Pozisyon üretmek

Pozisyon üretmek

SAMİ ÖZBİL –

Özgürlük hareketi ile rejim arasındaki politik uzlaşma süreci, devletin tüm çabasına rağmen, hareketin elinin giderek daha fazla güçlendiği koşullar altında içerik ve nitelik değiştirmeden yürüyor. Devlet IŞİD’çi pozisyona sürüklenirken, özgürlük hareketi IŞİD’i durdurabilen tek kuvvet sıfatıyla uluslararası kamuoyunda yaygın bir sempati topluyor.

Bu, olumlu bir faktör. Psikolojik üstünlüğü de sağlıyor. Diğer yandan Kürdistan’ın diğer üç parçası da tehdit altında. Rojava ve Güney’deki yıkıcı tehdidin kapsamı malum. Kürdistan gençleri, kadınları devrim seferberliğinde. On binler halinde ülke ve özgürlük kavgasındalar. Sınırlı teknik, altyapı ve kadro deneyimi tablonun diğer tarafını oluşturuyor.

Bu koşullar altında yeni örgütsel ve siyasal pozisyon(lar) üretmek kaçınılmaz.

Özgürlük hareketi, Türkiye siyasal rejimin silah bırakma gibi dayatmalarına kati biçimde direndi. Yeni şartlar altında rejimin bu dayatmadan vazgeçmek zorunda kalması mecburi. Ya Rojava, Şengal hattından esen rüzgarla Türkiye altüst olacak, ya silah bırakma dayatması son bulacak biçimindeki iki keskin seçenekten ikincisini seçmiş görünüyor.

‘Silah bırakma’ böyle bir Ortadoğu’da gülünç bir siyasal fanteziden öte gidemez. Her kesim dişinden tırnağına dek silahlanırken Kürtlere böyle bir emrivakide bulunulamaz.

Anlaşıldığı kadarıyla, özgürlük hareketi belli bir süre boyunca Kuzey sahasındaki gerilla kuvvetini Kürdistan’ın diğer iki parçasına kaydırarak özgür vatan savunmasını önceliyor. “Vatan”, millici bir temayı değil o topraklarda yaşayanların ortak direnişini simgeliyor bu bahiste. Dikkatle bakan herkes, özgürlük hareketinin millici-ulus devletçi bir dilden hususen kaçırdığını fark eder. Son derece önemli bir ayrıntıdır.

Özgürlük hareketinin atılım ve manevraları ile genelde Ortadoğu’da özelde Kürdistan bütünündeki mücadelelerle ilişkilenişte sol-sosyalist hareketin de yeni pozisyon üretmesini gerektiriyor. Artık kendisini tek ülke sınırları içine hapseden teorik, politik, pratik hattını bu sabit eksende kuran perspektifin pozisyon üretme imkanı günden güne zayıflıyor, tükeniyor. Türkiye emekçi solunun yapısal zaaflarını besleyen dinamiklerden biri de, yeni pozisyonlar üretmekten sakınmakta saklıdır.

Bugün kendini hiç değilse Kürdistan devrimlerine karşı mesul hissetmeyen devrimciliğin mevcut pozisyonunu değiştirmeye çalışmayacağı da ortada. Rojava’ya, Şengal’e bigane kalındı, oraları dışımızda-uzakta görmekle ilgilidir. Oysa Rojava devrimi de bir iç devrimdir, bizimdir, bizim devrimimiz de Rojava devrimine içkindir. Civar coğrafyadaki her devrim ve her devrimin kaderi diğeriyle-diğerleriyle iç içe geçmiştir.

Burada üretilecek yeni pozisyon, fiilen o devrimlere katılmak üstelik kendini yardımcı kuvvet değil asli unsur saymak biçimindedir. Sınırlar büyük oranda anlamsızlaşmıştır. Türkiye siyasi coğrafyasını da içine alan bir devrim iklimindeyiz. İstanbul ile Ankara ne ise siyasal çalışma yürüten bir devrim partisi için İstanbul’la Efrin, İzmir’le Hevler, Amed’le Şengal aynıdır. Dolayısıyla, o satıhtaki her politik askeri düzenleme devrim partisinin bir ülke içindeki düzenlemelerinden farklı değil.

Çoklarının ufkunun karardığı, devrimi bilinmez bir geleceğin işi saydığı bir dönemde Marksist devrimci iyimserlik bugün büyük bir cüret sayılan en doğal tutumla Kandil, Rojava ve Şengal’de (elbette yarın bir başka devrim alanında) yerini almaktır. Reel politikçiliğe, mazeretçiliğe sığınmadan, elinde avucunda ne varsa onunla devrimin güncelliği bilinciyle aynı zamanda bölge devrimine varma potansiyeli barındıran Kürdistan devrimine katılmak, yüklenmek ufuk açıklığıyla yeni pozisyonlar üretildiğini gösterir. Asla unutulamayacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 29 Ağustos 2014 tarihli 136. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 29 Ağustos 2014, Cuma 15:36
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Rota