Burkan-El Fırat, gerçekler ve yalanlar

Burkan-El Fırat, gerçekler ve yalanlar

AYHAN YENER- 

YPG, geçtiğimiz günlerde yapılan bir açıklamayla Liva El Tevhid Doğu Kolu, Liva El Siwar El Raka, Fecir El Huriye tugaylarına bağlı Şems El Şemal taburları, Halk Savunma Birlikleri (YPG), Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), Seraya Cerablus, Liva Cephet El-Ekrad, Siwar Umunaa El Raka, El Kasas Ordusu, Liva El Cihad Fi Sebilillah örgütleriyle, IŞİD’e karşı Ortak Eylem Merkezi olarak adlandırılan ‘Burkan El-Fırat’ ı kurduklarını açıkladı.

IŞİD vahşeti karşısında amansız bir mücadele veren Kürt Özgürlük Hareketinin bu hamlesinin bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak çarpıtıldığına ve ittifak içerisinde Özgür Suriye Ordusu’nun tüm unsurları varmış gibi yansıtıldığına tanıklık ediyoruz. Birincisi bu doğru değil, sadece yukarıda adı geçen Afrin, Kobane ve Halep bölgesindeki örgütler var. İkincisi bu örgütler ağırlıklı olarak İslamcı Kürt örgütler. Kürt olmasalar bile, IŞİD’e karşı Kürt bölgelerini savunmak amaçlı birlikte hareket etmek isteyenlerle bu bölgede birlikte hareket etmekte ilkesel olarak bir terslik yoktur.

Şimdiye kadar Rojava’ya yönelik IŞİD saldırıları karşısında ahlayıp vahlamaktan başka bir şey yapmayan ve YPG savunması karşısında bile sevinmeyi beceremeyen Kürt fobisiyle kuşatılmış bir takım çevreler, “eli kanlı çetelerle işbirliği”, “Alevilere karşı birleştiler”, “IŞİD’le birlikte Esad’a saldıracaklar” yalanlardan medet umar hale geldiler.

Bu cenah, Ezidilerin yaşadıkları büyük katliam sonrası yollara düşerek açlıktan susuzluktan ölen insanları gördüklerinde IŞİD’i hatırlamış, HPG ve YPG’nin önderliğinde yapılan savunmayı, Peşmergelerle ittifakı mevzu olarak bile görmeyerek, Kobane, Afrin ve Halep civarındaki IŞİD saldırıları karşısında sesini çıkarmamıştır. Şimdi ise, Esad rejimine karşı savaşan ve ağırlığı Kürt olan grupların, Kürt halkının ve önderliğinin varlığını ve haklarını kabul ederek, temel perspektif ve çıkar birliği olarak belirledikleri, IŞİD’e karşı mücadele ittifakını, Kürt fobisini canlandırmak ve Alevileri bu yönde kışkırtmak amaçlı bir tezgah sergilemek üzere harekete geçtiler.

Bu ittifakı ABD stratejisine bağlayanından, Esad’a karşı savaşmaya kadar götürenler, IŞİD’in hangi güçler tarafından oluşturulup bölge halklarının üzerine salındığını bilmez değiller. IŞİD’in aynı zamanda neden Rojava’ya saldırmakla işe başladığını görmez değiller. Suriye iç savaşı başladığından bu yana Esad rejimine karşı direkt bir çatışma üzerinden değil, emperyalistlerle kol kola girerek değil, halkın öz örgütlülüğü üzerinden kendi devrimini yaratarak ve savunarak ilerleyen, gelinen aşamada devrimi boğmak ve ortadan kaldırmak üzere en başta Türkiye’nin desteğiyle saldıran IŞİD’e karşı Rojava’da Kürt güçlerin ve çıkarını YPG ile birlikte savaşmak üzerine kuran İslami güçlerin ittifakını ‘şer’ ittifakı olarak nitelemek, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ basitliğine indirgemek, dışarıdan maval okumaktan başka bir şey değildir.

YPG, ‘Burkan el Fırat’ (Fırat Volkanı) Ortak Eylem Merkezini kurarken, çok açık bir biçimde IŞİD’e karşı kurulduğunu ve bunun temel ilke olduğunu ifade ederek, Kürt halk savunmasında cepheyi genişletmek stratejisi izlemiş olamaz mı? YPG’nin, Güney Kürdistan bölgesine düşen kentlerde Peşmerge ile ortak savunması meşru sayılırken, Suriye tarafına düşen kentlerde ise orada var olan güçlerle ortak savunma yapması neden meşru görülmez. Her savaşın ittifak güçleri politikası vardır. Yine her savaşın ise daha büyük düşmana karşı savaş politikası da vardır. Bugün için Rojava varlığını ciddi bir biçimde yok etmeye yemin etmiş, Kürt öldürmeyi bütün savaşının merkezine koymuş bir güce karşı cephe siyaseti yürütmek neden meşru olmaz. Bu soruların, yukarıda bahsedilen iftiraları ve karalamaları ortaya atanlarca cevabı yoktur.

Bu ittifakın, ABD stratejisine bağlanmakla bağdaştırılacak elle tutulur somut bir olgusu var mıdır. Hangi söylem ve pratik bu algıyı somutlaştırmaktadır. Ayrıca Kürt hareketinin Esad’a karşı mücadele etmek için meşruiyeti de vardır. Rojava hala Suriye’nin sömürge tehdidi altındadır. Suriye rejimine karşı savaşma ve sömürgecilikten ayrılma hakkı vardır. Ancak İttifak bildirgesinde de açıklandığı gibi Esad güçlerinin saldırılarına karşı meşru müdafaa yapılacağı belirtilmiştir. Esad saldırmadığı müddetçe ortada bir sorun yoktur.

ABD stratejisinin Suriye’yi de kapsadığı bir gerçektir. Fakat bugünlerde Esad’la işbirliği yapma tartışmaları bile gündemdeyken, Emperyalistlerin ve iç savaş unsurlarının Esad’ın yenilemeyeceği algısı oluşmuşken, Kürtlerin Esad’a karşı savaşacağı iddiasını ortaya atmanın, Alevilere saldırılacağı yaygarasını koparmanın, ne Kürt hareketinin şimdiye kadar ki pratiğiyle ilgisi vardır ne de Rojava’daki tüm bölge halklarının ve içlerinde Alevilerin de olduğu inanç kesimlerinin bir arada yaşadığı gerçekliğiyle ilgisi vardır. Bölgede ezilenlerin tek dayanma kaynağı olan Rojava devrimini hazmedemeyenlerin ırkçılık ve sömürgecilikle malûl sakat ruhlarının yansımasıdır ancak bu durum. Ezidilerin ve Türkmenlerin bugün yaşanan IŞİD vahşeti karşısında Kürt Özgürlük Hareketinin savunma savaşı sayesinde büyük bir katliamdan kurtulduklarını kimse görmezden gelemez. Alevilerin Rojava’da Kürt halkının içinde beraber savaştıkları, Rojava’yı beraber savundukları ve bir arada özgürce yaşadıkları bir çırpıda gözden kaçırılamaz.

Savaşın olduğu yerde ittifaklar ve düşman güçler ayrışması kendi iç dinamikleri bakımından olacaktır. Bu kaçınılmazdır. Burada yeni olan bir şey de yok üstelik. Söz konusu güçlerle YPG geçmişte de ittifaklar yapmıştı. 2013 yılında bile konjonktürel olarak ittifak yapma zorunlulukları olmuştu. Ayırt edilmesi gereken en önemli nokta IŞİD’in gücünün ve etkisinin farkına varılmasıdır. IŞİD’in elindeki silah ve insan gücü ile vahşet katliamları, sıradan insanları düşürdüğü dehşetin yanı sıra yayılma ve etkisi altına aldığı bölgelerdeki savunma zayıflığı, örgütü daha da hızlandırmaktadır. Şengal savunması bu hızı durdurmuştur. Diğer bölgelerde ise yine Kobane örneğinde olduğu gibi dişe diş bir mücadele sergilenmiş ve geriletilmiştir. Fakat IŞİD’in ortaya çıkış ve ilerleme taktiklerine ve hızına bakıldığında bu durumun tekrar yaşanmayacağının garantisi yoktur.

Kürt halkının ve bölge halklarının emperyalistlerden bekleyeceği bir şey yoktur. Birlikte kuracakları özgür bir Ortadoğu seçeneği vardır. Bunu anlamadan, Türk sömürgeci ve inkarcı zihniyetin tezahürü anlayışlarla bu seçeneği köreltmek kimsenin hayrına değildir.

* Atılım Gazetesi’nin 19 Eylül 2014 tarihli 139. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Eylül 2014, Cuma 12:28
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Makaleler, Politika