Kadın bedeni üzerinden iktidar inşası

Kadın bedeni üzerinden iktidar inşası

BİRSEN KAYA –

AKP iktidarı, faşist rejime dinci aşı yapmaya devam ediyor. İktidarın gücünü kullanarak, devlet İslamını topluma dayatıyor. Neoliberal kapitalist sömürü ve soyguna rıza gösterecek bir toplumsal yapıyı inşa ediyor. Kendisini de yeni formda devlet İslamı şeklinde kurumsallaştırıyor. Bu saldırısını “hak ve özgürlükler” maskesi altına gizliyor. İlköğretim öğrencisi kız çocuklarının kıyafetlerini düzenleyen yönetmelik, getirdiği yasaklar kadar serbestilerle de bu çerçevede atılan yeni bir adım oldu.

Öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine dair yönetmelikte yapılan değişiklikle; kız çocuklarının başının örtülmesi serbestisi getirilirken, “Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetler ile diz üstü etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek” ve “saç boyama, vücuda dövme yaptırma, piercing takma” yasaklandı. Giyim kuşam böylece erkek egemen tarzda kız çocuklarına dikte ettirildi. Erdoğan’ın ‘dindar nesil’ politikasının tüm topluma giydirilmesi amaçlandı.

“Dindar gençlik” ve “itaatkar kadın” modelleri yetiştirmeye odaklı adımlar AKP’nin eğitim politikalarını belirliyor. Politikanın bel kemiği, İslamcı ideolojinin toplumun tüm hücrelerine yedirilmesi ve rollerin devlet sadakati çizgisinde ezberletilmesidir. Devletin tüm olanakları kullanılarak ve her kurumun başına minare dikilerek yeni sistemin mizanpajı tamamlanmış oluyor. Türkiye’de din, hep siyasal iktidarın politikalarına payanda edilmiştir. Nasıl ki 12 Eylül rejimi kendisini Türk İslam senteziyle meşrulaştırmaya çalıştıysa AKP Hükümeti de devlet dinini körükleyerek 2023 hedeflerine yürüyor.

Hedefte, 2023 var… Hedefte, yoksulların sorgusuz sualsiz devlete biat kültürünü dini vecibelerle yoğurmak var… Hedefte, kadın bedenini beşikten mezara esaret altına alma var… Hedefte, kendine toplumsal kimlik, bilinç kazandırmış, varlık hakkını erkek egemenliğine dayatmış kadın bilincinin ve bedeninin zapturapt altına alınması var… Okulda bu biçimde başlayan bu dayatma, çocuk gelinlerle, üç çocuk dayatmasıyla, eve hapsederek vb. yaşamın bütün alanlarında devam ediyor.

Tarihin her döneminde var olan başörtüsü, bir simge değil gündelik yaşamın bir parçasıydı ve bir ihtiyacın ürünüydü. İnsanlık tarihinin başında saçı temiz tutmak, güneşten, soğuktan korunmak vb. işlevleri gören başörtüsü, onu takanın cinsiyetiyle özdeş değildi. Başörtüsünün sembolleşme serüveni, özel mülkiyet ve devletin ortaya çıkmasıyla birlikte zorunluluk ve baskı aracı haline gelmiştir. Koşullar ve dinlere göre biçim değiştirse de kadın saçı, erkek baskısı ve eliyle örtülmesi gereken günah ve “tehlike” olarak görülmüştür. Tüm bu baskılar ve yasaklar, ataerkil düzenin kurulması ve bekası uğruna gerçekleşiyor.

Düne kadar politik İslam ve onun sembolleri çeşitli biçimlerde baskı altındayken, başörtüsüne özgürlük talebi demokratik bir talepti. Ancak AKP’nin iktidarlaşması ve politik İslam’ın rejimle kaynaşması neticesinde bu durum tam tersine döndü. Bu kez iktidarlaşan politik İslam, kendi sembollerini toplumsal gericiliği örgütlemenin aracına dönüştürdü. Dün başörtüsü baskı altındayken, bu kez başörtüsü takma baskısı başladı. Dün imam hatipler baskı altındayken, bugün imam hatiplerde okuma baskısı başladı. Politik İslamcı güçler, karma eğitimin yasaklanması talebini yükselttiler.

Bu hızlı dönüşümün varoluş alanı olarak da eğitim ve eğitim kurumları seçildi. AKP iktidarında uygulanan “dindar gençlik” politikasıyla, imam hatip liselerine giden öğrenci sayısı 10 kat arttı. 2002’de 71 bin 100 olan imam hatip öğrenci sayısı, 2014’dt 689 bin 232’ye ulaştı. İmam hatiplerin sayısı ise 450’den 952’ye çıktı. Son olarak MEB, getirdiği yeni sistemle 40 bin öğrenciyi daha rızaları dışında imam hitap liselerine kaydetti. Okul dönüşümlerindeki en yüksek oran yüzde 73 artışla imam hatip liselerinde. Türkiye’de her caminin devlet dairesi, her imamın devlet memuru olması garabeti dün politik İslam tarafından sorgulanırken, bugün Diyanet İşleri hükümetin göz bebeği bir kurum olarak devasa bir bütçeye sahiptir. Buna rağmen, bu dev kurumun dahi 700 bin yeni imamı istihdam edemeyeceği açıktır. Dolayısıyla, imam hatip sayısındaki bu artışın, dinsel hizmetlerle herhangi bir ilgisi yoktur. Dahası zorunlu din derslerine ek olarak konulan “seçmeli” (ama Anadolu’da fiilen zorunlu) iki yeni din dersiyle de aslında bütün ortaokul ve liseler imam hatipleştiriliyor.

Tabii ki süreç bu kadarla da sınırlı kalmayacağa benziyor. Devlet güdümlü Eğitim Bir-Sen, yaptığı başkanlar kurulu toplantısında, karma (kız-erkek birlikte) eğitiminin kaldırılmasını ve haremlik selamlık eğitime geçilmesini talep etti. Başörtüsü serbestliği mevzusu da zaten yine bu devlet taşeronu sendika eliyle sunulmuştu. Kız ve erkek çocuklar arasındaki doğal teması kesmeyi hedefleyen politik İslamcı eğitim doktrini yürürlüğe konuyor.

Kadına yönelik şiddetin her türünün zincirleme yaygınlaştığı ve hükümetin doğrudan sorumlu olduğu siyasi ortamda kadına dair devlet eliyle sunulan tek “ÖZGÜRLÜK” başörtüsünün ilkokullara kadar serbest olmasıdır. Daha çocuk yaşta günah ve yasaklarla ıslah edilmiş, oto ve toplumsal kontrollerle bedenine yabancı nesil, nasıl kendi geleceği ve hayatı konusunda karar verebilsin. Toplumsal gericiliğin devlet eliyle örgütlendiği ortamda kadına dönük şiddet de doğrudan iktidarın sopası olur.

AKP, kendi iktidarını kadın bedeni üzerinde yükseltmek ve kalıcılaştırmak istiyor.

Emekçi sol hareketin, kadına yönelik cinayetler kadar, kadın bedeni üzerinde kurulan bu tahakküm zincirine de isyan etmesi gerekir. Özelde, demokratik kadın hareketinin kitlesel ve toplumsal bir karşı koyuşunun örgütlenmesi yeni dönemin temel bir başlığı olmalıdır. Cins çelişkisi, iktidara karşı sınıf mücadelesinin temel çelişkilerinden birisidir.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Ekim 2014 tarihli 141. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Ekim 2014, Cuma 12:57
Kategoriler: Güncel, Haberler, Kadın