Su yolunu buldu

Su yolunu buldu

Cumhurbaşkanlığı seçiminin açık ara tek galibi, “Yeni Yaşam” talebiyle ezilenlere seslenen, halkların ve demokratik değişimin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş ve Halkların Demokratik Partisi oldu.

Devrimci, sosyalist ve emekçi sol hareketin 40 yıllık deneyimini ve Kürt özgürlük hareketinin 30 yıllık birikimini ortak bir potada toplayan Halkların Demokratik Partisi’nin, özgürlükçü, eşitlikçi, adil, cinsiyet özgürlükçü, ekolojist yeni yaşam çağrısını, sadece Kürdistan’da değil, sadece emekçi mahallelerde değil, Trakya’dan Anadolu’ya, Mezopotamya’ya kadar ulaştırmayı başarmasındadır başlıca kazanımı.

Her kentte ve neredeyse her ilçeden ciddi oy alarak, yaklaşık 1 milyon 250 bin oy artıran HDP, Selahattin Demirtaş şahsında Türkiye ve Kürdistan halkçı-demokratik siyasetinde yeni form ve biçimiyle varlığını ortaya koymuş, 30 Mart seçimlerinde attığı tohumu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde filizlendirip kök salmaya başlamıştır. Batı’da da siyasi varoluş hakkını söküp koparmış olan HDP için gerçek anlamıyla bu bir başlangıç olmuştur.

***

HDK/HDP, kurulma aşamasından başlayarak, sağından-solundan, ortasından-üstünden, içinden-dışından birçok eleştiriyi, yer yer karamsarlığı, bazen güvensizliği tetikleyen salvolarla karşılaştı. Ancak birleşik ortak mücadelenin ezilen tüm kesimler bakımından elzem hali, Haziran Ayaklanması’nın ortaya çıkardığı sonuçlar, farklılıklara rağmen bir arada mücadele etmede kararlı ve ısrarlı duruş, bu salvoları püskürtmeyi başardı. Bu başarıda asıl etkenin, fikrine ve gücüne güvende yattığını görmek gerek.

HDK/HDP fikrinin ayırt edici yanından, yeni bir mücadele ve yeni yaşam alternatifi olan ilkelerinden taviz verilmesi istendi. Ancak birleşik devrimin gücünü oluşturan dinamikler, bu basınca karşı sıkı bir tutum ortaya koydu. İzlenmesi gereken hattı, kırmadan, ikna ederek, göstererek çizdi. Burjuva düzenin faşist tekçi siyasetine karşı, ezilenlerin tüm renklerini bayrak edindi. ‘Başaramazsınız’ diyenlere inat, politikada önce fikrine ve pratiğine güvenme, iddialı olma ve bu iddiayı hayata geçirmek için en üst düzeyde emek seferberliğini örme kararlılığıyla hareket etti. HDK/HDP’nin beş ay gibi kısa bir süre içinde oylarını iki katına taşımasının arkasında bu iddia ve cüret yattı.

***

AKP ve Erdoğan’ın otoritesini ve iktidarını alt edebilecek tek gücün yine aynı tekçi, milliyetçi, ırkçı, erkek egemen bir başka adayla temsiliyetini bulan CHP-MHP çatısıyla oluşturulabileceğine inananlar büyük bir hezimetle sandıktan çıktı. Halklarımızın, emekçilerin ve ezilenlerin doğru bir politik mücadele hattıyla oluşturabileceği yıkıcı devrimci gücü hesaba katmayanlar, değişimi rejimin başka klikleriyle gerçekleştirebileceğini düşünenler, umut ve yeniyi yaratma iradesi bulamayanlar bir başka kaybeden oldu.

Emekçi sol hareket içinde önemli bir kesimin umutsuzluk, kibir ve sosyal şovenizmin etkisi altında politikasızlığa savrulmasına bir kez daha tanık olduk. Önyargılardan ve kuşkulardan uzak, fikirler ve pratikler üzerinde ortak bir mücadele yerine, boykot taktiği adı altında yine politikasızlığın teorisinin yapıldığını gördük.

Kürt özgürlük hareketiyle emekçi sol, sosyalist hareketin buluşmasını, Kürt ulusuyla, ezilen diğer ulusal toplulukların, ezilen inançların, ezilen cinslerin ve kimliklerin buluşmasını kendi varlığına tehdit olarak algılayan, bu uğurda halklarımızı karşı karşıya getirmekte beis görmeyen sol söylemli saldırganlığı yaşadık.

Tüm bu tablo içerisinde, yeni yaşam çağrısına kulak kabartan milyonların umuda yolculuk için onay verdiğine de tanık olduk. Haziran Ayaklanması’nda sokağa çıkmayan üç ilden biri olan Bayburt da dâhil olmak üzere tüm illerden ciddi oy almayı başaran HDP’nin, Eş Genel Başkan Figen Yüksekdağ’ın dediği gibi, iğneyle kuyu kazarcasına sarf edilen emekle vücut bulduğu açıktır.

