Ezilenleri silahsızlandırmaya veda

Ezilenleri silahsızlandırmaya veda

MESUT ÇEKİ – 

“Silahlara veda” diyenler, “silahlarınızı gömün” çağrıları yapanlar son günlerde oldukça şaşkınlar. Sesleri kısılmış durumda. Oysa ne kadar da severler akıl vermeyi. Zamanın ruhunu anlamayan vandallara her fırsatta hadlerini bildirmeyi. Sanki direnen ezilenlerin tercihiymiş gibi, onlara ölmenin ve öldürmenin saçmalığını anlatmayı nasıl da severler. Hayatın sırrını çözmüşcesine büyük laflar etmeyi, yazılar döşenmeyi…

Peki ne oldu da sabah akşam terörizm tekerlemesini dillerinden düşürmeyen; SAĞ’dan SOL’dan, AKP’lisinden CHP’lisinden; bilumum reformistinden akademisyeninden silahlı mücadele korosunun akordu bozuldu, “dağılıverdi!” TV ve internet ekranlarından, gazete köşelerinden makineli tüfek gibi aynı noktaya ateş edenlere birdenbire ne oldu da o çok güvendikleri kara propaganda silahları ellerinde patlayıverdi! Neden ajitasyon ve propaganda motivasyonlarını kaybettiler ve şimdilik geri çekildiler?

Bu sorunun yanıtı tarihsel bakımdan ironik, ilgili zatlar için ise trajiktir. Çünkü onları böylesi halleri düşürenler, yıllardır silah bıraktırmaya ve ellerine silah aldıkları için pişman etmeye çalıştıkları Kürt özgürlük hareketidir. Silahları omuzlarında dağlarda ve ovalarda nöbette olan Kürdistan gerillalarıdır.

Geçtiğimiz ay neler yaşandığını kısaca hatırlayalım.

IŞİD çeteleri, 2 Ağustos’ta önce peşmerge denetimindeki Musul’a bağlı Zumar Kasabası’nı ele geçirir. Ardından Ezidi Kürtlerin kutsal kenti Şengal’i kuşatır. Şengal’in güvenliğini sağlamakla görevli KDP peşmergeleri tek bir kurşun atmadan mevzilerini boşaltırlar. Tarihlerinde 72 kez katliama uğramış mazlum Êzidi halkının gözyaşları içinde “Bize silah verin” demesine aldırmadan, arkalarına bile bakmadan silahlarıyla birlikte kaçarlar. Yüz binlerce insanı IŞİD cellâtlarının insafına terk ederler. Sayıları bugün dahi tam olarak netleştirilemeyecek kadar çok insan vahşice katledilir. Binlerce kadın tecavüze uğrar, kaçırılır. Yüz binlerce insan Şengal Dağı’na sığınır, zorunlu göç yollarına düşer.

Tarih bir kez daha silahsız, kendi güvenliğini sağlayamayan bir halkın yüz yüze bırakılığı zulme tanıklık eder. İşte tam bu anda Batıdan/Rojava’dan YPG/YPJ savaşçıları doğudan/Kandil’den HPG/YJA-STAR gerillaları Êzidi Kürtlerin (ve daha önce IŞİD’ten kaçıp yanlarına sığınmış Şii Türkmenlerin) yardımına koşarlar. Şengal Dağı’nda kuşatılmış, mahsur kalmış insanlar için direne direne, çatışa çatışa öle öldüre güvenlik koridorları açılır. Çeteler püskürtülür, yüz binlerce insanın ve kutsal mabetlerin güvenliği sağlanır. Peki ne ile? Elbetteki halkların kardeşliğine, ezilenlerin birliğine inanmış ideolojik berraklık ve silahla!

“Bir avuç terörist”, IŞİD çeteleriyle kıyaslanmayacak derecede sınırlı bir silahlı güçle, gözlerini kırpmadan ateş çemberinin içine atılmışlardır. Savunmasız, çaresiz ve ölümü bekleyen yüz binlerce insanın imdadına Xızır gibi yetişmişlerdir. 21. yüzyıl insanlığının yüz akı olmuşlardır.

Şimdi tüm dünya bu yiğit kadın ve erkek gerillaları konuşuyor. Onların terör listelerinde yer almasının birçok ülkede yasaklı olmalarının etkinlik alanlarına Rojava’ya fiili ambargo uygulanmasının ne kadar yanlış ve haksız olduğu tartışılıyor.

