde olduğu gibi günümüzde de aslını inkâr eden, analarına ve atalarına ihanet eden, kraldan çok kralcı olan kişiler vardır. Toplumuna yabancılaşmanın en çarpık ve trajik temsilcileridir. Tarih bilgisinden uzaklaşan akılların tutulmasını, toplumsal-kolektif acıya sırt dönen yüreklerin çoraklaşmasını en iyi onlarda gözlemleriz. Egemenlerin koltuk değneği olmaya, inkâr ve asimilasyon politikalarının dolgu malzemesi haline gelmeye dünden razıdırlar. Kendilerini hiçleştirerek kişilik ve itibar kazanacaklarını sanırlar!

21 Temmuz’da, AKP’nin Tayyip Erdoğan adına Ankara Palas’ta düzenlediği iftar davetini, Alevi toplumunun önde gelen bütün dernek ve federasyonları, dedeleri reddettiler. Alevi düşmanı politikaları unutmadıklarını ve Erdoğan’a konu mankeni olmayacakların açık bir dille ifade ettiler. Ortadoğu’da milyonlarca masum insan bombaların hedefi olurken düzenlenen şatafatlı iftara yalnızca Alevi toplumu için bugüne kadar ne yaptıkları belli olmayan, iktidarın desteğiyle kurulmuş birkaç derneğin mensupları icabet ettiler.

AKP’nin IŞİD’i desteklemesini, katledilen Alevi gençlerin katillerinin iktidarca korunup kollanmasını, Alevilik inancına sistematik biçimde hakaret edilmesini, demokratik Alevi hareketinin taleplerinin yıllardır görmezden gelinmesini bir an için bir kenara koyalım. İftardan bir iki gün önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptırdığı 293 sayfalık “Dini Hayatlar Araştırması”nda yalandan bile olsa Alevilere tek bir satır/kelime ayrılmamış olması da iftara katılan “Aleviler”i rahatsız etmedi!

Hızır Paşa bizi berdar etmeden/ Açılın kapılar Şah’a gidelim/ Siyaset günleri gelip çatmadan/ Açılın kapılar Şah’a gidelim.”

Hayat ve siyaset, insanların ve toplumların önüne her dönem kapılar çıkartıyor! Kimi gerçeğe açılıyor; kimi yalana… Kimi toplumsal dayanışmayı ve kardeşliği büyütüyor; kimi çürümenin ve düşmanlığın aynası haline geliyor… Bazı kapılar zalimlerin karanlığına açılıyor; bazı kapılar ise mazlumların acılarının ortak isyanına ve direnişine…

* Atılım Gazetesi’nin 8 Ağustos 2014 tarihli 133. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 8 Ağustos 2014, Cuma 12:33
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Makaleler, Politika