Faşizm bizi yargılarsa korku değil onur duyarız!

Faşizm bizi yargılarsa korku değil onur duyarız!

NURİ İŞBİLİR-

Bu yazı Berkin Elvan’ı yitirdiğimiz dönemde Didim’de gerçekleşen ve üç gün süren çadır direnişi esnasında şafak baskınıyla gözaltına alınıp direnişe katıldıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan direnişçilerin cevabıdır.

Taksim Gezi direnişi ve onun öncülüğünde gelişen halk isyanı tüm farklılıklara rağmen yeni bir dünyanın mümkün olduğu gerçeğini bir kez daha gösterdi. Egemenler ise sömürü, zulüm ve zorbalık düzenlerinin bekası için kendi yaptıkları burjuva hukukunu dahi hiçe sayarak yargılama, tutuklama ve gözaltı terörüyle baskılamaya çalıştılar bir araya gelen emekçi milyonları.

Öncelikle bir bütün olarak ayaklanmayı ve emekçi sol hareketi yargılamayı düşündü egemenlerin hukuk düzeni. Gezi ve hemen ertesi, ardı arkası kesilmeyen tutuklamalarla bastırmaya çalıştılar artık baş olmak isteyen ayakları. Dış mihraklar arandı uzunca bir zaman. Gayretle çalıştılar, kol kola medyası, polisi ve bilumum gerici faşist düzen savunucuları. Karalama kampanyalarına giriştiler. Her an canlı yayına hazır emre amade tv kanalları duymadılar, görmediler milyonların özgürlük haykırışını. Üstelik kültürel erozyona uğratılmış yoksullara da belgesel yayınıyla yardımcı olmaya çalıştılar. Bu da yetmedi, çapulcu olmaya karar verdiler su yüzüne çıkınca aralarındaki çatışma.

Ve sonra sömürünün, zulmün, zorbalığın olmadığı bir dünyanın özlemiyle sokakları zapt edenler birer birer katledilmeye başlandı. Hiç beklemediği anda son sürat kitlenin arasına giren polis otosunun altında katledildi Mehmet yoldaş. Karanlık bir sokakta ellerinde sopalarla karabasan gibi üşüştüler Ali İsmail yoldaşın üstüne. Ethem yoldaşı vururken devletin beylik tabancasıyla, ne kadar korktuğu belliydi yüzünden şah’ken şahbaz olanın. Medeni’yi katlederken de, Hasan Ferit’i katlederken de aynı silahı kullandılar can almak için.. Ya diğerleri, diğer yoldaşlar! Hepsinin kafasını hedef alarak sıkmadılar mı gaz fişeklerini. Ahmet’e, Abdullah’a ve son olarak da canımız ciğerimiz gencecik fidanımız Berkin’e.

11 Mart’ı gösteriyordu tarihler. ”Mart ayı dert ayı” der, coğrafyamızın yoksulları, emekçileri. Başlangıçta kış bitti sanırsınız. Fakat bir zemheridir hatırlatır kendisini. Yine öyle soğuk, isyan ve direniş yüklü bir güne uyandık. ”Zulmün olduğu yerde isyan meşrudur” hükmünü peşinen kabullenip koyulduk vicdanları örgütlemeye. Berkin umut olacaktır artık, kor olup düştüğü milyonların yüreğinde.

Sanırım bu nedenleydi polis sorgularında sürekli emri nereden aldığımızın sorulması. Tabi ki Berkin’den alıyoruz emri. Mehmet’ten, Ethem’den, Ahmet’ten, Abdullah’tan, Ali İsmail’den, Medeni’den, Hasan Ferit’ten ve özgürlük için bedel ödeyenlerden alıyoruz emri.

Ya siz kimden alıyorsunuz emri? Yargılamak, ceza vermek, tutuklamak için. İddianameleri hazırlayanlar nereden alıyor?

Yineliyoruz hiç yorulmadan. Biz devrimci sosyalistler, zorbalık düzeninize boyun eğmektense isyanda olup Berkinleşeceğiz.

İsyan, devrim, özgürlük!

* Atılım Gazetesi’nin 22 Ağustos 2014 tarihli 135. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 22 Ağustos 2014, Cuma 11:05
Kategoriler: Haberler, Politika