Kobanê bizim, hepimizin

Kobanê bizim, hepimizin

MUKADDES ERDOĞDU ÇELİK –

Her türlü işin gönüllüsüne, her meslekten her yaştan insana, kadınlara ve gençlere ihtiyaç var buralarda. Kobanê, her türlü yardımı bekliyor ama öncelikle IŞİD’in sponsoru AKP’yi durduracak bir Türk halk hareketine ihtiyaç duyuyor. Savaşa karşı güçlü bir kamuoyu desteğinin örgütlenebilmesi de bunlara bağlı. Vicdan sahibi herkesi bu savaşa karşı harekete geçirmek en önemli iş. Kobanê bizim, hepimizin direnen kalesi…

Dünya Kadın Konferansı’nın ikincisini örgütlemek üzere toplanan Ortadoğulu kadınlar, bir günlük konferans gündemini tartıştıktan sonra, sınırdaki Kürt kadınlarla buluşmaya karar verdi. Zaten Kobanê’de, sınır köylerde IŞİD saldırıları sürer ve silahlar patlarken salonda konuşmak zordu. Dört parçadan Kürt kadınları ile Türk, Tunus, Filistin, Mısır, Lübnan, Afganistan ve Filistinli kadınlar, ülkelerinde ya da bölgelerinde değişik parti ve örgütlerden gelmişlerdi. Hepsi kadın aklı ve kadın hareketi birliğini yaratmak için çalışıyordu. O anki akıl ve yürek her şeyden önce Kobanê’ye akıyor, savaşın yükünü sırtlamış Kürt kadınlarla buluşma iradesinde toplanıyordu.

Toplantı salonundan ayrıldıktan sonra, ilk olarak Ezidi kamplar ziyaret edildi. Şengal zulmünden kaçıp gelebilenlerin hayatı yine kadınların emeği ile yürüyordu. Şengalli çocuklar, savaşın kirli yüzünü görmüş ama henüz yeni hayatın idrakinde değillerdi. Oynuyor, koşuyor ve objektiflere poz vermeyi seviyorlar. Bu sözünü ettiklerim daha çok erkek çocuklar tabii ki. Kız çocukları daha mahcup, daha sessiz, anaların yanıbaşında, ziyarete gelen “yabancı” kadınlara ilgiyle bakıyorlar. Kendimi o anda, beyaz insanların Afrika ziyaretlerinin kötü görüntülerine sızmış gibi hissettim ve kötü oldum. Hava erken kararıyor Amed’de göçmen çadırlarında. Kadın ya da erkek savaş sürgünleriyle ihtiyacı giderecek bir buluşma gerçekleştiremedik. Ama şunu gördük: Kuzey Kürtleri, örgütleri ve halkıyla Şengalli soydaşlarını bütün sorunlarıyla omuzlamışlar, sessiz özverileri ancak dikkatli gözlerle bakılırsa yürek diline geliyor.

Devlet ne mi yapıyor? Hiç! Her zamanki savaşlar silsilesine bir yenisini eklemiş. Sağı solu TOMA suyu ve gazına boğuyor. Kürtlerin özgür iradesini kırmak amacıyla insanlığı yerlerde süründürüyor. Kamp yerinde 800 küsur çadır var, sadece 100 tanesi AFAD’dan gelmiş. Yemeği, Amed ve ilçe belediyeleri sağlıyor, yatak yorganı Kürt halkı topluyor. Sağlık, güvenlik önlemleri gönüllü emekle çözülüyor. Bir kadın başvuru merkezi, bir çadırdan ibaret bile olsa içimizi açıyor, mutlu oluyoruz, savaş sürgünü kadınlar adına. En çok geride bıraktıkları kadınlar için yandıklarını anladık bir de. Ve tabii, destek bekliyorlar, yaralarının sarılacağına inanmak istiyorlar. Her ziyareti biraz da böyle yorumluyor, moral buluyorlar.

