12 Ekim’de Ankara’dan Kobanê’ye direniş selamı

12 Ekim’de Ankara’dan Kobanê’ye direniş selamı

AYHAN YENER –

Aleviler, 12 Ekim’de Ankara’da zorunlu din dersi, asimilasyon ve AKP iktidarının Türk-İslam sentezi anlayışıyla diğer halkları yok sayan politikalarına karşı, inanç özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için miting düzenliyor. Bir ay öncesinden başlayan tüm illerden yapılan yürüyüşler sonrası Ankara mitingi gerçekleştirilecek.

Alevi inancından halklarımız, Türk devlet tarihinin en zorba katliamlarına, göçertme ve kimliksizleştirme politikalarına maruz kaldı. Ne Osmanlı’da ne Türkiye Cumhuriyeti’nde inançlarını özgürce yaşayabildiler. Hep baskı, asimilasyon ve kırımlarla karşılaştılar. Aleviler, ’90 sonrası inanç özgürlüğü mücadelesini sürdürerek, devleti, Alevileri tanımaya ve haklarını iade etmeye zorlayıcı bir pratik geliştirdiler. Fakat bu dönem içerisinde Gazi ve Sivas katliamları, bütün diğer unsurlarının yanında, Alevileri sindirmek ve geçmiş devlet geleneği olarak katletme politikasını devam ettirmek üzere yapıldı.

Tarihi, katliamlarla anılsa da Aleviler, aynı zamanda kendi küllerinden doğarcasına direniş geleneğini sürdürdüler. Her katliam, Alevi kültürüne daha fazla sarılmayı, daha da güçlendirmeyi beraberinde getirdi. Bu nedenle sömürgeci, asimilasyoncu, inkarcı devlet geleneğine karşı direngen bir mücadele verildi. Bugünkü mücadele ekseni olarak ortaya çıkan bu yürüyüş ve miting, sadece kendinden menkul bir eylem değildir. Coğrafyamızın tüm ezilenlerinin kaderini birleştiren aynı sömürgeci zihniyet, aynı faşist politikalar ve aynı devlet geleneğidir. Kürtçe okullara saldırarak kapatan devletin tutumu ile zorunlu din dersini uygulayan devletin tutumu birbirinden ayrı değildir. Anadilde eğitimi engelleyen politikanın, azınlıkların ve Alevilerin çocuklarını imam hatiplere kaydetme politikası aynı zihniyetin ürünüdür.

Alevi halkı, devletin tüm ayrıştırma ve birbirine kırdırma politikalarına karşı hiçbir zaman mazlum duruşlarını, Hüseyni duruşlarını terk etmediler. Kan deryasına gömülmek istenen Ortadoğu’da, gerek bölge sömürgeci devletler eliyle, gerekse de emperyalistler eliyle yaratılan mezhep savaşlarına girişmediler. Kürt halkının özgürlük mücadelesine, mazlumların penceresinden bakarak destek verdiler. Ancak hayat hiçbir zaman durağan olmadığından her dönemde önümüze çeşitli dönemeçler çıkarıyor. Bölgede, emperyalist sömürgeci politikalar doğrultusunda yaratılan vahşet cenderesine her gün yenileri ekleniyor.

Bugün Kürt özgürlük mücadelesinin kalbinin attığı yer olan Rojava’da, IŞİD adlı vahşet örgütüyle bu özgürlük düşü boğulmaya çalışılıyor. Şengal’de kırıma uğratılmak istenen Êzidîlerin yaşadıkları, insanım diyen herkesin içinde derin yara açacak kadar acıtıcıydı. İşte bu yüzden Aleviler, Şengal halkına destek sunmak için, yardım etmek için seferber oldular. Bir kader benzeşmesiydi bu. Aleviler, Êzidîlere bakınca kendilerini gördüler. Evet, Ortadoğu’da ezilen sömürülen halkların hepsi güneşin aynasında aynı kaderi paylaşıyor.

Êzidîlerin kırımı operasyonu ile başlayan saldırganlık, bugün IŞİD vahşetiyle Kobanê üzerinde sürüyor. Kobanê artık Kürt halkının özgürlük mücadelesinde sembol olduğu kadar, hayatidir de. Kobanê düşerse, bölgede hiçbir halk rahat yaşayamaz. Kobanê, bu nedenle günümüzün Stalingrad’ıdır. Kobanê’den gerisi yok.

Aslında Kobanê saldırısına karşı Suruç sınırına yürüyerek sınırda nöbet tutanlar, sadece Kürt oldukları için değil aynı zamanda Alevi oldukları için gidenlerdi. Çünkü ezilen halkların kaderinin birbirine bu kadar bağlandığı bir zaman dilimi olmamıştı. Dün de böyleydi belki ama bugün başka bir şeyden bahsediyoruz. Halklara düşman emperyalist politikaların bölgemizde uygulamaya koyduğu vahşet ve emperyalist yağma planlarıdır, ezilenleri birbirine yakınlaştıran.

Önem derecesi bakımından bir birinden hiç farklı olmayan, ancak varlık yokluk meselesi olması bakımından Rojava devriminin, özelde de Kobanê’nin savunulması bölge halklarının aydınlık geleceğini savunmak anlamına gelecektir. Ya karanlığa teslim olacağız ya Rojava’nın aydılık izinden yürüyeceğiz.

Bu nedenle 12 Ekim, anadilde eğitim talebini de içermeli, zorunlu din dersinin kaldırılmasını da. 12 Ekim, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasını da içermeli, fakat aynı zamanda IŞİD’e karşı mücadeleyi de.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Ekim 2014 tarihli 141. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Ekim 2014, Cuma 12:41
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Makaleler, Politika