Eee hal böyle olunca; hayat silahlı mücadelenin ve ezilenlerin şiddetinin gerekliliğini ve zorunluluğunu bir kez daha kanıtlayınca; ezilenleri ve devrimcileri silahsızlandırmaya çalışanların ezberi bozuldu. Sudan çıkmış balığa döndüler. Kekelemeye ve “yeni durum”a göre argümanlar aramaya başladılar. “Tamam IŞİD gerçeği ve Ortadoğu şartları farklı olabilir ama Türkiye’de silah kullanmanın bir meşruiyeti yok”, “barış süreci varken bunca şiddet eylemine, sokakları terörize etmeye ne gerek var?”

Ne yani, silahlı mücadelenin meşrulaşması için ille de IŞİD barbarlığın ve vahşetinin mi açığa çıkması gerekiyordu? 2003’ten beri Irak’ta, Afganistan’da tüm Ortadoğu’da yüz binlerce insanı katleden ABD; sadece geçtiğimiz Temmuz’dan bu yana binlerce Filistinli’yi katleden İsrail; Gezi’den Lice’ye onlarca genci Soma’da yüzlerce işçiyi, her yıl binlerce kadını katleden (katledilmesine göz yuman) TC, IŞİD’ten daha mı uygar? ABD’ye, İsrail’e, TC’ye ve bir bütün emperyalizme, siyonizme, faşizme karşı direnmek ve şiddetle mücadele yürütmek IŞİD’e karşı mücadele etmekten daha mı az meşru?!

Ezilenleri silahsızlandırma korosunun şaşkınlıklarının uzun süreceği sanılmamalıdır. Çok geçmeden toparlanacaklardır. Hızla değiş(tiril)en siyasal gündemi de fırsat bilip kara propagandalarına, psikolojik savaşa devam edeceklerdir. Zira bu onların tercihi değil, burjuva egemen (ve işbirlikçi uzlaşmacı sınıf karakterleri ve varlık nedenleridir. Ezilenlerin, mazlum halkların ve devrimcilerin başvurdukları her şiddet eyleminin, sıktıkları her kurşunun kendilerini de hedef aldığını bilmelerindendir. Kaderlerini, egemenlerin şiddet tekelini ellerinde tutmalarına bağlamalarındandır.

Öyleyse, sömürüye, zulme ve zorbalığa karşı ezilenler de devrimciler de varlıklarını şiddetle koruma hakkına sahip olduklarını en gür biçimde haykırmaktan geri durmamalıdır. Bir an olsun unutmamalı ve unutturmamalıyız ki, kapitalist emperyalist barbarlık (ve onların çömezleri olabilecek IŞİD gibi çeteler) var oldukça, ezilenlerin ve devrimcilerin politikanın bir aracı olarak şiddeti de kullanmasını tartışmaya mahkum etmeye çalışmak hiç kimsenin haddi değildir! Hem neden biz hala kendimizi savunmak, açıklamak zorunda kalıyoruz da onlar bize parmak sallayarak şiddetle aramıza mesafe koymamızı söyleyebiliyorlar. Yok öyle yağma!

Gezi Parkı’nı ve meydanlarımızı, mahallelerimizi korumak için neden barikat kuramayacakmışız? Haklarımız için neden fabrikaları ve okulları işgal edemeyecekmişiz? Doğamıza ve geleceğimize sahip çıkmak için HES’leri, barajları, kalekolları yapmayı sürdürenlerin iş makinelerini neden ateşe vermeyecekmişiz? Gençlerimizi zehirleyen uyuşturucu çetelerini neden cezalandırmayacakmışız? Rojava’dan Şengal’a, Maxmur’dan Lice’ye topraklarımızı, özgürlüğümüzü ve değerlerimizi çiğnetmemek için neden tetiğe basmayacakmışız? Neden, neden, neden? Evet önce o parmaklarınızı indirin, sonra da açıklayın bakalım ezilenlere…

Siz ne yanıt vereceğinizi düşünürken, o çok sevdiğiniz çağrıları, kendi dilimize çevirerek, bu kez de biz yapalım; “ezilenleri silahsızlandırmaya veda”, “zehirli ve ukala dillerinizi toprağa gömün”.

* Atılım Gazetesi’nin 12 Eylül 2014 tarihli 138. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 11 Eylül 2014, Perşembe 19:21
Kategoriler: Güncel, Haber-Yorum, Haberler