Voltadan Roboskî’ye

Voltadan Roboskî’ye

MESUT ÇEKİ –

“Yarayı okuyamayan yazıyı ne anlar” diyor şair. Haklı! Dokunabildiğimiz ve okuyabildiğimiz yaralar kadar bağ kurabiliyoruz hayatla. “İnsan insanın kurdudur” diyen, insana güvensizliği ve bencilliği kutsayan “ata”sözleriyle örülü burjuva yabancılaşma çemberine karşı bu şekilde direnebiliyoruz. O yaraları AN’la değil, ZAMAN’la ölçtüğümüz oranda “kendi” yaralarımıza bağlayabiliyoruz.

“Ateş yalnızca düştüğü yeri yakar” diyenlere; birkaç gün yazılır-çizilir, sonra da unutulur sananlara inat ediyoruz! Damarlarımızdaki kanda hissediyoruz Robosî’den yükselen ağıtları. Onun için Cudi Dağı’nı şahit tutarak diyoruz ki; “Roboskî’yi unutursak kalbimiz kurusun!”

Bazı yaralar vardır bir kere okumak yetmez. Dönüp dönüp okumak, dokunmak gerekir. O yaraları en açık yaramıza bağlamak gerekir. 100. yıl dönümü yaklaşan Ermeni soykırımı gibi… Dersim katliamı gibi… 6-7 Eylül barbarlığı gibi… Denizler, İbolar, Mahirler, Mazlumlar gibi… Sivas katliamı gibi… Ceylan’dan Berkin’e genç ölümler gibi… Roboskî katliamı gibi… Roboskî gibi…

“Tam da günlerin giderek karanlığa teslim olduğunu düşünürken gelen misafirlerden köyde bir müze inşa edileceğini duydum. Öyle mutlu oldum ki. İşte o an içimde Roboskî insanına yepyeni bir kapı açılıyor dedim. Bu müzenin yapılmasıyla Roboskî katliamı hem ülkenin dört bir yanında, hatta dünyada unutulmayacak, hem de Roboskî’de devam eden yaşamın temel taşlarından biri olacak. Katliamda sadece 34 can değil, 34 aile, kaç köy öldü? Hayatlarını acı, hüzün, gözyaşıyla süsleyen, üzerini kara giysileriyle örten, acıdan parçalanan yüreklerin parçalarını bir türlü bir araya getiremeyenler bu müze ile ‘adalet’ arayışını daha somut kılacaklar.”

Roboskî’de katledilen canlardan Nadir’in kardeşi Selma Alma’nın sözlerini okuyan herkes gibi biz de hem duygulandık, hem de heyecanlandık. Sosyalist gençlerin Roboskî’yi ziyaretiyle başlayan; mimar, mühendis, insan hakları savunucusu, yazar, aydın, akademisyen ve sanatçıların katılımıyla genişleyen, Roboskîli ailelerin desteğini alan Roboskî müzesi girişinini yakından takip etmeye başladık. Dört duvar arasında olsak da “Biz ne yapabiliriz?” fikri aklımızı kurcaladı durdu. O kara(nlık) günü unutmamaya ve unutturmamaya yeminli insanların emeğine bizim de alınterimiz eklensin istiyorduk. Koşullarımız ve imkânlarımız sınırlı olsa da dayanışma arzumuz sınırsızdı, yüreklerimizdeki acı gibi…

Sokaklar da, voltalar da bize öğretmişti ki, “Her istek kendine bir yol bulur”du. F tipi şartlarından dolayı bir kez olsun yüz yüze gelemeden, karşılıklı konuşamadan, hücrelerin ve tel örgülerin sınırlarını aşarak, PKK, MKP ve MLKP davalarından tutsaklar olarak imece usulü bir üretime giriştik. Kimimiz boncuk tezgâhlarının başına geçtik, kimimiz fırçaları alıp tuvallerin karşısına… Voltalarda elinde tığla çalışan da oldu, atölyede suntaları kesip zımparalayıp aynalık yapanlar da. Bir ayın sonunda çıkınımızda toparladığımız 334 parça ürünü, el emeğimiz göz nurumuzu sırtlandık. Müze inşasına finansman sağlamak için birçok etkinlik yapan, stantlar açan Roboskî Müzesi Derneği’ne “gittik”!

Gönül isterdi ki, inşaat zamanında da onlarla omuz omuza olalım; öfkemizi, kardeşlik, adalet ve özgürlük umudumuzu birlikte kuralım; 34 canımızın toprağına yüz sürelim, acılı ama baş eğmez analarımızın ellerinden öpelim!

Varsın biz tutsakların bu hayali de “gelecek zaman”a ertelensin. İçimizdeki ukdeleri dışarıdaki kardeşlerimizin, dostlarımızın ve yoldaşlarımızın gerçekleştireceğine inancımız tam!

Yarayı da, yazıyı da, hayatı da, kavgayı da okuyabilenlere dört duvar arasından selam ve saygılar.

Yolunuz açık, dayanışmanız güçlü ve düşleriniz sınırsız olsun!

* Atılım Gazetesi’nin 22 Ağustos 2014 tarihli 135. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 22 Ağustos 2014, Cuma 11:41
Kategoriler: Haberler, Politika