***

Seçime giren ve girmeyen tüm partiler ve siyasi oluşumlar içinde “ne olacak bizim halimiz” sorusunu sormayacak tek parti HDP’dir.

Sürdürdüğü “tekçi” siyaset gibi yönetimini de “tek” kişiye endeksleyen AKP, kendi genel başkanını cumhurbaşkanı yaparken, yeni bir krizin kapısını da aralamış bulunuyor. CHP ve MHP’nin çatısı her iki partinin ortasına büyük bir gürültüyle çökmüş, istifa ve kurultay sesleri yükseliyor.

Erdoğan, hayalini kurduğu başkanlık sistemini kendi istediği biçimde hayata geçirebilmek için yeni bir anayasaya ihtiyaç duyuyor, fakat bu anayasa için gerekli milletvekili sayısına sahip değil. Erdoğan ve AKP’nin bir yandan müzakere sürecindeki ulusal-demokratik haklar konusunda devam ettirdiği ayak sürüme tutumu, bir yandan da Ortadoğu’da sürdürdüğü kamikaze uçuşları, ezilenleri ve bölge halklarını tedirgin ediyor. Ortadoğu’daki gerici planlar Rojava’da, Şengal’de, Maxmur’da Kürt özgürlük hareketi güçlerince tarumar edilirken, Erdoğan ve onun akıl hocası Davutoğlu, halkların kanı üzerinde sömürgeci-faşist iktidarlarını güvencelemek istiyor. Irkçı, ayrımcı söylemler toplumu daha da geriyor, yeni patlama öğelerini biriktiriyor.

Erdoğan, yüzde 73 katılımın olduğu seçimlerde aldığı yüzde 51,7’lik oyla, her ne kadar cumhurbaşkanı olmuş olsa da, hayli yıpranarak çıktı süreçten. Nitekim gelenekselleştirdiği balkon konuşmasında, kutuplaştırıcı otoriter siyasetini sürdüreceğinin sinyalini verdi. Sürpriz miydi, elbette ki değil. 2023 hayaline giden yolu bu şekilde döşemeye kararlı. O kararlı, ancak siyaset sahnesinde tek unsur olmadığını da son iki yıllık dönemde çok net gördü.

Erdoğan ve AKP siyasetini o gerici düz çizgisinden şaşırtacak başka siyasi unsurlar var. Nasıl ki, Gezi direnişi ve Haziran Ayaklanması kendiliğinden patlak vermiş ve Erdoğan ile AKP’nin kimyasını bozmuşsa veya Suriye’deki iç savaş sürecinde Esad diktatörlüğüne karşı Rojava devrimi gerçeği filiz vermiş ve kök salmışsa, önümüzdeki dönemde de AKP ve Erdoğan’a karşı yeni ayaklamaların ve kitlesel karşı koyuşların patlak vereceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

***

Bu siyasi karmaşa ve istikrarsızlık unsurları arasında, halkçı-demokratik sorumluluk artık Halkların Demokratik Partisi üzerindedir. HDP adayı Selahattin Demirtaş’a verilen her oy bir tutumdur, irade beyanıdır. Halkların ve ezilenlerin iradesinin bütün sorumluluğunu üstlenen HDP, devrimci hareketten ve Kürt özgürlük hareketinden aldığı mayayla birlikte, ezilenlerin demokratik değişim arzusunu ve isteğini şimdiye kadar sürdüregeldiği hatta ısrar ve kararlılıkla taşımalıdır. Sadece bu da yetmez; şimdiye kadar HDK/HDP’ye mesafe koyan tüm toplumsal hareketleri ve demokratik güçleri de kapsayacak, birlikte yol yürümenin koşullarını oluşturacak yeni politikaları da üretmeyi önüne görev olarak almalıdır.

Seçimler, siyasal mücadelenin sadece bir anıdır. Seçim süreçlerinin ötesinde siyasetin tüm alanlarını kullanmaya odaklanmalı, bunun için henüz doğrudan temas etmediği milyonlara dokunabilecek tüm araçlara kafa yormalı ve gereken mekanizmalara somutluk kazandırmalıdır. HDK/HDP, içinde yer alanların dar kesimsel çıkarlarından çok daha önemli olarak, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, ulusal kimliklerin ve inançların, bütün ezilenlerin ortak kulvardan devrimci-demokratik mücadeleye katılabilecekleri yol ve yöntemlere yaşam vermelidir.

***

Biz biliyoruz ki; özgürlük, eşitlik ve adaletin sağlanabilmesi ancak ve yalnızca mevcut kapitalist erkek egemen sömürücü sistemin altüst oluşuyla mümkündür. Her zamankinden daha fazla birbirimize ihtiyacımız var. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! İşte Gezi… İşte Filistin… İşte Rojava… İşte Şengal, Maxmur… Sözün, hayatın yeşiliyle sınandığı yer… Su yolunu bulmuştur. Gürül gürül akmaya herkes hazır olsun.

* Atılım Gazetesi’nin 15 Ağustos 2014 tarihli 134. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Ağustos 2014, Cuma 12:10
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler