Kötümser stratejilerin açmazı

Kötümser stratejilerin açmazı

Müstakbel devlet başkanı, rüyasına yattığı yüzde ellinin üzerindeki oya ve birinci turda seçilmesine rağmen rahat değil. Miras kavgası, iç ihtilaflar su yüzüne vurmaya başladı. Dava arkadaşlığı masalı burjuva siyasetin hakikatine yenildi. Bütün kurtlar kırmızı başlıklı kız masalında birer büyükanne kılığında. Öpüp sarılmalar, ağlamalar ve methiyeler koca kulakları, koca ağızları, koca dişleri gizleme telaşından.

Yeni ‘devlet başkanı’, denetimindeki vekillere, il başkanlarına ve dahi tüm parti teşkilatına “Sizi orada da izleyeceğim” diyerek, Çankaya’da oturmaya niyetli olmadığını, tüm teşkilatın kaderinde birinci derecede belirleyici olacağını açıkça söylüyor ve aba altından sopa gösteriyor. Cemaate karşı girişilen ölümüne savaş nedeniyle ‘devlet başkanı’nın bir tür askeri disiplini şart koşması kuvvetle muhtemel.

Kendi seçmen kitlesi bakımından ölü yatırım olan CHP, her zamanki gibi miksere atılmış halde. Oradan doğru bir hareket planı çıkmayacağı, nüfusun kahir ekseriyetinin otuz yaş altında olmasına rağmen güdülen Ekmeleddin Amca taktiğiyle bir kez daha ve kesin biçimde anlaşılmıştır. Şimdilerde meleklerin cinsiyeti, atların kaç dişi olduğu gibi mühim konularla meşguller.

Seçimin galibi HDP, milyonlarca seçmenin ilgi odağında. Herkes bu dinamiği konuşuyor. Devrimci-demokratik değişim programının ulaşılabilir tek adresi HDP, kendi kulvarında hakiki bir siyasal alternatife dönüşüyor. “Rızk risktedir” vecizi uyarınca türlü politik riskleri göze almaya müsait bir toplumsal-siyasal atmosferdeyiz.

Bazı sol çevreler, seçimlerde kendilerini yine ‘anti-AKPcilik’e mahkum ettiler. Varı yoğu içeriksiz karşıtlık olan küçük-burjuva siyaset tarzının alıcısının çıkmayacağını baştan söyledik. Kendilerini AKP düşmanlığına kilitleyip, sonrasında CHP’den umulmadık bir çalım yiyerek ‘Mecburettin Bey’ alternatifine zorlananların seçim sonrası değerlendirmeleri büyük bir umutsuzluk ve kategorik bir karalar bağlama performansıyla yüklü. O kadar ki, seçimlerin bu tarihe özel olarak denk getirildiğini söyleyen bile çıktı. “Ah o sıcaklar, ah o tatilciler; AKP tatilcilerle sıcaklara dua etsin” diyorlar. Cahil cühela halkı aydınlattıkları havasındalar adeta.

Bu kesimler, HDP dinamiğini görmemekte ısrarcılar. Âma numarası yapanlara kimse bir şey ‘gösteremez’. HDP’ye “düzen içi proje” diyeni de var, “AKP ile Kürtlerin ortak projesi” demeye getireni de. Yasal parti bürolarında değil de kendilerini hakikaten dağlarda sananların HDP’yi reformist bulması ise pek eğlenceli; yazdıkları hiç değilse konvansiyonel solun mizahtan anlamadığı ithamlarını çürütüyor.

Mursileşmeyi göze alan yeni ‘devlet başkanı’nın, burjuva muhalefetin CHP-MHP zayıf denklemine yaslanarak otoriter despotluğu her alana taşımak istemesi mukadderat. Mobilize etmeden kitlesini koruyamayacağını bildiği için şimdi de anayasayı değiştirecek sayıda vekil çıkarma talimatı verdi.

Sadece bu hedef bile iktidarın yerleşik gerici yargılara oynamayı sürdürüleceğini, mezhepçiliğe devam edeceğini, faşist milliyetçiliğin kimi reflekslerini en diri biçimde göstereceğini ortaya koyuyor. Şimdiden yeni bir seçim atmosferine girilmiştir. “Çözüm” gibi konularda ortada top çevirmekten öte dişe dokunur bir hamle yapmayacakları, hele de Lice’de TSK’nın katliamcı saldırısından sonra, netlikle söylenebilir. AKP’nin gütmekte olduğu sömürgeci-faşist yapıya en küçük demokratik adımlar dahi büyük bir halk ve mücadele basıncıyla attırılabilir.