Biz ziyaretçiydik, saati geldi, ayrıldık oradan. Tabii sorunlarla yüklü hayatlarıyla baş başa bırakarak. Bütün sorumluluğu bir avuç kadın ve erkek Kürt gence de bırakmış olarak. Dönüş yolunda kış geliyor, çocukların okula ihtiyacı var gibi sorunlar üzerinden söyleştiğim genç kadın; “Hepsini düşünüyor, hepsine hazırlık yapıyoruz ama işte Kobanê bir çözülse” diyor. Savaş vahşeti sürüyor, hayat normale dönemiyor.

Ertesi sabah, Kobanê yolunda bu gerçekliği bir daha test ediyoruz. Devlet polisi ve az bir askeriyle yolları tutmuş. TOMA, panzer ve akrep, dizi dizi kalkanlı kasklı polisler. Vali Kobanê’ye geçişleri yasaklamış! Bir saati aşkın, Kürt mahkum Mahmut Koç’un dediği gibi, mütalagır-müdafagır vaziyetlerinde bekletiliyoruz. İşkencenin şekli şimdi yollarımızın kesilmesi. Yol açılıp Suruç DBP’nin önüne geldiğimizde gördük ki devletin bütün işi yol kesmek, gaz su sıkmak. İlçe binasının bir tarafı gerçekten kuşatılmış. Sokak havasında gaz zerrecikleri asılı kalmış, anında gözlerimizi yakıyor.

SURUÇ KOBANÊ’NİN CEHPE GERİSİ

Suruç, Kobanê’nin cephe gerisi. Savaşın gerisindeki her şey orada. Gecesini gündüzüne katan genç kadınlar her şeye yetişmeye çalışıyor, gözler kan çanağı, şiş, gözaltları mosmor. Bu halde bir de gelen giden, bizim gibi heyetlere dertlerini anlatmak zorundalar. Sorular cevaplar, yorgunluklara yorgunluk ekliyor; ama dünyaya seslerini duyurmak için bir daha çalışmaları gerekiyor. “Neyiniz var, direniş için” der gibi bir soru gelince, genç kadın acı bir gülümsemeyle; “İrademiz, davamıza inancımız, bu topraklar bizim, sınırlar meşruiyetini yitirmiştir bizim için” diyordu. Başka ne denebilirdi ki? Gerçek yalın ve çıplakça ortada duruyor.

Sözlerin anlamını daha iyi çözüyorsunuz sınıra yaklaştığınızda. Çok genç kadın ve erkek güvenlik güçleri karşılıyor bizi, arabamız duruyor, kontrolden geçiyoruz. “Bunlar bizimkiler” diyoruz, Partizan Tanya’nın ’43 kışında kurşuna dizilerken beklediği “bizimkiler” gibi. Onun gibi 17 yaşından daha fazla değiller ama hayatlarıyla ortadalar işte! Sonra sınıra yürüyüşümüze eşlik edeceklerle buluşuyoruz. Her yaştan kadın ve erkek bizi sevgiyle yaşadıkları hayatı göstermeye çalışıyorlar.

Sınır dediğimiz, üç yüz-beş yüz metre ötede bir tel örgü. Hemen arkasında Geçeli’deki gibi toprak damlar, evler yani. Gözün görebildiği mesafede, iki köy, akrabalar ve orada IŞİD. Yüzümüzü döndüğümüz yönün sağında bir başka köy. O köye IŞİD saldırısı top sesleriyle başlıyor. Bizi biraz içeri çekiyorlar. Köyün içinde, sınırın ucunda nöbet tutanlarla söyleşiyor, anlayıp kavramaya çalışıyoruz. Basın için hazırladığımız ortak çağrımızı genç bir Kürt kadın arkadaş okuyor. Yanımızda, Amed’den nöbete gelen Barış Anaları duruyor.

TÜRK KARDEŞLERİNİ BEKLİYORLAR

Bir başka sınır köyüne gitmek üzere ayrılırken esas görüşmemizi yapıyoruz köyün kadınlarıyla, hem de ilk kez Türkçe. Bir daha öğreniyoruz onların ağzından, Türklere güvensizliğin boyutunu. Çünkü, Türk halkı kendisiyle yaşamak için mücadele eden Kürt kardeşini, IŞİD’in, çözümsüzlüğü derinleştiren AKP iktidarının karşısında yalnız bırakıyor. Türkçe konuşan kadın, “Kürtçe benim anadilim, anadil hakkıma niye sahip çıkmıyor Türk kardeşim?” Yani, mesele duyarlı bir kesimin eylemleri, yardım kampanyaları meselesi değil. Savaşı ve vahşeti durduracak, uzattığı barış elini tutacak Tük kardeşin ortaya çıkmasında.

Bu yazıyı yazmadan önce 21 Eylül tarihli HDP MYK kararlarını okudum. Üç günlük Amed ve sınır-Suruç izlenimlerinin ana sorusunun yanıtını bulamadım. Soru şu ki, Kobanê’ye destek için uluslararası duyurular gibi görevler belirlemiş, eylemler öngörülmüş. Doğru ve gerekli. Ancak, bu kararlar da Elizer-Geçeli Köyü’ndeki kadınların talebini karşılamıyor. Türk emekçi kitleleri, yeni emekçi kesimler, Lazlar, Çerkesleri kardeş halklar olarak devreye sokacak işlere ihtiyaç var. Güvensizlik, bölge Arap halkları için de geçerli bir sorun.

Bu yüzden veya şimdiye kadar yapabildiklerimizi gözden geçirmeye gerek var. Sınırda nöbete duran Kürt halkı, AKP Hükümeti’nin yaptıkları karşısında Türk halkının bir şey yapmamasının yarattığı güvensizliği çok açık yansıtıyor. Bu, partimiz ve bütün siyasi güçler, keza demokratik kitle örgütlerinin sorunu. Yardım kampanyaları ile ilgili de değil. Savaş ve imha tehditleri altında bir halkın beklentileri yüksek, sıradan işlerle karşılanır durumda değil. HDP-HDK Kobanê’deki kirli savaşı Türk halkına anlatmak, anlaşılmasını sağlamak ve kirli savaşa, tezkerelere uyandırmak acil göreviyle karşı karşıya. İki halk ve giderek bölgedeki tüm halklar arasında, güven içinde Kobanê’deki savaşı durduracak bir halk inisiyatifi gerekli. Gezi’de AKP iktidarını hedef alan kitlelerin şimdiki işinin Kobanê olması için çalışmalıyız. Kadın bileşimimiz de bunu işlerin en başına koymalı.

KOBANÊ HEPİMİZİN DİRENEN KALESİ

Kobanê’ye gerçek destek, öncelikle Türk halkının uyanması ve harekete geçmesiyle mümkün. Kürt halkını ve örgütlerini tıpkı Madrid gibi savunmak, onların yanında her türlü güçle yer almak, hiç olmazsa işlerin bir ucundan tutacak durumda olmak çok acil gereklilik. Her türlü işin gönüllüsüne, her meslekten her yaştan insana, kadınlara ve gençlere ihtiyaç var buralarda.

Kobanê her türlü yardımı bekliyor ama öncelikle IŞİD’in sponsoru AKP’yi durduracak bir Türk halk hareketine ihtiyaç duyuyor. Savaşa karşı güçlü bir kamuoyu desteğinin örgütlenebilmesi de bunlara bağlı. Vicdan sahibi herkesi bu savaşa karşı harekete geçirmek en önemli iş. Kobanê bizim, hepimizin direnen kalesi…

* Atılım Gazetesi’nin 3 Ekim 2014 tarihli 141. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Ekim 2014, Cuma 13:05
Kategoriler: Güncel, Haberler