Burjuva iktidar tahkimat yapıyor, burjuva düzen içi muhalefet çıkışsız, emekçi sol bileşenlerin birçoğunun faaliyeti ise belli rutinlere sıkışmış halde ve örgütsüzlük had safhada. Dört başı mamur bir halkçı-demokratik cephe niteliğini kazanması için emek sarf edilmesi gereken HDK/HDP, devrimci-demokratik dönüşüm odağı olarak çok daha fazla öne çıkabilecek tek alternatif. Geniş bileşenli böyle bir demokratik cephe, son seçimler vesilesiyle yenilgi ruh halinden sıyrılmaya başlayan milyonların teveccüh edeceği asıl adrese dönüşecektir.

AKP, konjonktür etkisini dolaysız biçimde hisseden ve ona göre pozisyon alan bir parti. Pragmatik, evet ama, onun Ortadoğu’da yaslandığı Sünni blok da IŞİD, Nusra, İhvan-ı Müslimin gibi dinamiklerin dolaysız etki sahasında. IŞİD’in şu veya bu düzeyde sempatizan kazandığı, çalışma yürüttüğü bir Türkiye’de, konjonktürün de etkisiyle daha bir muhafazakarlaşmak AKP’nin kaçınılmaz istikametidir. 2001’de burjuva değişim rüzgarını yakalayan AKP teknesinin bugün ters istikametteki rüzgarların etkisiyle kayalıklara çarpma ihtimali kuvvetli.

Son zamanlarda kendilerini birer emir gibi gören ve insanların hayatlarına burunlarını sokarak onlara nasıl yaşamaları gerektiğini despotça buyuran iktidar yetkililerinin gayretkeşlikleri kendiliğinden halk isyanlarını kışkırtabilecek karakterde. Politik özgürlük bağlamındaki sorunlar, Kürt ulusal demokratik hakları ve barış konusu, demokratik bir laikliğin inşasından farklı olanı başka kimliklere indirgemeden (“ne de olsa insan” veya “nihayet bir emekçi” gibi) tanımaya ve tarihsel meselelerle yüzleşmeye (Ermeni soykırımı, 1934 ‘Trakya Olayları’, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, Şeyh Said’den bugüne Kürt isyanları sırasında işlenen savaş suçları, işkence, kayıplar vb.) değin bir dolu başlık önümüzdeki dönemin devrimci-demokratik değişim programının uğraş alanlarını meydana getirirken, iktidarın despotik tavırları HDK/HDP cephesini milyonlarca yeni taraftarla daha buluşturabilecek nitelikte.

Bu ahval ve şerait içinde iyimser bir devrimci iradeyle meseleleri biriktirmeden şimdi ve hemen çözmeye çalışmak gerekirken, hususen seçimlerin ardından orta sınıf konformizmiyle sağa sola çemkiren, klavye kabadayılığına soyunan, Erdoğan’ı aşağılamaya çalışan, bunu yaparken düpedüz halkı alaya alan şekilsiz, kötümser ve sinik öbeklerin zuhur etmesi yadırgatıcı. Söz konusu sinik tutum, mesela bir süredir Birgün’ün manşetlerinde yankısını buluyor. Kendilerini yenilmiş, aşağılanmış sayıyorlar, halka saydırıyorlar ve Erdoğan’a “Adam olamazsın dedik”i çağrıştıran manşetlerle yüklenmeyi siyaset yapmak sanıyorlar.

Hiç değilse son yıllar bu tür tepkisel reflekslerle yol alınamayacağını, iş görülemeyeceğini günbegün gösterdi. Hakaretse, alaysa, küçük görmeyse mesele, bunlar mevcut düzenin davranış kodlarında gani gani var. Onlarla yarışmak imkansız. Karşı çıkılan kuvvetin paslı silahlarına sarılmak iktidara değil muhaliflere zarar verir. İçeriksiz, zır karşıtlık için kafa yormaya gerek yok. Güdüler, refleksler belki pratik iş kotarmaya yeter. Politikadaysa yetmediğini, geçenlerde ikiye bölünen TKP örneğinde açıkça gördük. Muhasebesi yapılmadıkça her uygulayıcısını CHP eklentisi haline getirecek bu politikanın dar pragmatik karşılığı bile yok; CHP’ye oy vermek varken kim neden CHP taklidi olanlara teveccüh göstersin!

Devrimci-demokratik mücadele cephesinde yaşananlar, HDP’yi hızla öne çıkarırken iktidarın iç ihtilaflarının giderek daha berrak biçimde görüleceğini gösteriyor. Egemen faşist iktidar blokunun gündem tayin etme tuzaklarına aldırmadan cepheyi sağlamlaştırarak büyütmek, rehavete kapılmak şöyle dursun, iğne ucu kadar olanakları dahi değerlendirmek, mümkün olan her alanda halkçı-demokratik cephenin ortak araçlarını inşa ederek yarını bugünden kurmaya girişmek HDP’ye büyük güç katacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 22 Ağustos 2014 tarihli 135. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 22 Ağustos 2014, Cuma 10:31
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler